26 Şubat 2008 Salı

Manifesto


19 Ocak 2008 Cumartesi

UNESCO BASIN TOPLANTISI

http://www.aksam.com.tr:80/haber.asp?a=105473,3

İstanbul’un UNESCO’nun ‘Dünya Mirası Listesi’nden çıkarılmaması için verilen süre 1 Şubat’ta doluyor. Önceki gün Sulukule Platformu tarafından düzenlenen basın toplantısında UNESCO İzleme Komitesi’nin Türk üyeleri son 2 yılın değerlendirmesini yaptı. Ancak umut verici bir sonuç çıkmadı: Verilen sözler tutulmazsa İstanbul ‘Dünya Miras Listesi’ndeki yerini kaybedecek... İşte uzmanların tespitleri:Tutulmamış sözlerin acısını çekiyorum
Cevat Erder (ICOMOS Eski Başkanı, Ulus-lararası Kültür Varlıklarını Koruma Onarım Araştırma Merkezi eski Genel Direktörü): İki yıl önce İstanbul’u savunmak için beni Litvanya’ya götürdüler. Listede kalmak için lobi yaptım. Dünya Mirası Listesi’nin gereklerini yerine getireceğimize söz verdim. Belediye, Bakanlık, Valilik temsilcileri bana oy birliği ile savunma gücü verdiler. İstanbul’a dönünce düzenli olarak toplantılar yapıp Belediye’ye sorumluluklarını hatırlattım. Mimarlar Odası, “Belediye yetkilileri belki Fransızca, İngilizce bilmiyordur” diye Dünya Mirası Komitesi’nin kararını Türkçe’ye çevirerek bir kitap yayınladı. Ancak UNESCO’nun bize önerdiğinin pek azı gerçekleşti. Bunları size acı çekerek bildiriyorum. Dünya Miras Listesi’nden çıkmak uluslararası toplumdan dışlanmak gibi bir şeydir.İSTANBUL’UN YÜZDE 1’İ BİLE KORUNAMADI
Prof. Doğan Kuban (Anıtlar ve Sitler Konseyi (ICOMOS) Türkiye bölümü kurucusu): İstanbul’da tarihsel koruma yıllardır çözülememiş bir sorun. 1970’lerde hazırladığım İstanbul Koruma Planı uygulanmadı, kentin yüzde 1’i bile korunamadı. Yenikapı’daki Bizans limanının içinden iki metro hattı geçiyor.UNESCO LAF OLSUN DİYE RAPOR İSTEMİYOR
Prof. Dr. Nur Akın (UNESCO İzleme Komitesi üyeleri ICOMOS Türkiye Başkanı):İstanbul listede yer alsa da, almasa da 3 imparatorluğa başkentlik yapmış, dünyanın en önemli kültür kentidir. Bu bizim mirasımız ve bunu sorumsuzca harcamaya hakkımız yok. UNESCO laf olsun diye, rafa kaldırmak için rapor istemiyor.İKTİDAR SARHOŞLUĞU İÇİNDE İŞ YAPIYORLAR
Korhan Gümüş (Mimar):Türkiye UNESCO’ya yönetim planlarının hazır olacağının sözünü verdi. Ancak buna uygun bir örgütlenme yok. Tarihi Yarımada plan çalışmaları çok eski tekniklerle yürütülüyor. 19’uncu yüzyıldan kalma planlama-proje yöntemleri dayatılıyor. Korumacılık, geçmişi yeniden inşa etmek demek değildir. Bu uygulamalar yaratıcı alanın gasp edilmesidir. İktidar sarhoşluğu içinde yapılan bu uygulamalarla kenti iyileştirmek mümkün değil.Aylin DURMAZ/İSTANBUL



http://www.milliyet.com.tr/2008/01/16/guncel/axgun03.html

İstanbul dünya mirası listesinden çıkarılabilirBir basın toplantısı yapan komite üyeleri, Süleymaniye, Sulukule ve Four Seasons Oteli'nin ek inşaatı gibi projelerdeki sorunlara dikkat çekti ve şeffaflık istedi
TAHSİN AKSU İstanbulAralarında mimar, sanat tarihçisi ve UNESCO İzleme Komitesi üyelerinin de bulunduğu Sulukule Platformu üyeleri Süleymaniye, Sulukule ve Four Seasons Oteli'nin ek inşaatı gibi projelerin İstanbul'u UNESCO Dünya Mirası listesinden çıkarabileceğini belirtti. Platform üyeleri, 1 Şubat'ta UNESCO'ya sunulacak Alan Yönetim Planı'nın kamuoyuna açıklanmasının zorunlu olduğunu da vurguladı.Makine Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi'nde düzenlenen basın toplantısına Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi (ICOMOS) Türkiye kurucusu Prof. Dr. Doğan Kuban, UNESCO İzleme Komitesi üyesi Prof. Dr. Cevat Erder, ICOMOS Türkiye Ulusal Komitesi Başkanı Prof. Dr. Nur Akın, UNESCO İstanbul İzleme Komitesi üyesi Doç. Dr. Deniz İncedayı ile Sulukule Platformu üyeleri Aslı Kıyak İngin, Korhan Gümüş ve Derya Nüket Özer katıldı.
'Proje şeffaf olmalı'Sanat tarihçisi Özer, tarihi yarımadadaki çalışmaların şeffaflıktan uzak bir anlayışla yürütüldüğüne dikkat çekerek, "İstanbul, 2008 Temmuz ayında listeden çıkarılabilir. Bu nedenle 1 Şubat'ta UNESCO'ya sunulacak olan Alan Yönetim Planı Tarihi bölgeyi insanıyla, doğasıyla, yapılarıyla, her şeyiyle ele alıp değerlendirecek, şeffaf ve kamuoyunun bilgisine sunulacak bir plan olmalı" dedi.Mimar Korhan Gümüş de planın birkaç uzmanın bir araya gelmesiyle hazırlanamayacağını ifade ederek, "Çok ciddi bir araştırma geliştirme çalışması yapılmalı. Her şeyden önce yetkili, sorumlu, şeffaflık içeren ve ne yaptığını bilen bir oluşum olmalı. Neron'un, Mussollini'nin yaptığı gibi yanılsamalar iktidar sarhoşluğudur. Bu zihniyet kentin elindeki zenginliklerin kaybedilmesi demektir" diye konuştu.
'Milliyet sayesinde gördük'Prof. Dr. Erder de medyanın kararlılığına dikkat çekerek, "Otelin yanındaki arkeolojik alana inşaat yapılmasaydı ve medya bunun üzerine gitmeseydi biz bu noktaya gelemezdik" dedi.Toplantıda konuşan ICOMOS Türkiye Ulusal Komitesi Başkanı Prof. Dr. Nur Akın da Four Seasons Oteli inşaatını detaylı olarak ilk kez Milliyet sayesinde gördüklerini belirterek, şunları söyledi:"Bizim havadan ve yakından görme şansımız hiç olmadı. Çünkü etrafı kapalı. Zaten bu projenin kamuoyuyla paylaşılmamış olduğunu gördüğümüz zaman, 'Bu iş tamamen bitmiştir' demektir. Acaba Four Seasons, Roma'nın merkezindeki arkeolojik bölgede böyle bir otel yapmaya cüret edebilir miydi?" 1 Şubat'tan sonra ne olacak?UNESCO, tarihi yarımadadaki yanlış uygulama ve projeler nedeniyle 2006'da Türkiye'yi uyararak İstanbul'un Dünya Mirası listesinden çıkarılabileceğini bildirmişti. Bu uyarıya göre yerel yönetim ile ilgili tarafların 1 Şubat 2008'de UNESCO'ya korumanın kentsel yaşamla birlikte nasıl ele alınacağına dair bir plan sunması gerekiyor. Sunumun ardından UNESCO'dan heyetler, Temmuz ayına kadar İstanbul'a gelerek planın işleyişini yerinde inceleyecek. Değerlendirmeden sonra da İstanbul için karar verecek.

10 Ocak 2008 Perşembe

KÜLTÜR BAKANI’NA AÇIK SORULAR

Sulukule'deki kentsel yenileme projesiyle ilgili bir meclis soru önergesini yanıtlayan Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, mahallenin, Osmanlı mimarisiyle yeniden şekilleneceğini ve bu yapı tiplerinin üniversite öğretim üyesi olan proje tasarımcıları tarafından belirlendiğini açıkladı.

Bakanın bu açıklamalarının kafalardaki sorulara bir cevap olmadığını, tam tersine daha büyük endişelere mahal verecek sözler olduğunu belirtmek istiyoruz.


TARİH

1. Dünyada binlerce yıllık kent olarak adlandırılabilecek iki yerleşim
alanından biri olan İstanbul'un merkezinde, Tarihi Yarımada'da sürdürülen yenileme projelerinin her biri mimarlık skandalı niteliğinde.

Örneğin Süleymaniye'de, Kiptaş tarafından insanlardan arındırılan ve yeni sahiplerinin yatırım ihtiyacını karşılamak için yıktırılan sapasağlam tescilli binalar, İstanbul gibi bir kentin nasıl bir inşaatçı mantığına teslim edildiğini ortaya koyuyor. Süleymaniye Projesini onaylayan Koruma Kurulu bile, bu yıkımar konusunda suç duyurusunda bulundu, ama ne yazik ki, iş işten geçtikten sonra!... Ya suça daha fazla iştirak etmemek icin, ya da tarihi bina katliamı gercekten onların bile yüreğini sızlattığı için. Çünkü malum, kurullar, “koruma”dan çok, “yıkıp yenileme” amacına hizmet ediyorlar...

Bölgelerde tescilli binaların bile yıkılarak yerine, UNESCO’nun uyarılarına aldırış edilmeden taklit Osmanlı evleri yapılması, konutların yeni sahipler için yapıldığının göstergesi. Çünkü, buraların değerleneceği bilgisini “içeriden” alıp yatırım yapan “müşteriler” eski binaları tercih etmiyor.

Nitekim Sulukule projesinde de, tescilli sivil mimari örneği sayısının düşük gösterilmesi, tıpatıp aynı nitelikte onlarca başka evin es geçilmesi de bunu gösteriyor.

Kültürle ilgili en üst düzeydeki kamu görevlisi olan Sayın Bakan, neden kültürü yok sayan bir inşaatçı mantığı ile yalnızca fiziksel mekanı dönüştürmeyi hedefleyen bu ilkel mimarlık uygulamasını destekliyor?


2. Sultanahmet otel inşaatında yaşanan skandal bu kez de Sulukule’de tekrarlanmak üzere. Projede, evlerin altı bütünüyle otopark olarak öngörülmüş. Oysa, mahallenin, Bizans ve Osmanlı zamanlarında çok önemli bir yerleşim alanı olduğu biliniyor. Türkiye'nin 1982'de imzalamış olduğu UNESCO Konvansiyonu, yer
altındaki arkeoljik varlıklar araştırılmadan yeni inşaat yapılamaz diyor.
Ayrıca surların bulunduğu bölgede yapılacak inşaat faaliyetlerinin de bu konvansiyona göre DKMK ile haberleşerek yürütülmesi
gerekiyor. Dahası, TC yasaları uluslararası normların dikkate alınmasını
gerektiriyor.

Oysa, bölgedeki kalıntılar hic bir zaman araştırılmadı. Bazı kaynaklara gore, 569-570 yıllarında inşa edilen Deuteron sarayının, Sulukule'de olması yüksek bir olasılık.

Sulukule'ye tarihi adını veren "su" yun, yani bir zamanlar Bayrampaşa sırtlarından kopup gelen Lycos deresinin suyunu toplayan Bizans sarnıcının üzerine, iki yıl kadar önce inşa edilen yüzme havuzu kompleksi ise başka bir skandal... Bu kompleksin inşası ne tesadüftür ki, Sulukule'nin yenileme alanı ilan edildiği günlere rastlamıstır!... Yatırımcıların ilgisini cekmek, bölgenin değerini artırmak ve proje sayesinde yerlerinden edilecek Romanların yerine mahalleye yeni yerleşecek olanlara bir cazibe merkezi olusturmak icin... Yanina bir de alisveris merkezi ve otel insa ettiniz mi, işte kültür, işte "çağdaş" yenileme!... Üstelik de “sosyal”!...

Fatih Belediyesine ve tabii ortaya çıkan projeye göre, arkeolojik kazıya şimdilik gerek yok. Ama, inşaat kazıları sırasında, dozerlere, ekskavatörlere tarihi birşeyler takılırsa, ne yapılması gerektiğine o zaman karar verilecek!
Yoksa, aynı Sultanahmet örneğinde olduğu gibi, bölgenin etrafı perdelerle çevrilip, kalıntılar rahat rahat yok mu edilecek?


SOSYAL, EKONOMİK, KÜLTÜREL SORUNLAR

3. Yüzlerce yıldır Sulukule’de yaşayan insanları zararlı yaratıklar gibi gösteren:

-Onları, “siyah ve esmer vatandaşlar” olarak niteleyen ve hem savcı hem yargıçmış gibi “kötü şeyler yapıyorlar” yargısında bulunan zihniyetle (TOKİ Baskanı Erdoğan Bayraktar, bkz. Ekonomist Dergisi 12 Kasım 2007) ;

-Projenin mahalle sakinlerinin ve sivil toplum kuruluslarinin katılımıyla, mahallelilerin ihtiyaçları doğrultusunda gerçeklesmesi için mücadele veren STK’ları, “daha fazla istifade etmek isteyen provokatör ve kışkırtıcılar” olarak tanımlayan anlayışla (AKP Milletvekili Mehmet Müezzinoğlu ve Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir’in basın toplantısı, bkz. Yeni Şafak 27 Aralık 2007);

-Yine STK’ların yenileme projelerine muhalefetini, “uyuşturucu ve kadın satıcılarının” kendi çıkarlarını korumak için harekete geçmesi olarak kamuoyuna sunmaya çalışan kamu şirketi yoneticisiyle (yine TOKİ başkanı, bkz. Milliyet 18 Kasım 2007)

- Sulukule’nin, Osmanlı orta ve üst tabakasının ikamet ettiği bir mahalle olduğunu, bütün tarihi verilere rağmen ıspatlamaya çalışarak sürgün ve yıkımları doğrulama uğraşına giren; mahallelinin Sulukule adıyla anılmaktan “aşırı derecede rahatsiz” olduğunu iddia ederek hem tarihten gelen bu adı, hem de orada yaşayanları aşağıladığının ayırdına bile varmayan Fatih Belediyesi’yle (bkz. http://www.fatih.bel.tr/kate_detay.asp?id=46&tur=387)

ve daha saymakla bitmez gaflarla, bilgisizlik veya çarpıtmayla oluşturulan “sosyal” projenin, insanlari sürmesinden, yaşam biçim ve çevrelerini değiştirmeye zorlamasından ve oradaki kültürü yok etmeye çalışmasından başka bir şey beklenebilir mi?



4. Bölgede yaşam ekonomisi de altüst ediliyor, orada bir arada yaşamaktan doğan iş kaynaklarının yanısıra, kültürlerini yeniden üretme yolları da kesiliyor. İnsanların evlerini satmaya, kiracıların yer değiştirmeye zorlanması yaşama, barınma ve insan haklarına aykırıdır. İnsanların yaşam biçimlerine müdahale eden, birlikte ve dayanışma içinde yaşamaları sayesinde sürdürebildikleri Roman kültürünü, bölünerek ve dağıtılarak uzun süre sürdüremeyecekleri açıktır. Bu uygulama açıkça ayrımcılık ve asimilasyondur.
Bir kültür bakanı, bu ayırımcılığı ve en az bin yıl öncesine dayanan bir kültürün yok edilmesini nasıl destekleyebilir?



5. Öte yandan, bölgeyi yenileme alanı ilan edenler de, projeyle ilgili karar organlarında yer alanlar da , bölgeye yatırım yapanlar da, ya aynı kişiler ya da onların yakınları olan partililerdir. Hatta aralarında rant için kavgalar bile çıkmıştır (bkz. http://www.haberfatih.com/detay.asp?hid=1213).

Bir kültür bakanı, sokaklardan saraylara koca bir imparatorluğu nağmeleriyle dolduran, uluslarası kabul görmüş müziğiyle dünyada tek olan, dünyaca ünlü müzisyenler yetiştiren bu mahallenin , nasıl olur da rant için yok edilmesine göz yumabilir?
Buranın, insanlarıyla birlikte yaşaması ve yaşatılması için, bir kültür ve turizm merkezi haline getirilip sakinleriyle birlikte kalkınması için nasıl olur da fikir beyan etmez, kavgasını vermez?
Yenilemek veya “nezihleştirmek” için değil de “iyileştirmek” için bir proje yapılmasını talep etmez?



MİMARİ

6. Bakan, kurul çalışmalarında surların gabari olarak dikkate alındığını
söylüyor. Böyle bir yaklaşım kültürle ilgili bir konuda yeterli olabilir mi?
Surlara bir yönetim alanı olarak bakılması gerekli. İstanbul'un Kara
Surları, dünyada tarihsel topografyasını, bostanları, anıtları, mahalleleri
ile koruyabilmiş tek örnek.

Tarihi mirasa , basit bir toplu konut şirketi yöntemi ile, iş merkezi, tatil köyü, rezidanslar, gibi, tek tip yani homojenleştirici bir mimarlık ve şehircilik mantığı ile yaklaşılamaz. Oysa, Sulukule projesi, buraya yama gibi bir toplu konut sitesini sığdırmayı öngörüyor.


7. Bakanın açıklamasında yer alan Osmanlı mimarisi tarzı ne demektir?
Sulukule için hangi dönemin Osmanlı tarzı esas alınmaktadır? Bir kültür
bakanı mimarlık ve kentsel tasarımla ilgili bir fikri bu şekilde
sorgulamadan, kamusal işlevini yok sayacak bir biçimde kullanabilir mi?

"Surlara uyumlu konutlar" başlığı altında mimari düşünce ve sorgulama alanını kapatan, “ben yaptım oldu” mantığıyla üretilen projelerin nasıl bir sonuç vereceği ortada. İstanbul gibi bir kentin böylesine dar bir perspektiften, homojenleştirici inşaatçı mantığı ile yönetim planı olmadan, uluslararası normları, yasaları çiğneyerek, katılımcılığı kale almadan, yaratıcı fikirlere açılmadan dönüştürülmeye çalışılması, geçmişteki tepeden inmeci uygulamalarda olduğu gibi yalnızca küçük bir azınlığı zengin etmekten başka bir sonuç yaratmayacak.

Oysa gelişmiş dünya, sonuçların hep aynı olduğunu görerek bu yöntemleri çoktan geride bıraktı.

Projelerin insanlar için yapılması dileğiyle

Sulukule Platformu

SULUKULE : ‘’BATSIN BU DÜNYA’’ (?)

Prof. Dr. İsmet Okyay
Yeni Mimar Gazetesi, Aralık 2007

‘’B en burada 200 gr kıyma etini,bir Sana yağının yarısını bakkaldan isteyebiliyorum.Üstelik bunu da borç defterine yazdırabiliyorum.Biz burada böyle yaşıyoruz.Beni buradan kanun marifetiyle kapı dışarı ederlerse ben 200gr kıymayı,yarım Sana yağını istanbul’un neresinde,hangi bakkaldan isteyebilirim,nasıl ayakta kalabilirim bu bebelerle ?’’

‘’Bize lüks konutlar vereceklermiş.Bu bize Hammer cip hediye etmeye benziyor. Benzinini alamadıktan,sigortasını yaptıramadıktan sora ben ne yapayım Hammer cipi.’’

‘’Asıl olan ayrımcılık.Bizi dağıtarak asimile etmek istiyorlar.’’

‘’Hayatımızı onlar çizmek istiyorlar. Ferman onların elinde.Belki evimizi kamulaştırabilirler,ama ruhumuzu asla ! ‘’

‘’Oğluma keman almıştım,pek hevesliydi. Sonra düşündüm.Müzisyen olmasını istemedim.İlerse horlanmasını,ezilmesini istemedim.Kemanı kırdım attım.’’


Bu haykırışlar karşısında hiçbir şehir planlama kuramının, hiçbir ‘’şehir yenileme ,dönüşüm ‘’ modelinin hükmü yoktur. Her şeyi durdurmalı,yeniden düşünülmelidir. Akl_ı hikmet, vicdan , modellerin oluşturulmasında başat ilkeler olmalıdır.

Sulukule. Bin yıllık anıtsal tarihi eserlerle aç içe bir mahalle. Dünyanın en güzel müziklerinden birinin yaratıldığı yer. Koca koca belediye başkanlarında.TOKİ’li yöneticilerden,dev inşaat sektörü patronlarından,en ciddi danışmanlardan,mimarlardan, şehir plancılarından hiçbiri ‘’ben roman müziğini sevmem., yoğun bir işgünü sonunda eve gittiğimde Bach.,Mozart dinlerim diyebileceğini sanmıyorum.Bu ülkede her düğün,dernek tango ile başlar, gecenin ilerleyişiyle roman müziği ile biter.

Sulu kule, 5366 sayılı yasa marifetiyle kentin içinden tıraşlanıp,yerine lüks konutlar yapılmak isteniyor.Zira bu alan pazarlama piyasası rayiçlerine göre çok kıymetli.Bunun faturasını bu müzik yaratıcıları ödesin,nereye giderlerse gitsinler,İşte Taşoluk’a gitsinler,birkaç saatte ulaşılabilen bir diyar.Tesbih taneleri gibi saçılsınlar.Kentsel rantın altın kuralları böyle : Altını olan kuralı koyar !

Sulukule halkının Taşoluk’a sevkiyatı ,aslında bir tür ‘’tehcir’’dir.

Sulukule’li ‘’beni dönüştürme,ben böyle varolabiliyorum,müziğimi dansımı böyle mekanlarla özdeşleşerek yaratabiliyorum’’ diyor.Büyün dünyada böyle.Yüzlerce yılın ezilmişliğine,horlanmışlığına karşı böyle bir müzikal uslûpla ,kendilerine özgü mekanlar kurarak direnebilmişler. ‘’batsın bu dünya ‘’dememişler.Coşku dolu müzikleri ile cevap vermişler.Huyları böyle. Onlara en konforlu müzik salonlarını verseniz,aynı aynı uslup ve muhtevada şimdiki müzikleri gibi müziği ,dansı yaratamazlar.

Bu romanlar bizde olmayan gizi güçlere sahipler.

Ülkenin bütünlüğü salt terörle mi ihlal ediliyor sanıyorsunuz ? Kapalı kapılar ardında yapılan kentsel rant hesaplarıyla,sırasında ‘’kentsel yenileme ‘’ formülasyonları ile yerinden yurdundan etmelerle,orada, burada,şurada ,yer yer ve ruhlarda...

Kentsel yenileme (renovation urbaine) Batı Avrupa kökenli planlama modelidir.Başlarda,1950’li yıllarda çok masum ve iyi niyetli idi. 2.Dünya Savaşı sonrası yıkılmış,yıpranmış Avrupa’da büyük bir mesken yetmezliği sorunu baş gösterdi.Hükümetler bir yandan hızla yeni konut inşasına yönelirken ,diğer yandan mevcut konut stokunun iyileştirilmesini,sıhhileştirilmesini amaçladı ve uyguladı.Bu konuda gelişme sağlayabilecek kurumların,örgütleşmelerin gerçekleşmesini teşvik etti.Örneğin Fransa’nın ünlü ANAH (Agence national de l’Amelioration de l’Habitat) kuruluşu bunlardan biridir.Ne var ki, 1970’lerden sonra kendini toparlayan Batı’da yüzlerce idarecisi,mühendisi,kalifiye işgücü ile dev inşaat şirketleri ülke içine yeterli pazar bulunamaması nedeniyle ülke dışındaki pazarlara yöneldiler,devlet de bu girişimleri teşvik etti.Arap ülkeleri de bu önemli pazarlardan biriydi.1973’te petrol üreten arap ülkeleri ile Batı arasında petrol fiyatları anlaşmazlığı büyük gerilimlere neden oldu ve arap ülkeleri kendileri ile iş yapan büyük inşaat şirketlerinin işine son verdi (Zeki Yamanî olayı). Yeni iş alanı bulamayan dağılma tehlikesi ile karşılaşan yüzlerce dev inşaat şirketleri devletlerinden
yeni iş alanları bulunmasını talep ettiler. Zira, şirketlerin dağılması çok büyük bir işsizliğe ,dolayısı ile ekonomik ve sosyal (hatta siyasal) krize neden olabilecekti.Hükümetler çözümü,ülke içinde inşaat alanlarının açılmasında gördüler.Ama parsel bazında,yapı adası bazında değil , mahalle büyüklüğünde alanların ‘’şehir yenileme’’ yasaları çerçevesinde toptan yıkılarak,kent dokusunun tıraşlanarak ...
Kuşkusuz bu büyük yıkımlardan tarihi şehir dokuları da nasibini aldı.Harika güzellikteki 19.yüzyıl mimarisi ile oluşmuş kent dokuları buldozer kepçeleri altında yok oldu.Günümüz Batı’sı bu yıkımlardan hâlâ utanç duyar. Zira böyle bir ‘’kentsel yenileme’’ çok mahzurlu idi.Tarihi kent dokuları yok edilerek,yerine kentleri estetiği ile uyuşmayan gökdelenler gelmişti ,yok olan fiziki çevre ile sosyal doku da,komşuluk ilişkileri de.küçük esnafın müşteri çevresi de yok edilmişti, üstelik nüfus yoğunluğu artışı ile yetersiz kalan altyapı ve kentsel donatının. (okul,kreş,hastane,güvenlik güçleri personel sayısının artması gibi) maliyetini kamu ödemişti.Günümüzde bu modelden vazgeçilmiştir. İşte Batı Avrupa’da ki 1070’ler öncesi ve sonrası ‘kentsel yenileme’’ modeli anlam ve içerik bakımından böyle farklılıklar gösteriri. Şimdi bizdeki idareler Batı’daki 1970’ler sonrası , büyük kent dokularının fiziki ve sosyal yıkımı modelini sahiplenmiş görünüyorlar. “Adalet ve kalkınma “ sözcüklerini şiar edinenler, ya yukarıda değindiğimiz süreçteki incelikleri bilmiyorlar,ya da bu “yok edici” modeli bile bile benimsiyorlar.

Funda Oral Sulukule konulu yazısında (Radikal Gazetesi,25 kasım 2007) 5215 Sayılı Belediye Kanunu’nun 3.Maddesini tam zamanında ve yerinde gündeme getiriyor: “ .... Belediye belde sakinlerinin mahallî müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan idarî ve malî özerkliğe sahip kamu tüzel kişisini; mahalle, Belediye sınırları içerisinde yer alan, ortak ihtiyaç ve öncelikleri benzer özellikler gösteren ve sakinleri arasında komşuluk ilişkisi bulunan insanların yaşadığı idarî birimi’ni ifade eder. Sulukule örneğinde belediye,vatandaşlara değil inşaat şirketlerine hizmet sunan ve satan bir kuruma dönüşmüş olarak karşımıza çıkıyor” diyor.

Özetle durum budur.Öyleyse biz de sözümüzü Bertolt Brecht ustanın hatırlatması ile bitirelim.

“Bulanık sularda avda
Ne kavgalar edilir
Sonra dostça hep birlikte
Yoksulun hakkı yenir”

5 Ocak 2008 Cumartesi

İnsan Hakları Komisyonu'nda Romanlara Suçlamalar

Romanlara İnsan Hakları Komisyonu'nda da Ayrımcılık ve Aşağılama
Meclis'in İnsan Hakları Komisyonu’nda geçen hafta yapılan oturumda Romanların şikayetlerinden çok, Romanlardan şikayet vardı. Kültürsüz, içkici, uyuşturucu ve kadın taciri ilan edilen Romanlar Komisyon’dan hayal kırıklığı içinde ayrıldı.
BİA Haber Merkezi - İstanbul
05 Ocak 2008, Cumartesi
Neşe OZAN
Sulukuleliler, Fatih Belediyesi’nin “kentsel yenileme” uygulamalarına karşı bir ay önce Meclis İnsan Hakları Komisyonu’na başvurmuşlardı. Geçtiğimiz hafta Sulukule Roman Kültürünü Geliştirme ve Dayanışma Derneği ile Sulukule Platformu, şikayetçiler adına oturuma davet edildi.
Komisyon kapısında bekleyen davetliler arasında Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir ve mahalle muhtarının yanı sıra, bir ay önce kurulan Neslişah Derneği de vardı. Sulukule’deki yaygın kanıya göre, bu yeni derneğin arkasında Belediye var. Sulukule Platformu’nun durmak bilmeyen sıkıştırmalarından bunalan Başkan, çareyi kendine “sivil” müttefikler kazanmakta bulmuş olmalı.
AKP’nin sosyal demokrat transferi Başkan Zafer Üskül ilk sözü Neslişah Derneği’nden Oktay Hallaç’a verdiğinde anlıyoruz ki, Komisyon’un toplanma sebebi Sulukulelilerin şikayet dilekçelerini görüşmekten çok, Sulukulelilerden yana şikayetleri dinlemekmiş.
Belediye’nin projesini kendisi için kurtuluş sayan Oktay Hallaç, Sulukuleliler yüzünden çocuklarına medrese eğitimi veremediğinden yakınıyor. "Sulukuleliler zannedildiği gibi çalgıcı değildir" diyor. Bir bir şikayetlerini sayıyor:
"Bunlar içkicidir, çocukları uyuşturucuya alıştırır, bu mahallede kültür denen şey, kız çocuklarına fuhuş yaptırmaktır…"
Sessizce dinleyen Zafer Üskül’e bakıyorum. Nasıl oluyor da, bir mahallenin bütün insanlarını aşağılayan ve peşinen suçlu ilan eden bu sözlere izin verebiliyor?
"Oğlum, senin annen çalgıcı"
Oturumda Sulukule Roman Derneği’ni ve mahalleliyi Asım Hallaç temsil ediyor. Kaderin cilvesi şu ki, Oktay ile Asım amca çocukları. Asım Hallaç, Oktay’a annesi dahil bütün akrabalarının hem Sulukuleli hem de müzisyen olduğunu hatırlatır hatırlatmaz, dernekçiler ve AKP’li vekiller "Oktay’ın bireysel hayatına ihlal var" diye ayaklanıyor.
Asım Hallaç devam ediyor: “Belediye ya evini satarsın, ya da bana devredersin, dedi.” Kamulaştırma tehdidi yüzünden mahallenin yarısının evini üçüncü şahıslara sattığını anlatıyor.
Zafer Üskül anlamıyor: "Bir vatandaş evini kendi isteğiyle başka bir vatandaşa sattıysa, bunda ne var ki?"Asım Hallaç’a, böyle alakasız mevzuları değil, insan hakları ihlali anlamına gelen konuları söylemesini hatırlatıyor.
Hatice Sultan’ın 20 yıllık muhtarı İsmail Altıntoprak, başta semtin “Sulukule” diye anılmasından rahatsız: “Semtin adı Neslişah Mahallesi. Sulukule deyince, sanki burada sulu, cıvık insanlar yaşıyor gibi anlaşılıyor”. Semt halkının içkici olduğunu, adam soyduğunu, evlerin mezbelelik olduğunu anlatıyor. Üstelik “ne elektrik, ne su öderler”.
Hakkı var; Sulukule’de birçok yoksul evin suyu, faturalar ödenemediğinden kesiktir. Roman kadınlar bütün gün mahalle çeşmesinden su taşırlar. Gözlerim Zafer Üskül’e dönüyor yine. Sorar mı, acaba neden ödemezler?
Derken, Amasya Ormanönü Köyü Derneği adına Şaban Demirci isimli bir zat mikrofona çağrılıyor. Şaşırıyoruz; bu dernek de nereden çıktı? Açıklıyor: “Bizim derneğin mahallede oturan 40-50 üyesi var da…”
Şaban Demir’e göre de mahallede kültür diye bir şey yok: “Hatta bir gün namaza giderken yolumu kestiler; gel, seni önce eğlendirelim, öyle git, diye. İnanın, mahalleye misafir getirmeye utanıyorum.” Komisyon başkanı bu komediye bir şey söylemiyor.
Protokol neden açıklanmıyor?
Sulukule Platformu adına Hacer Foggo, bir kültürü ve insanlarını İnsan Hakları Komisyonu önünde bu şekilde aşağılamanın bir insan hakkı ihlali olduğunu vurgulayarak başlıyor.
Zafer Üskül hemen dikiliyor yerinde: “Bir dakika” diyor, “burası İnsan Hakları Komisyonu’dur. Burada herkesin ifade özgürlüğü vardır, hiç kimsenin bu özgürlüğü engellenemez.”
Hacer yutkunuyor ve daha önce sayısız kez anlattıklarını çaresizce bir daha sıralıyor. Fatih Belediyesi’nin, TOKİ ile 2006’da imzaladığı Sulukule protokolünü, defalarca talep etmelerine rağmen, neden açıklamadığını soruyor. Yerel halktan kaç kişinin projeden ev alabildiğinin açıklanmasını istiyor. Evlerin çoğunlukla rantçılar tarafından kapatıldığını söylüyor.
Kendine göre “dünyanın en sosyal” projesini yapan Başkan Mustafa Demir, mahallenin sosyal durumu hakkında, karalamaya yönelik bilgiler dışında hiçbir bilgi vermeyerek, projenin ayrıntılarına geçiyor.
Sahi, bu mahallede hanelerin gelir düzeyi ne kadardır? Düzenli bir işe sahip kaç kişi vardır? Belediye kiracılara Taşoluk’taki evleri, mülk sahiplerine ise Sulukule’de yeni yapılacak konutları bedavaya vermeyeceğine göre, insan hiç mi merak etmez, acaba mahallelinin alım gücü ne kadardır?
Mustafa Demir, Belediye ile uzlaşmayı reddeden mülk sahiplerine yakında kamulaştırma tebligatlarını göndereceklerini açıklıyor. Bu, Sulukule’nin defterinin dürüldüğü anlamına geliyor. Komisyon’a şimdi bunu kayda geçirmek kaldı. Mahalleli, haklarının korunması için müracaat ettiği komisyonda, “temizlenmesi gereken bir ur” olduğunu öğrendi.
Sulukule temsilcileri hayal kırıklığı içinde Meclis’ten ayrılıyor. Her yerde itilip kakılmak neyse de, Meclis İnsan Hakları Komisyonu önünde aşağılanmak, üstüne bir de kamulaştırma haberini almak doğrusu fazla gelmişti. (NO/EZÖ)

29 Aralık 2007 Cumartesi

Sulukule Deprem Riski sebebiyle değil Rant sebebiyle yok olma tehlikesi içinde

"Sulukule'yi Deprem Değil Rant Yok Edecek
Sulukule'de yenileme ve acele kamulaştırma kararının Belediye yetkililerince sık sık dile getirilen gerekçelerinden bir tanesi de "afet riski"ydi. Jeoloji Mühendisleri Odası raporuysa bölgede "deprem riski yoktur" diyor.

http://www.bianet.org/bianet/kategori/bianet/103761/sulukuleyi-deprem-degil-rant-yok-edecek
BİA Haber Merkezi - İstanbul
24 Aralık 2007, Pazartesi
Neşe OZAN
Fatih Belediyesi'nin hazırladığı kentsel yenileme projesiyle adım adım bin yıllık ömrünün sonuna yaklaşan Sulukule'nin jeolojik zemin özellikleri açısından İstanbul'un güvenli bölgelerinden birisi olduğu ortaya çıktı.
Sulukule Roman Kültürünü Geliştirme ve Dayanışma Derneği'nin başvurusuyla Jeoloji Mühendisleri Odası'nın hazırladığı rapor, Sulukule'de "Deprem riski bakımından elverişsiz bir zemin yapısı bulunmamaktadır" diyor.
Belediye neye dayanarak "afet riski" var diyor?
Tarihi semt Sulukule'ye ilişkin "kentsel yenileme projesi", Bakanlar Kurulu'nun onayının ardından, 2005 yılının Kasım ayında Fatih Belediyesi tarafından kamuoyuna duyurulmuştu.
Mahallesiyle ilgili haberleri medyadan duyarak bilgilenen ve ne yapacağını şaşıran semt halkı, bir sene sonra ikinci şoku yaşadı: 2006 yılının Aralık ayında Belediye, Bakanlar Kurulu'ndan Sulukule için acele kamulaştırma kararı çıkarttı.
Sulukule'de "yenileme" ve "acele kamulaştırma kararı"nın Belediye yetkililerince sık sık dile getirilen gerekçelerinden bir tanesi de "afet riski", yani deprem tehlikesi. Aynı gerekçe Hükümetin Sulukule konusunda Birleşmiş Milletler (BM) ile yürüttüğü yazışmalarda da ön plana çıkıyor.
BM'nin barınma hakkı konusundaki özel raportörü Miloon Kothari'nin İnsan Hakları Konseyi'nin 18 Haziran 2007 tarihli oturumunda sunduğu raporda aktardığına göre, Türkiye hükümeti, yerel yönetimin 1999 depreminin olumsuz etkileri karşısında, deprem kuşağında olan bu bölge için gerekli önlemleri almaya karar verdiğini belirtiyor.
Oysa Jeoloji Mühendisleri Odası'nın 18 Aralık 2007 tarihli raporu semt zemininin İstanbul'un güvenli bölgelerinden olduğunu belirtiyor. Jeoeloji yüksek mühendisi Tahir Öngür ve jeoloji mühendisi Hadiye Yücel İnceoğlu tarafından hazırlanan rapor "bölgedeki zemin özelliklerinin herhangi bir risk içermediği, önlem alınmasını gerektirir bir ortam bulunmadığını" vurguluyor.
Fatih Belediyesi Sulukule'de kentsel yenileme ile yeni villaların yapılmasına karar verirken, deprem riskine işaret ediyordu. Oysa anlaşılıyor ki, Sulukule Romanlarını depremden çok, Belediye'nin kentin bu merkezi bölgesini rant kapısı haline getirerek, zenginlere peşkeş çekmek istemesi yerinden edecek.
Belediye proje bağlamında şimdiye dek üç yüzün üzerinde hak sahibi ile anlaştığını söylüyor, ne var ki, bunların yüzde 80'i yerel halktan değil, Romanların evlerini düşük fiyata kapatan üçüncü şahıslar.
"Osmanlı tarzı" villalar Sulukule'de hiç yaşamamış, Romanlarla yaşayan o özgün kültürel dokuyla hiçbir ilgisi olmayan kesimler için yapılıyor. Nitekim bu villaların gelecekteki sahiplerinden AKP Fatih ilçesi Yönetim Kurulu eski üyesi Recep Karaoğlu, Sulukule'den ev "kapattığı" için AKP yönetimi tarafından geçtiğimiz günlerde istifaya zorlanmış ve sonunda istifa ettirilmişti.
Açıklamasında AKP Fatih İlçe Başkanı Ahmet Baha'nın aynı kararlılıkla yenileme alanlarında yer alan parti üyelerini istifa ettirmesini temenni eden Karaoğlu, projenin derdinin, Romanları depreme karşı güvenli konutlara kavuşturmak değil, rantçıları kollamak olduğunu ortaya koyuyordu. (NO/EZÖ)

16 Aralık 2007 Pazar

"Sulukule Örneğinde Kentsel Dönüşüm Gerçekleri" konulu toplantı


Editör: Gizem ERDOĞAN
Planlama.Org
10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası Kapsamında yapılan "Sulukule Örneğinde Kentsel Dönüşüm Gerçekleri" konulu toplantı; İnsan Yerleşimleri Derneği Başkanı Mimar Korhan Gümüş, Sulukule Platformu'ndan; Hacer Foggo ve Neşe Ozan; Sulukule Roman Kültürünü Geliştirme ve Dayanışma Derneği Başkan Şükrü Punduk Konuşmacı olarak iştiraki ile Tarih ve Toplum Bilimleri Enstitüsünde yapıldı.
Neşe Ozan ;sosyal yapıya değindiği konuşmasında; evlerin tapu tahsis belgeli olduğunu karşılaştığı evlerin 2-3 tanesinin tapusuz olduğunu söyledi. Hacer Foggo'nun 25 ev yıkıldı demesine atıfla evlerin el değiştiren evler olduğu; bunun sebebinin kamulaştırma korkusu, nedeninin ise " biz ciddiyiz imajı" olduğunu belirtti.
Mahallelinin %83'ü 10 seneden fazla bir süredir burada oturuyor olduğunu yarıya yakınının ise 40 seneden fazadır mahallede oturduğunu, bazılarının ise Osmanlı tapularına sahip olduğunu söyledi. Mahallede herkesin bir şekilde birbirleriyle akraba olduğunu; içlerine kapalı yaşadıklarını; bunun nedeninin de "dış dünyada" maruz kaldıkları ayrımcılık olduğunu sözlerine ekledi.

Sulukulelilerin yarısına yakınının 500 YTL'nin altında gelir sahibi olduklarını, açlık sınırının 600 YTL olmasına rağmen; Sulukule'de açlıktan ölen kimsenin olmadığını söyledi. Bunun nedenini mahalle içindeki ekonomi olduğuna bağlayan Ozan; bunu bakkaldan alabildikleri 1 YTL lik peynir, komşuların getirdiği bir tas çorba ya da evde pişirilip mahalle kahvesinde satılan aşure gibi örneklerle açıkladı. Dışarıda iş sahibi olmanın mahallede çok nadir olduğu; ancak Sulukule projesine muhalefet arttıkça belediyede işe mahallelinin alımının başladığını belirtti. Mahalleli kadınların ise etraftaki konfeksiyon atölyelerinde çalıştığını söyledi.

Korhan Gümüş konuşmasında; BM özel raportörünün projeye dair olan;
· Halkın görüşünün alınmamış olması.
· Yaşam ekonomisini alt üst etmiş olması. tespitlerine değindi.

UNESCO'nun tarihi kentler listesinden silinmesi tehdidine karşılık belediyenin; dış kaynakların baskısı nedeniyle böyle projeler üretmek durumunda kalıyoruz savunmasının ve bu savunmanın deprem riski ile desteklendirilip, projelerin koruma yaklaşımına uyduğunu söyleyen savunmalarını eleştirdi.
Belediyenin yaptığı anketler sonucunda %73 oranında yaşayanların yerlerini terk etmek istemediklerinin ortaya konduğuna dikkati Çeken Gümüş; yapılmak istenen projede "Osmanlı Mahallesi yansıtacağım" iddiasının olduğunu oysa bahsedilen Osmanlı'nın hangi dönem olduğunun problem olduğunu, bahsedilenin bir tarih ütopyası olarak adlandırılabilineceğini, bunun 19.yy historist mimari anlayışı olduğunu söyledi. Bunun İslami devlet inşasına yönelik fundamantalist yaklaşımlara bağlı ve tuhaf bir durum olarak gördüğünü söyledi. Ayrıca projede bahsedilen "surlara uyumlu konut" kavramının ortaya atıldığının ve bunun ne demek olduğunun anlaşılamadığını belirtti.
Projede mevcut yaşayanların ihtiyaçlarını düşünmediğini; tüm Sulukulenin altının projede otopark haline getirildiğini söyledi.
Bu projede sadece aç gözlü rant kavgacılarının yada ekonomik aktörleri himaye altına alan politikacıların değil kendilerini gizleyen tasarım gruplarının var olduğuna değinerek, yatırımcının karar verici değil, pasif olması gerektiğini söyledi. "insanlar da bağımlı birer seçmen haline gelmiştir." diyerek konuşmasını bitirdi. Ayazmalı ve Gülsuyu`nda yaşayanlarında katıldığı toplantıda ortak sorunların ve belediyenin ortak yaklaşımın olup olmadığı tartışıldı.

14 Aralık 2007 Cuma

Mustafa Demir MSGSÜ’de Sulukule projesini anlattı

Derya Nüket Özer

12 Aralık günü Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir MSGSÜ Mimarlık Fakültesi’nde Sulukule kentsel yenileme projesi hakkında bilgi verdi. Günün izlenimleri kısaca şöyle:

- Mustafa Demir, genel olarak Fatih’teki kentsel yenileme projelerini sıralayarak başladı sunumuna. Fener-Balat, Ayvansaray, Sulukule .. Kentsel yenileme projelerinin amaçlarını anlattığı bu genel girişte, bir cümlesi çok dikkat çekici idi. İster istemez altını çizme gereği duyuyor insan. “Bir zamanlar beyefendilerin yaşadığı bu yerlerde şimdi işgalciler yaşıyor.”
Yani, Sayın Demir galiba şunu demek istedi: “Biz burada yaşayan herkesi buraya yakışmayan insanlar olarak görüyoruz, beyefendileri yeniden buralara çekmeye çalışacağız.”

- Sayın Demir o çok tartışmalı 5366 sayılı yasanın önemini özellikle vurguladı. “5366 yasaya ihtiyacımız vardı. Yasa oluşturulurken Fatih Belediyesi'nin büyük katkıları oldu. 5366 sayılı yasa elimizi güçlendiriyor” dedi. Hizmet alanındaki halka hizmeti amaçlayan bir belediye başkanının ağzından duyulunca kulağa tuhaf gelen bir cümle idi bu. “Kime, neye karşı?” diye sormadan edemiyor insan. Demek ki yürütülen yenileme projeleri halkla ortak gerçekleştirilen işler değil, birilerine karşı yürütülen bir mücadele.
- Bir başka veciz söz, “Mülk sizin ama şehir hepimizin”di.
- Sunum, proje alanındaki evlerin içler acısı durumunu yansıtmaya odaklanmıştı. Nedense, iyi durumdaki evler, tescilli yapılar sunumda yoktu.
- Yine sunumda bölgede daha önce belediye tarafından yaptırılan anketin bazı verileri yer alıyordu. Aktarılan veriler sınırlıydı. Nedense “mesleki kurs almak ister misiniz” sorusuna “hayır” diyenlerin oranının yüzde 50’yi aşkın olduğu vurgulanarak gösteriliyor ama nedense yine aynı ankette yer alan “semtten ayrılmak istemeyenlerin” oranının yüzde 79 olduğundan hiç bahsedilmiyordu.

- Sayın Demir, Sulukule Kentsel Yenileme avan projesinin 2 Kasim’da Yenileme Kurulu’nda onaylandığını, belediye meclisi ve Büyükşehir Belediye Başkanı’nın da onaylaması ile kesinlik kazanacağını, en geç Şubat ayında da uygulamaya başlanacağını söyledi. Bu arada, projenin bugüne kadar 17 kez tadil edildiğini de vurguladı.
- İzleyiciler projeyi çeşitli yönleriyle eleştirdiler. Bir izleyici belediye başkanına “bari iyi bir şey söyleyin, mesela projede değişiklik yapılabilir mi?” diye sordu. Başkanın verdiği cevap şöyleydi: “Hayır, değiştirilemez. Kiracılar kuralarını çektiler. Onlara haksızlık olur”.
Yani bir kez daha ortaya çıktı ki, Fatih Belediyesi’nin 30 Kasım tarihindeki Çok Ortaklı Komisyon toplantısını 7 Aralık’a ertelemesi ve aradaki zamanda alelacele kura çekimi düzenlemesi hiç de tesadüf değil. Ve belediyenin gözünde Çok Ortaklı Komisyon yalnızca bir oyalama aracı.
- Mustafa Demir sunumunda Sulukule halkı, Sulukule Platformu katılımcıları, milletvekilleri Ufuk Uras ve Zafer Üskül’le yapılan görüşmelerin, Avrupa Parlamentosu toplantısının fotoğraflarını gösterdi. Bütün bu görüşmelerin ve toplantıların Sulukuleliler tarafından ısrarla talep edilerek gerçekleştirildiğini vurgulamayı nedense ihmal etti. Kim bilir belki MSGSÜ’deki toplantının fotoğrafları da bir gün yabancı misafirlere gösterilecek, “bakın üniversitelere de bilgi verdik, görüş aldık” diye. Oysa MSGSÜ’de Sayın Demir’in sunduğu projeyi olumlu bulan tek bir öğrenci, tek bir hoca yoktu. “Bari iyi bir şey söyleyin, projeyi değiştirilebilir mi?” sorusu bütün toplantıyı özetliyordu.

12 Aralık 2007 Çarşamba

Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir MSGSÜ'de
















“Sulukule’deki yaşamı yok eden ‘şirin’ projeler”

12 Aralık 2007

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin düzenlediği, geleneksel hale gelen, her hafta kentle ilgili konular hakkında fikir paylaşımlarına sahne olan, “Çarşamba Seminerleri” isimli toplantılarında bu hafta, Sulukule’de yapılan projeyi anlatmak üzere Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir vardı. Demir, sunuşuna, Fatih Belediyesi’nin yapmakta olduğu tüm kentsel yenileme projelerini kısaca tanıtarak başladı. Anemos zindanları, Tekfur Sarayı, Zeyrek Sarnıcı gibi alanların restorasyonunu yapma işine giriştiklerini açıklayan Demir, 5366 sayılı yasanın oluşumuna Fatih Belediyesi’nin yapmış olduğu katkıları vurguladı. Fatih’teki kentsel yenileme alanlarını 5 grupta incelediklerini belirten Demir, bu 5 grubun oluşturulabilmesine dair kriterlerini belirtti.
Bu kriterler şu şekildeydi:

1) Ekonomik ömrü tamamlanmamış,
2) İç göçe maruz kalmış,
3) Çarpık kentleşmenin görüldüğü,
4) Deprem açısından riskli,
5) Eski eserlerin yok olmasına sebebiyet veren,
6) Yoğunluğu az bölgeler.

Sulukule Mahallesi
Yaptığı uzun giriş konuşmasının ardından Neslişah ve Hatice Sultan Mahalleleri özelinde konuşmaya başlayan Belediye Başkanı, bölgenin 90 000 metrekare büyüklüğünde toplam alana ve 12 adaya sahip olduğunu belirtti. Bölgede nerelerin yenileme alanı ilan edilmesi gerektiğini düşünürken herhangi bir eleştiriye maruz kalmamak için belirli kriterler belirlediklerini söyleyen Demir, “Bir önceki dönemde sur koruma bandı olarak belirlenen bölgenin iç tarafını yenileme alanı olarak ilan ettik.” diye konuştu. Bu şekilde, vatandaşlardan “neden benim evim yenileme alanında da diğerinin evi o alanda değil.” gibi bir eleştiri geldiğinde söyleyeceklerinin belli olacağını söyledi.

Sulukule’de Uygulanacak Olan Yenileme Projesi

Belediye Başkanı, projenin, orada yapılabilecek en sosyal içerikli proje olduğunu iddia etmesinin yanı sıra, kiracılara ve hatta kendi deyimiyle, ‘işgalcilere’ dahi kimi haklar tanıdıklarını vurguladı. Ayrıca Demir, Türkiye’deki ekonomik koşullar içerisinde, kendi belirledikleri 15 yıla yayılmış taksitlendirme koşullarından daha iyi koşulların sunulmasının imkânsız olduğu iddiasında da bulundu.

Selim Velioğlu ve Mehmet Ali Yücel’in müellifi olduğu projenin hedefinin ‘bölge halkının yaşam koşullarının iyileştirilmesi’, aktörlerinin ise, ‘mülk sahipleri ve kiracılar’ olduğunu belirten Demir, kendi deyimiyle ‘işgalcilere’ dahi kimi haklar tanıyacaklarını açıkladı.

TOKİ ve Belediye ortaklığı ile geliştirilecek proje ile ilgili olarak “TOKİ bizim müteahhidimiz.” açıklamasını yapan Demir, TOKİ’nin başka yerlerde uygulamakta olduğu Kentsel Yenileme Projelerindeki konut edindirme şartlarının yanında Sulukule’ye ayrıcalın sağlandığını, en fazla 10 yıllık taksitlendirmenin bu bölgeye özel olarak 15 yıla çıkarıldığını belirtti. Projenin ilk ortaya çıkışından itibaren kendisine gelen eleştirilere önceden cevap vermeyi uygun gören Demir, Sulukule’deki evlerin arsalarının metrekaresine neden 500 YTL gibi düşük bir fiyat verdiklerini şu şekilde açıkladı: “TOKİ, konut yaparken arsa fiyatlarını da göz önünde bulundurarak, bitmiş evlere bir fiyat biçiyor. Bu fiyatı en alt seviyeye çekebilmek, oradaki halkı mağdur etmemek için optimum bir fiyat belirlememiz gerekiyordu, yaptığımız çalışmalar sonucu en iyi fiyat buydu.”

Projenin Karşısında Akademisyen ve Öğrenciler

Mustafa Demir’in sunumunu bitirmesinden hemen sonra, bir tür soru yağmuru başladı. Bir anlamda, toplantının en hararetli ve ufuk açıcı kısmı bu yorumlar bölümüydü.
Öncelikle Prof. Dr. İsmet Okyay, Sulukule’de bugün yaşayan halkın oradan başka bir yere taşınmak zorunda bırakılmasının en büyük sorun olduğunu ifade ederek şu şekilde konuştu:“Burada yapılan proje hızla yürüyor, ancak kamuoyuna yeni yansıdı. Bir tarafta Bizans Surları, diğer tarafta da önemli bir ulaşım aksı bulunuyor. Uzun yıllardır yerleşimin olduğu bu bölgede şu anda oldukça kötü şartlarda oturuluyor. Bu sağlıksız koşulların düzeltilmesi, bölgenin sıhhileştirilmesi kesinlikle gerekiyor. Bunun karşısında duran kimse olamaz. Ancak, yapılmaya çalışılan proje ile ilgili en büyk sorun, burada yaşamakta olan halkın 40 kilometre ötedeki bir yere taşınacak olmasıdır. Bu halk 100 yıllardır bu bölgede yaşıyor, kendilerine özgü bir yaşam biçimleri, müzikleri var. Roman müziği, Türk müziğinin en önemli renklerinden birini oluşturuyor. Bunca yıldır oluşturdukları mekân organizasyonları da kendi kültürlerine ve müzik yaratıcılıklarını ortaya çıkarabilmelerine elverişli tarza biçimlenmiş. Bu proje tüm bu anlatılanlara cevap veremeyecektir. O bölgeye varlıklı kesimin taşınmasının sağlanması kabul edilemez. Belediye bu bölgedeki projeyi yaparken maddi külfet altına girecek ve büyük miktarı sübvanse etmek pahasına o insanları orada tutacaktı, ancak bu tercih edilmedi.”

“Mekân toplumsal pratiklerin ürünüdür”

Bu yoruma Doç. Dr. Murat Cemal Yalçıntan ise şöyle bir eklemede bulundu: “Her mekân, o mekânı yaratanların kültürel ve toplumsal pratikleriyle şekil alır. Organik biçimde oluşan her yerde bu şekillenmeyi görebiliriz. Buna en iyi örnekler arasında gecekondu mahalleleri sayılabilir. Şu ana kadar hiçbir kamu otoritesi bu pratikleri göz önünde bulunduran bir planlama sistemine girişmedi.”

Bu iki yoruma cevap olarak Mustafa Demir, “Yaşam tiplerine dair çalışmalar yapıldı ve projede yaşanacak mekânlar avlulu, iki katlı evler şeklinde tasarlandı. Burada o insanlar oturacak.” şeklinde konuştu. Kiracıları buraya yerleştiremeyeceklerinden, bunun için yeterli mekânın bulunmadığından dem vuran Demir, kiracıların durumuyla ilgili olarak TOKİ’nin yaptığı Taşoluk’taki evlerin kurayla dağıtımı dışında herhangi bir seçenek olmadığını açıkladı. Bununla birlikte, “Her isteyen yaşadığı bölgede kalmaya devam edebilecek mi?” sorusuna, “Kendi paşa gönülleri bilir.” Şeklinde karşılık verdi. Ancak, Sulukule’de yaşamakta olan halkın çok yoksul olduğuna vurgu yapılsa da, hala şu anki Sulukule bölgesinde yapılmakta olan evlerin fiyatlarıyla ilgili bir bilgi bulunmuyor.

Kullanım Değeri / Değişim Değeri

Ardından, Doç. Dr. Erbatur Çavuşoğlu, çok önemli eleştirileri büyük bir açıklıkla dile getirdi. Çavuşoğlu, 5366 sayılı yasanın, oldukça büyük eksikliklere ve hatta yanlışlıklara sahip olmasına karşılık, neden Fatih ve Beyoğlu Belediyeleri arasında bir türlü paylaşılamadığını anlayamadığını belirtti. Özellikle şehircilik alanında, hak sahipliği gibi meselelere, kullanım değeri ve değişim değeri olarak iki ayrı kavram üzerinden bakıldığını vurgulayarak, Fatih’te yapılmakta olan bu projenin yalnızca değişim değeri üzerinden yapılan analizlerle geliştirildiğini, bu bakış açısının, yapılan araştırmalardaki yalnızca rakamlara dayalı verilerden de anlaşıldığını belirtti. Konuşmasına, TOKİ başkanının kentsel yenileme bölgelerinden ‘suç odakları’ olarak bahsetmesini hatırlatarak devam eden Çavuşoğlu, Demir’e bu görüşe katılıp katılmadığını sormasına karşılık Başkan’dan herhangi bir yanıt gelmedi. Özellikle milletvekillerinin de bu bölgeden ev almasının büyük bir skandal yarattığını, bu yüzden de yapılan projenin, her ne kadar “iyi niyetli” olsa da, bu gibi sıkıntılar sonucu kirlendiğini dile getirdi.
Sonuç olarak yapılan projeleri “çok şirin projeler” olarak niteleyen Çavuşoğlu, bu mahalledeki yaşamı göz önünde bulundurmadıklarının, tam anlamıyla o yaşam pratiklerini yok ettiklerinin altını çizdi. Son olarak, siyasilerin her konuyu bilmek zorunda olmadığını, ancak danışmanları sayesinde daha iyi işler yapabileceğini Belediye Başkanına bu konularda daha bilgili, daha sosyal projeler yapabilecek danışmanlar bulması gerektiğini, belirtti.

Proje değişebilir mi?

Doç. Dr. Murat Cemal Yalçıntan, bütün üniversitelerin görevinin bu gibi projelerde danışmanlık yapmak olduğunu, hatta bunun illa ki maddi bir karşılığının olması gerekmediğini belirtmesinin ardından Belediye’nin proje komisyonuna gittiğinde karşılaştığı durumu herkese anlattı. Yalçıntan, komisyon toplantısına katıldığında gündemin, konuşulacak konuların, hatta oturum yöneticisinin bile önceden belirlenmiş olmasının hiç de demokratik olmadığını belirtti.
Bunun üzerine, “Bunca katkının ardından projenin değişme imkânı var mı?” sorusuna ise, Belediye Başkanının verdiği, “Proje artık onaylandı, bundan sonra değişemez.” şeklindeki cevap tepkiyle karşılandı.

fotoğraflar ve haber:mimdap




10 Aralık 2007 Pazartesi

Sulukule'yi kimler paylaşıyor

http://www.gazeteport.com.tr/YAZARLAR/NEWS/GP_111943?WebsiteSearch=true

AKP’liler Sulukule’yi nasıl paylaştılar? Ben de yeni öğrendim. Meğerse, Fatih Belediyesi, projeyi hayata geçirirken Sulukule Halkı’na ilginç önerilerde bulunmuş. Projeye dahil olmanın zorunlu olduğunun altı vurgulanarak, “Ya belediyeye devret, yeni ev için borçlan. Ya da 2. şahıslara devrederek hakkından vazgeç” demiş…Toplam 580 adet evin bulunduğu projede, “Gücüm yok. Ben bu işe girişemem” deyip hakkını devreden 300’e yakın Roman vatandaş aslında bilememiş bu işin altında nasıl bir rant yatıyor. Tabi, önünü görebilen uyanıklar saldırmışlar projeden ev kapmak için. Bunlardan birisi de AKP Fatih İlçe Başkanı Yardımcısı Avukat Recep Karaoğlu....


http://www.haberfatih.com/detay.asp?hid=1213

Sulukule’de gelişen olaylarla ilgili olarak Ak Parti Fatih İlçesindeki kargaşa sonunda istifası istenen Yönetim Kurulu Üyesi Recep Karoğlu olaylarla ilgili olarak Gazetemize yaptığı özel açıklamayı aynen aktarıyoruzBENİM AK PARTİ FATİH ÜYELİĞİNDEN İSTİFA ETMEMİ GEREKTİREN NEDEN OLARAK FATİH BELEDİYESİ, İSTANBULBÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ VE TOKİ ARASINDA YAPILAN SAHİPLERİNİN MÜLKİYETİNDE OLAN BİR GAYRİMENKULÜN TARAFIMDAN ALIMIDIR................

8 Aralık 2007 Cumartesi

7 Aralık, Sivil Insiyatif Platformu Toplantısı

İstanbul 2010 AKB Komitesinin katkıları ile geçen sene Mayıs ayından bu yana Fatih Belediyesi ile "Çok Ortaklı Bir Komisyon" kurularak, projenin ilgili uzmanların katılımları ile, hem genel olarak İstanbul hem de mahalleliler için mağduriyet ve kayıplar yaratmayacak şekilde gerçekleşmesi için görüşmeler yapılıyor. Bu görüşmeler sürerken, projenin adım adım ve tek taraflı kararlarla uygulanmaya devam etmesine maalesef engel olamıyoruz.
Çok Ortaklı Komisyon'un çalışması ile ilgili hazırlanan protokol metninin görüşülüp karara bağlanması için geçen hafta, 30 Kasım'da bir toplantı yapılması öngörülmüştü. Ancak Fatih Belediyesi bu toplantıyı 7 Aralık'a erteleyerek geçen sürede çok önemli 2 adım attı. 2 Aralık Taşoluk'taki konutları görmeleri için, kiracıları Taşoluk'a götürdü. 4 aralık Salı günü de bu konutların paylaşımı için, mahalle yakınlarında, çekiliş düzenledi. Bu uygulamaların gerçekleşmesinin ardından dünkü toplantının ne anlama geleceği konusunda bizlerin kafası net değildi. Buna rağmen "olası" çok ortaklı komisyon üyelerinin çoğunun katılımı ile dün Fatih Belediyesi'nin, Zübeyde Hanım Kültür Merkezi'nde düzenlemiş olduğu toplantıya katıldık.
Toplantı, isteyenlerin kürsüye çıkıp 5 dk.lık konuşmalar yaparak kendisini ifade etmesine izin verecek şekilde düzenlenmişti.
Sulukule Platformu temsilcileri, Mahalleliler, Mahalle'de çok yeni kurulan Neslişah Sultan Derneği üyeleri, 2010 komitesi temsilcileri, "olası çok ortaklı komisyon" üyeleri söz alarak görüş bildiridiler. Mahallelilerin ortak olarak söyledikleri şey şuydu : "kendimiz ve çocuklarımız için yaşam koşullarımızın iyileşmesini ve eğitim seviyesinin artmasını" istiyoruz. Toplantı yaklaşık 3 saat sürdü.









toplantı sırasında sergilenen
uygulanmakta olan projeye ait görüntüler

4 Aralık, Kiracılar TOKİ Taşoluk Konutlarından Çekiliş Yapıyorlar

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=240761&tarih=05/12/2007
http://www.bianet.org/bianet/kategori/belediye/103340/sulukule-hakkini-aradikca-belediye-bastiriyor





25 Kasım 2007 Pazar

24 Kasım, MSGSÜ öğretim üyeleri ve öğrencilerinin Sulukule ziyareti


Dün, MSGSÜ Kentsel Yenileme ve Koruma Ana Bilim Dalından Prof. Dr. İsmet Okyay, Şehir ve Bölge Planlama' dan Yrd. Doç. Dr. Murat Yalçıntan, Dr. Erbatur Çavuşoğlu, ODTÜ ve MSGSÜ'den doktora ve lisans öğrencileri, İç Dış Kumsalı Koruma ve Yaşatma (Küçük Çekmece) Sivil Toplumu Destekleme Derneği üyeleri ve İmece mahalleyi ziyaret ederek, mahallenin ve mahallelilerin ihtiyaçları konusunda incelemeler yaptılar.






23 Kasım 2007 Cuma

Basında Sulukule Ankara Çıkartması

İlle de roman olsun

14 Kasım 2007 Çarşamba 22:00

Sulukule sakinlerinden Meclis'e baskın!

Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında evleri kamulaştırılan ve yıkılan Sulukule sakinleri, CHP Grup Salonu'nda sazlı sözlü basın toplantısı düzenledi. Sulukule'den ayrılmak istemediklerini söyleyen romanlar, 'İlle de roman olsun' şarkısını söyleyerek yıkım çalışmalarını protesto ettiler. İstanbul'un eğlence hayatıyla ünlü semti Sulukule'nin sakinleri bugün Meclis'e çıkarma yaptı. Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında Sulukule'de sürdürülen yıkım çalışmalarının durdurulmasını istemek üzere Meclis'e gelen Sulukule sakinlerine CHP İstanbul Milletvekili Çetin Soysal evsahipliği yaptı. Soysal, TBMM Genel Kurulu'nda gündem dışı söz alarak Sulukule'nin sorunlarını gündeme taşırken, semt sakinleri de Genel Kurul salonunda görüşmeleri izledi. Genel Kurul'da Soysal'a cevap veren Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, projenin katılımcılık esasıyla sürdürüldüğünü ve yıkılan evlerin yerine yapılacak konutların sahiplerine uzun vadeli taksitlerle satılacağını anlattı.

"KENTSEL DÖNÜŞÜM DEĞİL KENTSEL BÖLÜŞÜM" Soysal, daha sonra Sulukulelilerle birlikte CHP Grup Salonu'nda basın toplantısı düzenledi. Sulukule'de 5 bine yakın insanın yaşadığına işaret eden Soysal, burada eğlence kültürünün yok edilmeye çalışıldığını ifade etti. Sulukule'de Türk sinemasına bir çok ünlü sima yetiştirildiğini, Türk müziğine nice besteler çıkaran insanların burada yetiştiğini anlatan Soysal, Sulukule halkının evleri yıkılsa bile neşelerinden taviz vermediklerini vurguladı. Sulukule'deki yaşam koşullarının iyi olmadığını kabul ettiklerini ancak bu koşulları düzeltmenin siyasetçilerin ve yerel yönetimlerin görevi olduğunu belirten Soysal, burada yaşayan insanların yeni yapılan konutları satın alma güçleri bulunmadığını ifade etti. Sulukulelilere, 50 kilometre uzaklıktaki Taşoluk'a taşınmalarının teklif edildiğini dile getiren Soysal, Taşoluk halkının ise bu insanları istemediğini belirtti. Soysal, "Burada bir çengi, bir eğlence kültürü var. Buradaki kültür yaşamalı ki insanlar burada eğlenebilsinler. Bu bölgede 'kentsel dönüşüm' değil 'kentsel bölüşüm' anlayışı hayata geçiriliyor" diye konuştu.
Avrupa Parlamentosu'nun konuya büyük ilgi gösterdiğine işaret eden Soysal, Meclis'te de bu sorunların konuşulması gerektiğini ifade etti. Soysal'ın açıklamalarının ardından basın toplantısının yapıldığı salonda eğlenceli dakikalar başladı. Sulukuleli çengiler, su bidonu ve çay tepsilerini çalgı yaparak şarkılar söyledi. Erdoğan Dağdeviren isimli romanın söylediği şarkılara diğer Sulukuleliler oynayarak eşlik etti. Romanların 'ille de roman olsun' şarkısı Meclis koridorlarında yankılandı. Sulukule sakinleri adına bir açıklama yapan Sulukule Derneği Başkanı Şükrü Pinduk, "Doğduğumuz, doyduğumuz topraklardan uzaklaştırılmak gücümüze gidiyor. Bize neden ayrımcılık uygulanıyor?" diye konuştu. Fatih Belediyesi'nin kendilerine iki seçenek sunduğunu anlatan Pinduk, evlerini satmak ya da Taşoluk semtine taşınmak tercihiyle karşı karşıya bırakıldıklarını söyledi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Çarşamba İmam Hatip Lisesi'nden arkadaşı olduğunu söyleyen Mehmet Asım Hallaç ise Meclis'te çok değişik bir ortam gördüğünü belirterek bu ortamda Erdoğan'a ulaşma imkanını bir türlü bulamadığını söyledi. Başbakan Erdoğan'a seslenen Hallaç şunları söyledi: "Lütfen bu işe müdahale edin. Bizzat bu hadiseye el atmasını istiyorum. Başbakan bizim semtimize sayısız kere gelmiştir. Oradaki insanların sosyo ekonomik durumlarını çok iyi biliyor. Biz de insanız. Göz ucuyla da olsa oralara da da bakalım, bu insanlar mağdur olmasın. Buradaki insanlar kelebek gibi yaşamayı sever. Modern evlerde, yüksek binalarda yaşayamazlar. Başka bir yere göç ettirilirlerse bu kültürü muhafaza edemezler." "LÜKS HAYAT İSTEMİYORUZ" Sulukule'de yaşayan 54 yaşındaki Gülsüm Bitirmiş ise 'hür doğduk hür yaşarız' diyerek alınan yıkım kararına isyan etti. Daireler, katlar, lüks yaşam istemediklerini ifade eden Bitirmiş, "Neyleyim köşkü, neyleyim sarayı. Evlerimizi vermiyoruz. Cenazemizi alsınlar. Evimin bir tahtasını mezarıma koysunlar" diye konuştu. Sulukuleliler, basın toplantısını Orhan Gencebay'ın 'Batsın Bu Dünya' şarkısını hep bir ağızdan söyleyerek tamamladı.
İHA

18 Kasım 2007 Pazar

SULUKULE'YE SAHİP ÇIK! video klip














Sulukule yıkılmasın, İstanbul'un neşesi kaçmasın...
Sulukule video klibini aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz!

17 Kasım : Peki ya şimdi'den sonra?




17 Kasım 2007 Cumartesi

14 Kasım Ankara : CHP İstanbul Milletvekili Çetin Soysal'ın Meclis'te yaptığı konuşmanın metni

Sayın Başkan,
Değerli Milletvekilleri,

Size iki yıldır Sulukule'de yaşananları anlatmak, onların sesini duyurmak istiyorum.
Sulukule’de kentsel dönüşüm projesi adı altında İstanbul’un önemli bir rengi yok edilmeye çalışılıyor.
Bu durum içinde bulunduğumuz Meclis Genel Kurulunda yankılanmıyor ama Avrupa Birliği’nde konuşuluyor.
Ankara’ya seslerini duyuramayan 5000 vatandaşımız, sesini Strasbourg’a, Brüksel’e duyuruyor.
Lütfen biz de duyalım onların seslerini.
Sulukule, İstanbul’da bir renktir.
Folklorik, tarihsel, sanatsal özellikler taşır.
Turistik yanı da ticari yanı da vardır.
Ama her şeyden önemlisi Sulukule bir “yaşam alanı”dır.
Şimdi ne deniyor oradakilere !
Buradan gidin, size gösterdiğimiz apartman dairelerinde oturun
Olmaz !
Bu insanları ikna etmeden olmaz !
Oranın silüetini bozarak olmaz !
Türkiye’nin insan hakları imajını bozarak da olmaz !
Roman vatandaşların oturdukları yerlerin yetersiz ve kötü olduğu kuşkusuzdur.
Ancak bunları ortadan kaldırıp, vatandaşlarımızı kibrit kutusu büyüklüğünde apartman dairelerine hapsedemeyiz.
Bunu yaparsak, Sulukule’nin özelliği de, rengi de kaybolur.
Bu bölgeye özel proje uygulanmalıdır.
Ama o bölgede yaşayan Roman vatandaşlarla birlikte yapılmalıdır.
Neslişah ve Hatice Sultan Mahallerinde oturan 3500 Romanın sesine kulak vermeliyiz.
Fatih Belediyesi’nin Kasım 2005’ten beri uyguladığı haksız tahliyelere son vermesini sağlamalıyız.
1000 yıllık tarihi mekanın yok oluşuna seyirci kalamayız.
Sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşamak herkesin hakkıdır.
Ancak kentlerin fiziksel çevre kalitesini yükseltmeyi amaçlayan kentsel dönüşüm projesi, Sulukule’de yanlış uygulanmaktadır.
Kentsel dönüşüm projesi anlamını yitirmiş, tarihsel ve kültürel yıkıma dönüşmüştür.
Kentsel dönüşüm değil,kentsel bölüşüm yaşanıyor Sulukule’de

Elbette, Sulukule’de yaşayan insanlar bu çalışmalardan memnun değildir.
Çünkü bulundukları bölgeyi bırakıp başka bir yerde yaşamak istemiyorlar.
Buna da sadece fiziki olanaklar ya da ekonomik nedenlerle karşı çıkmıyorlar. ( Ki buna da hakları var. )
Çok daha önemli, geçerli ve insani bir nedenleri var onların.
O da yaşadıkları bölgeyle kurdukları manevi bağları var.
Çevre ve koşullar ne olursa olsun insan doğduğu yeri, yaşadığı mekanı bırakmak istemez.
Komşularını, onlarla birlikte oluşturduğu yaşamını, kültürünü bırakmak istemez.
Geçmişi yüzyıllara dayanan bir kültür, o kültürü oluşturan insanlar işte böylesine acımasız bir süreçte savaş veriyorlar.
Kaygılılar çünkü belirsizlik içindeler…
Endişe içindeler, çünkü doğdukları evler sorgu sual olmadan yıkılıyor.
Üzüntülüler çünkü yaşam onlar için “hadi taşının buradan” diyenler kadar kolay değil…
Neden kolay olmadığını size birkaç rakamla açıklayalım
Dörtte birinin aylık geliri 300 YTL’den daha az
Evlerin yaklaşık üçte biri 70 m2’nin altında
Dörtte birlik bir kesim, 2 odalı evlerde yaşıyor
%30’u, 40 ya da daha fazla yıldır mahallede yaşıyor
Gördükleri muamele elbette hak ettikleri değil.
50’ye yakın dilekçe TBMM İnsan Hakları Komisyonu’nda.
Hepsi dokunaklı, hepsinin ayrı bir hikayesi var.
Ortak istekleri evlerinden çıkmamak, mahallelerinden taşınmamak,
Yıllardır yaşadıkları kültürden koparılmamak
Çünkü kültür, mekan ve insanların birleşimidir.
Değerli Milletvekilleri,
Eğlence ve müzik kültürüyle İstanbul’a ayrı bir renk katan bu bölge korunmalıdır.
Dünya Mirası Listesi’nde ki Sur İçi Bölgesi, Sulukule’yi de kapsamaktadır.
UNESCO normlarına göre sadece fiziksel yapısı ile değil,sosyo-kültürel yapısı ile de korunması ve yaşatılması gerekmektedir.
Yani; Kentsel dönüşüm; kültürde, insanlarda değil, fiziki koşullarda iyileştirme şeklinde uygulanmalıdır.
Fatih ve İstanbul Büyükşehir Belediyeleri, görevinin sadece çevreyi düzeltmek olmadığını bunu insanlar için yaptığını hatırlamalıdır.
Belediyeler sorun yaratmaz
Sorunları çözer

Kentsel Dönüşüm değil,kentsel bölüşüm projesi uygulayan yerel yönetim anlayışını anlamak mümkün değildir.
Belediyeler, kendi bölgelerinde bulunan insanlara hizmet sunar, onların yaşamlarını kolaylaştıracak projeler üretir.
Oysa burada yaşam kolaylaştırılmıyor.
Sona erdiriliyor.
“ Burada değil başka yerde yaşayın.
Bizim size sunduğumuz koşulları da tartışmayın, beğenin” deniyor.
İşin yanlışlığı, projenin doğru uygulanmadığı ortadadır.
Acaba, Sulukule’de yaşayan vatandaşlarımız daha iyi koşullarda, daha kaliteli hayatlar sürmeyi istemez mi ?
Elbette isterler!
Ama gelinen nokta gösteriyor ki, Sulukuleliler için planlanan; daha iyi koşullar değil, yeni ev sahiplerine pazarlanacak yeni binalar..
Aksaklıklar ortadadır.
Yıkılması istenen binaların çoğu hisseli yani tek kişiye ait değildir.
Alternatif yaşam yeri de bu bölgede değil, İstanbul’un diğer ucundadır.
İnsanlarımız tehdit ediliyor burada.
Fatih Belediyesi'nin aldığı acil bir kamulaştırma kararıyla, zorla kamulaştırma yapılmaktadır.
Oysa 2010 Kültür Başkenti kapsamında, orada yaşayan insanların görüşleri doğrultusunda Sulukule'nin yenilenmesi, eğlence yaşamına katkı sunacak hale getirilmesi mümkündür.
Ancak, bölge halkının oluru ve görüşü alınmadan onlara kamulaştırma baskısı yapılarak, satın alma gücünün üzerinde rakamlar belirlenerek, insanların göçe zorlanması ciddi bir haksızlıktır.
İnsan haklarına da, anayasada yerini bulan yerleşme hakkına da aykırıdır bu durum.
Sosyal devlet ilkesiyle de kesinlikle bağdaşmamaktadır.
Değerli Milletvekilleri,
Sulukule Platformu’nun tespitine göre bu proje gerçekleşirse 5000 kişi yaşadığı yerden ayrılacak ve 1500 kişi sokakta kalacak.
Sulukule’nin rant pazarlıklarına kurban edilmesine izin vermemeliyiz.
Tarihsel ve kültürel bakımdan son derece önemli olan bu bölgeyi, koşullarını düzelterek yaşamın içine almalıyız
Sulukule; tarihi, kültürü, insanları ve yaşama kattıklarıyla İstanbul için bir şanstır.
Lütfen İstanbul'un bir renginin daha yok edilmesine engel olalım.
SULUKULE YIKILMASIN, İSTANBUL’UN NEŞESİ KAÇMASIN

14 Kasım, Ankara'ya Meclis'e Seyahat
















Merhaba arkadaslar

Dun gecenin bir yarisinda donduk. Yol arkadaslarimiz herhalde hala derin uykudadir. Ben size bir iki satir yazayim istedim. Bence her dakikasi sahane bir yolculuktu. Ekip cok cok iyiydi. Gulsum Abla, Ayse Abla, Hacer, Sukru, Asim Abi, Harun, herkesi tek tek saydim kabul edin. Meclis meclis olali boyle bir sey gormedi herhalde.

Cetin Soysal in Meclis konusmasini genel olarak begendik. Cevabi, ne ilgisi varsa, Cevre ve Orman Bakani verdi ve epeyce yalan soyledi. Basin toplantisinda Sulukule den cevabini aldi. Herkes sahaneydi, Gulsumabla, Ayseabla, Harun, Hacer, Erdogan, Asimabi, Sukru… tek tek butun ekibi saydim kabul edin. Komisyon bsk ydr. Malik Ejder Ozmelik basin toplantisina geldi ve dilekceleri orada aldi. Cetin Soysal pzt gunu Belediye yle tekrar temas kuracagini soyledi. Toplantidan once Ufuk Uras a Hacer ile birlikte kisaca ugradik, toplantiya gelecegini soyledi, ama gelemedi. Yine de onu da gormus olmamiz iyi oldu.

Donuste molayi haber zamani verdik. Butun kanallara inci gibi dizildigimizi gorunce keyiflilik hali acayip yukseldi. Ucmaya basladik: Inin ordan milletvekilleri, ulkeyi biz yonetiriz’le baslayan samata, kim hangi bakanligi alacak diye devam etti. Asimabi citayi biraz daha yukselterek, yeni hedef olarak Pembe Kosk u gosterdi. Hem kendine guven yukseldi, hem de birbirimize daha iyi kenetlendik. Meclis merdivenlerinden inerken Ali abi koluma girdi ve “Birbirimize dayanirsak, dusmeyiz” dedi.

Dilerim hic dusmeyelim, Sulukule yi dusurmeyelim. Cok sevgi ve selam

Nese

15 Kasım 2007 Perşembe

14 Kasım MSGSÜ Şehir Planlama Çarşamba Seminerleri

Sulukule projesinde gelinen nokta ve çözüm arayışları














12 Kasım 2007 Pazartesi

sulukule'de gecen hafta








Sulukule Mahallesi ve mahalleliler gectigimiz hafta yogun bir gundem gecirdiler.
5 Kasim'da milletvekillerini bolgede agirladiktan sonra, 6 kasim'da 2010 komitesinde belediye, yenileme kurulu, sulukule platformu, 2010 komitesi ile birlikte ortak bir toplantiya katildilar ve bu toplanti sonucu bir komisyon kurulmasi kararlastirildi. 8 Kasim'da Avrupa parlementosu'na katılan bolge dernek ve sulukule platform temsilcileri konuyu avrupa parlementosu gundemine tasidilar. Ve olumlu gelismeler ile donduler.

Bu arada bolgede TBMM'ne gidis icin hazirliklar suruyor. Meclis insan haklari komisyonuna dilekceler yazilirken, Bolgeye Avrupa Parlementosu'ndan donen dernek baskani Sukru Punduk mahalle sakinlerine konu ile ilgili aciklamalarda bulundu. Bolge halki bir cok televizyon ve basin mensubunun sorularini yanitlarken, Sky Turk'te Bolge temsilcileri gece 23.00 haberlerine konuk oldu. Son olarak Pazar gunu bolgeye diger mahallelerden temsilciler gelmeye basladi: Son calismalar ve onemli bir ornek haline gelen Sulukule Sureci ile ilgili gorus alisverisinde bulundular.