10 Ocak 2008 Perşembe

SULUKULE : ‘’BATSIN BU DÜNYA’’ (?)

Prof. Dr. İsmet Okyay
Yeni Mimar Gazetesi, Aralık 2007

‘’B en burada 200 gr kıyma etini,bir Sana yağının yarısını bakkaldan isteyebiliyorum.Üstelik bunu da borç defterine yazdırabiliyorum.Biz burada böyle yaşıyoruz.Beni buradan kanun marifetiyle kapı dışarı ederlerse ben 200gr kıymayı,yarım Sana yağını istanbul’un neresinde,hangi bakkaldan isteyebilirim,nasıl ayakta kalabilirim bu bebelerle ?’’

‘’Bize lüks konutlar vereceklermiş.Bu bize Hammer cip hediye etmeye benziyor. Benzinini alamadıktan,sigortasını yaptıramadıktan sora ben ne yapayım Hammer cipi.’’

‘’Asıl olan ayrımcılık.Bizi dağıtarak asimile etmek istiyorlar.’’

‘’Hayatımızı onlar çizmek istiyorlar. Ferman onların elinde.Belki evimizi kamulaştırabilirler,ama ruhumuzu asla ! ‘’

‘’Oğluma keman almıştım,pek hevesliydi. Sonra düşündüm.Müzisyen olmasını istemedim.İlerse horlanmasını,ezilmesini istemedim.Kemanı kırdım attım.’’


Bu haykırışlar karşısında hiçbir şehir planlama kuramının, hiçbir ‘’şehir yenileme ,dönüşüm ‘’ modelinin hükmü yoktur. Her şeyi durdurmalı,yeniden düşünülmelidir. Akl_ı hikmet, vicdan , modellerin oluşturulmasında başat ilkeler olmalıdır.

Sulukule. Bin yıllık anıtsal tarihi eserlerle aç içe bir mahalle. Dünyanın en güzel müziklerinden birinin yaratıldığı yer. Koca koca belediye başkanlarında.TOKİ’li yöneticilerden,dev inşaat sektörü patronlarından,en ciddi danışmanlardan,mimarlardan, şehir plancılarından hiçbiri ‘’ben roman müziğini sevmem., yoğun bir işgünü sonunda eve gittiğimde Bach.,Mozart dinlerim diyebileceğini sanmıyorum.Bu ülkede her düğün,dernek tango ile başlar, gecenin ilerleyişiyle roman müziği ile biter.

Sulu kule, 5366 sayılı yasa marifetiyle kentin içinden tıraşlanıp,yerine lüks konutlar yapılmak isteniyor.Zira bu alan pazarlama piyasası rayiçlerine göre çok kıymetli.Bunun faturasını bu müzik yaratıcıları ödesin,nereye giderlerse gitsinler,İşte Taşoluk’a gitsinler,birkaç saatte ulaşılabilen bir diyar.Tesbih taneleri gibi saçılsınlar.Kentsel rantın altın kuralları böyle : Altını olan kuralı koyar !

Sulukule halkının Taşoluk’a sevkiyatı ,aslında bir tür ‘’tehcir’’dir.

Sulukule’li ‘’beni dönüştürme,ben böyle varolabiliyorum,müziğimi dansımı böyle mekanlarla özdeşleşerek yaratabiliyorum’’ diyor.Büyün dünyada böyle.Yüzlerce yılın ezilmişliğine,horlanmışlığına karşı böyle bir müzikal uslûpla ,kendilerine özgü mekanlar kurarak direnebilmişler. ‘’batsın bu dünya ‘’dememişler.Coşku dolu müzikleri ile cevap vermişler.Huyları böyle. Onlara en konforlu müzik salonlarını verseniz,aynı aynı uslup ve muhtevada şimdiki müzikleri gibi müziği ,dansı yaratamazlar.

Bu romanlar bizde olmayan gizi güçlere sahipler.

Ülkenin bütünlüğü salt terörle mi ihlal ediliyor sanıyorsunuz ? Kapalı kapılar ardında yapılan kentsel rant hesaplarıyla,sırasında ‘’kentsel yenileme ‘’ formülasyonları ile yerinden yurdundan etmelerle,orada, burada,şurada ,yer yer ve ruhlarda...

Kentsel yenileme (renovation urbaine) Batı Avrupa kökenli planlama modelidir.Başlarda,1950’li yıllarda çok masum ve iyi niyetli idi. 2.Dünya Savaşı sonrası yıkılmış,yıpranmış Avrupa’da büyük bir mesken yetmezliği sorunu baş gösterdi.Hükümetler bir yandan hızla yeni konut inşasına yönelirken ,diğer yandan mevcut konut stokunun iyileştirilmesini,sıhhileştirilmesini amaçladı ve uyguladı.Bu konuda gelişme sağlayabilecek kurumların,örgütleşmelerin gerçekleşmesini teşvik etti.Örneğin Fransa’nın ünlü ANAH (Agence national de l’Amelioration de l’Habitat) kuruluşu bunlardan biridir.Ne var ki, 1970’lerden sonra kendini toparlayan Batı’da yüzlerce idarecisi,mühendisi,kalifiye işgücü ile dev inşaat şirketleri ülke içine yeterli pazar bulunamaması nedeniyle ülke dışındaki pazarlara yöneldiler,devlet de bu girişimleri teşvik etti.Arap ülkeleri de bu önemli pazarlardan biriydi.1973’te petrol üreten arap ülkeleri ile Batı arasında petrol fiyatları anlaşmazlığı büyük gerilimlere neden oldu ve arap ülkeleri kendileri ile iş yapan büyük inşaat şirketlerinin işine son verdi (Zeki Yamanî olayı). Yeni iş alanı bulamayan dağılma tehlikesi ile karşılaşan yüzlerce dev inşaat şirketleri devletlerinden
yeni iş alanları bulunmasını talep ettiler. Zira, şirketlerin dağılması çok büyük bir işsizliğe ,dolayısı ile ekonomik ve sosyal (hatta siyasal) krize neden olabilecekti.Hükümetler çözümü,ülke içinde inşaat alanlarının açılmasında gördüler.Ama parsel bazında,yapı adası bazında değil , mahalle büyüklüğünde alanların ‘’şehir yenileme’’ yasaları çerçevesinde toptan yıkılarak,kent dokusunun tıraşlanarak ...
Kuşkusuz bu büyük yıkımlardan tarihi şehir dokuları da nasibini aldı.Harika güzellikteki 19.yüzyıl mimarisi ile oluşmuş kent dokuları buldozer kepçeleri altında yok oldu.Günümüz Batı’sı bu yıkımlardan hâlâ utanç duyar. Zira böyle bir ‘’kentsel yenileme’’ çok mahzurlu idi.Tarihi kent dokuları yok edilerek,yerine kentleri estetiği ile uyuşmayan gökdelenler gelmişti ,yok olan fiziki çevre ile sosyal doku da,komşuluk ilişkileri de.küçük esnafın müşteri çevresi de yok edilmişti, üstelik nüfus yoğunluğu artışı ile yetersiz kalan altyapı ve kentsel donatının. (okul,kreş,hastane,güvenlik güçleri personel sayısının artması gibi) maliyetini kamu ödemişti.Günümüzde bu modelden vazgeçilmiştir. İşte Batı Avrupa’da ki 1070’ler öncesi ve sonrası ‘kentsel yenileme’’ modeli anlam ve içerik bakımından böyle farklılıklar gösteriri. Şimdi bizdeki idareler Batı’daki 1970’ler sonrası , büyük kent dokularının fiziki ve sosyal yıkımı modelini sahiplenmiş görünüyorlar. “Adalet ve kalkınma “ sözcüklerini şiar edinenler, ya yukarıda değindiğimiz süreçteki incelikleri bilmiyorlar,ya da bu “yok edici” modeli bile bile benimsiyorlar.

Funda Oral Sulukule konulu yazısında (Radikal Gazetesi,25 kasım 2007) 5215 Sayılı Belediye Kanunu’nun 3.Maddesini tam zamanında ve yerinde gündeme getiriyor: “ .... Belediye belde sakinlerinin mahallî müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan idarî ve malî özerkliğe sahip kamu tüzel kişisini; mahalle, Belediye sınırları içerisinde yer alan, ortak ihtiyaç ve öncelikleri benzer özellikler gösteren ve sakinleri arasında komşuluk ilişkisi bulunan insanların yaşadığı idarî birimi’ni ifade eder. Sulukule örneğinde belediye,vatandaşlara değil inşaat şirketlerine hizmet sunan ve satan bir kuruma dönüşmüş olarak karşımıza çıkıyor” diyor.

Özetle durum budur.Öyleyse biz de sözümüzü Bertolt Brecht ustanın hatırlatması ile bitirelim.

“Bulanık sularda avda
Ne kavgalar edilir
Sonra dostça hep birlikte
Yoksulun hakkı yenir”