
29 Nisan 2008 Salı
27 Nisan 2008 Pazar
Tony Gatlif 'le söyleşi
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=254162
'Sulukule yeni filmime konu olabilir'
Tony Gatlif'e göre Sulukule, İstanbul'un üzerine büyük bir sorun olarak çökecek. Çingene yönetmen Tony Gatlif, 'Sulukule'de olanlar bana 'Gazap Üzümleri'ni hatırlattı. Evlerini yıkıyorsun, insanlar ne yapacağını bilemiyor. Mesela hapisten çıkıyor, bakıyor mahallesi yok. Bir sonraki filmimin konusu bu olabilir' diyor
SİREN İDEMEN, İSTANBUL - Çingenelerin yaşamına odaklanan 'Latcho Drom', 'Sürgündekiler', 'Çılgın Yabancı', Asia Argento ve Birol Ünel'li 'Transilvanya' gibi filmlerle tanınan ünlü çingene yönetmen Tony Gatlif, geçen hafta İstanbul'daydı. İstanbul Film Festivali'nda Sinemada İnsan Hakları bölümündeki filmleri değerlendiren Avrupa Konseyi Film Ödülü (FACE) jürisinde görev alan Gatlif, 1990'da 'Latcho Drom' adlı filminin bir bölümünü çektiği Sulukule'yi ziyaret etmeyi de unutmadı. Televizyonda, gazetelerde gördük, Sulukule'ye gitmişsiniz. Bu oraya ilk gidişiniz değil galiba, 1990'da da gitmişsiniz...
- Evet, 1990'da 'Latcho Drom' filmi için mekân bakmaya, çekim yapmaya gitmiştim. Emekçi insanların yaşadığı o mahalleyi iyi tanıyorum. 15 gün kaldım orada. O zaman yaptığım çekimler 'Latcho Drom'un 10 dakikasını oluşturuyor.
Sulukule'yi bu sefer nasıl buldunuz?
-Beni müthiş etkiledi. Çok acıklı! Ayrıca korkutucu! 600 küsur yıldır orada olan insanları, o toprakların en eski sakinlerini oradan atıyorsunuz. O insanları kutu kutu apartmanlara yerleştiriyorsunuz. O insanlar öyle yaşayamaz. Müthiş sorunlar olacak.
Fatih'in belediye başkanıyla da görüştünüz, değil mi?
-Evet, ona da bunları anlattım. Ama o bir profesyonel. Bir aktör! Ama, ben de öyleyim. (gülüyor)
Söylediklerinizin bir etkisi olmuş mudur?
-Ona izah etmek için gittim. Zira ben Romanları tanıyorum, o ise tanımıyor. Türkiye'nin Çingenelerini belki biraz tanıyor, bense enternasyonal Romanları tanıyorum. Ve dünyadaki bütün Çingeneler, şu anda onun gibilerin yarattığı sorunu yaşadılar, yaşıyorlar. İspanyollar, Fransızlar, Romanyalılar, Portekizliler... Birileri apansız gelip Çingeneleri mahallelerinden kovuyor ve olay çözümsüz bir sorunsal haline geliyor! Zaten çok kırılgan bir toplum Çingeneler. İşsiz güçsüz, her şeyden mahrum bir şekilde kendi kaderleriyle başbaşa kaldıklarında neler olabileceğini tahayyül etmeye çalışın! Bu, İstanbul'un üzerine bir sorun olarak, hem de büyük bir sorun olarak çökecek! Belediye başkanına bunun büyük bir hata olduğunu anlattım. Fransa'da, Perpignan'da böyle bir mahalle var, Çingeneler 16. yüzyıldan kalma bu eski mahallede yaşıyorlar. Perpignan'ın en güzel mahallesi. Arazi pahalı, büyük rant söz konusu. O mahalle tam deniz kenarında... Ama kimse onlara dokunmuyor. Çünkü biliyorlar ki, eğer dokunurlarsa, devasa bir sorun çıkacak ortaya. Bunları anlattım belediye başkanına. Sulukule'de olanlar bana 'Gazap Üzümleri'ni hatırlattı. Tastamam 'Gazap Üzümleri'! İnsanların evlerini yıkıyorsun. İnsanlar ne yapacaklarını bilemiyor. Bir kısmı hapishanelik oluyor. Çıkınca bir bakıyorsun mahallen yok olmuş. Bir sonraki filmimin konusu bu olabilir. (gülüyor)
Sulukule'nin kurtulması için bir umut var mı sizce?
-Politikacılar kafalarına bir şeyi koydular mı, umut yok demektir. Eğer bütün gençler, insanlar harekete geçer, kitlesel protesto gösterileri yaparlarsa belki! Bütün dünyada biraz böyle. İnsanların başına gelenler umurlarında değil. Türkiye hâlâ AB'ye girmek istiyor mu?
Hükümet öyle diyor. Ama gerçekten istiyor mu orası karışık...
-Mesele de bu. İki yıl sonra İstanbul Avrupa Kültür Başkenti olacak. Bu çok iyi bir şey. Ama bana hep yaptıkları yüksek kuleleri gösteriyorlar. Kültürden söz ettiklerinde kastettikleri 'money'. Büyük binalardan, alışveriş merkezlerinden, lâlelerden bahsediyorlar hep. Bunlar "kültürün başkenti" anlamına gelmiyor ki, 'kapitalizmin başkenti' anlamına geliyor.
Bu sene İstanbul Film Festivali'nde, 68'in 40. yıldönümü dolayısıyla '1968 ve Mirası' adlı bir bölüm vardı. Siz 1968'de neredeydiniz, ne yapıyordunuz?
-Paris'teydim. Bidonla benzin satıyordum, çünkü benzin yoktu. Hiçbir şey yoktu... Tam bir ayaklanma havası vardı. Bütün gençler ayağa kalkmıştı. Mayıs '68 bir isyandı. Ben de isyancılardandım.
1978'de Cezayir devrimini anlatan 'La Terre au Ventre'ı çektiniz. Bir söyleşide "O filmi çekerken Andreas Baader'i düşünüyordum" diyorsunuz. Baader'de sizi etkileyen neydi?
-70'lerde bize tüketim toplumlarını dayatan insanlara ihtiyacımız yoktu. 'Hayır' diyen insanlara ihtiyacımız vardı. Baader de öyle biriydi. Evet, şiddete başvurmuştu. Ama yumurtayı kırmadan omlet yapamazsın. Liberation gazetesinden onun bir portresini kesmiştim, onun fotoğrafını çekip büyüttüm ve odama astım. 'Bu kim?' diye soranlara 'Bir dost' diyordum.
Bir örgütle bağınız var mıydı?
-Yoktu, ama siyasal fikirlerim vardı. Bugün de siyasal fikirlerim aynı.
'Sulukule yeni filmime konu olabilir'
Tony Gatlif'e göre Sulukule, İstanbul'un üzerine büyük bir sorun olarak çökecek. Çingene yönetmen Tony Gatlif, 'Sulukule'de olanlar bana 'Gazap Üzümleri'ni hatırlattı. Evlerini yıkıyorsun, insanlar ne yapacağını bilemiyor. Mesela hapisten çıkıyor, bakıyor mahallesi yok. Bir sonraki filmimin konusu bu olabilir' diyor
SİREN İDEMEN, İSTANBUL - Çingenelerin yaşamına odaklanan 'Latcho Drom', 'Sürgündekiler', 'Çılgın Yabancı', Asia Argento ve Birol Ünel'li 'Transilvanya' gibi filmlerle tanınan ünlü çingene yönetmen Tony Gatlif, geçen hafta İstanbul'daydı. İstanbul Film Festivali'nda Sinemada İnsan Hakları bölümündeki filmleri değerlendiren Avrupa Konseyi Film Ödülü (FACE) jürisinde görev alan Gatlif, 1990'da 'Latcho Drom' adlı filminin bir bölümünü çektiği Sulukule'yi ziyaret etmeyi de unutmadı. Televizyonda, gazetelerde gördük, Sulukule'ye gitmişsiniz. Bu oraya ilk gidişiniz değil galiba, 1990'da da gitmişsiniz...
- Evet, 1990'da 'Latcho Drom' filmi için mekân bakmaya, çekim yapmaya gitmiştim. Emekçi insanların yaşadığı o mahalleyi iyi tanıyorum. 15 gün kaldım orada. O zaman yaptığım çekimler 'Latcho Drom'un 10 dakikasını oluşturuyor.
Sulukule'yi bu sefer nasıl buldunuz?
-Beni müthiş etkiledi. Çok acıklı! Ayrıca korkutucu! 600 küsur yıldır orada olan insanları, o toprakların en eski sakinlerini oradan atıyorsunuz. O insanları kutu kutu apartmanlara yerleştiriyorsunuz. O insanlar öyle yaşayamaz. Müthiş sorunlar olacak.
Fatih'in belediye başkanıyla da görüştünüz, değil mi?
-Evet, ona da bunları anlattım. Ama o bir profesyonel. Bir aktör! Ama, ben de öyleyim. (gülüyor)
Söylediklerinizin bir etkisi olmuş mudur?
-Ona izah etmek için gittim. Zira ben Romanları tanıyorum, o ise tanımıyor. Türkiye'nin Çingenelerini belki biraz tanıyor, bense enternasyonal Romanları tanıyorum. Ve dünyadaki bütün Çingeneler, şu anda onun gibilerin yarattığı sorunu yaşadılar, yaşıyorlar. İspanyollar, Fransızlar, Romanyalılar, Portekizliler... Birileri apansız gelip Çingeneleri mahallelerinden kovuyor ve olay çözümsüz bir sorunsal haline geliyor! Zaten çok kırılgan bir toplum Çingeneler. İşsiz güçsüz, her şeyden mahrum bir şekilde kendi kaderleriyle başbaşa kaldıklarında neler olabileceğini tahayyül etmeye çalışın! Bu, İstanbul'un üzerine bir sorun olarak, hem de büyük bir sorun olarak çökecek! Belediye başkanına bunun büyük bir hata olduğunu anlattım. Fransa'da, Perpignan'da böyle bir mahalle var, Çingeneler 16. yüzyıldan kalma bu eski mahallede yaşıyorlar. Perpignan'ın en güzel mahallesi. Arazi pahalı, büyük rant söz konusu. O mahalle tam deniz kenarında... Ama kimse onlara dokunmuyor. Çünkü biliyorlar ki, eğer dokunurlarsa, devasa bir sorun çıkacak ortaya. Bunları anlattım belediye başkanına. Sulukule'de olanlar bana 'Gazap Üzümleri'ni hatırlattı. Tastamam 'Gazap Üzümleri'! İnsanların evlerini yıkıyorsun. İnsanlar ne yapacaklarını bilemiyor. Bir kısmı hapishanelik oluyor. Çıkınca bir bakıyorsun mahallen yok olmuş. Bir sonraki filmimin konusu bu olabilir. (gülüyor)
Sulukule'nin kurtulması için bir umut var mı sizce?
-Politikacılar kafalarına bir şeyi koydular mı, umut yok demektir. Eğer bütün gençler, insanlar harekete geçer, kitlesel protesto gösterileri yaparlarsa belki! Bütün dünyada biraz böyle. İnsanların başına gelenler umurlarında değil. Türkiye hâlâ AB'ye girmek istiyor mu?
Hükümet öyle diyor. Ama gerçekten istiyor mu orası karışık...
-Mesele de bu. İki yıl sonra İstanbul Avrupa Kültür Başkenti olacak. Bu çok iyi bir şey. Ama bana hep yaptıkları yüksek kuleleri gösteriyorlar. Kültürden söz ettiklerinde kastettikleri 'money'. Büyük binalardan, alışveriş merkezlerinden, lâlelerden bahsediyorlar hep. Bunlar "kültürün başkenti" anlamına gelmiyor ki, 'kapitalizmin başkenti' anlamına geliyor.
Bu sene İstanbul Film Festivali'nde, 68'in 40. yıldönümü dolayısıyla '1968 ve Mirası' adlı bir bölüm vardı. Siz 1968'de neredeydiniz, ne yapıyordunuz?
-Paris'teydim. Bidonla benzin satıyordum, çünkü benzin yoktu. Hiçbir şey yoktu... Tam bir ayaklanma havası vardı. Bütün gençler ayağa kalkmıştı. Mayıs '68 bir isyandı. Ben de isyancılardandım.
1978'de Cezayir devrimini anlatan 'La Terre au Ventre'ı çektiniz. Bir söyleşide "O filmi çekerken Andreas Baader'i düşünüyordum" diyorsunuz. Baader'de sizi etkileyen neydi?
-70'lerde bize tüketim toplumlarını dayatan insanlara ihtiyacımız yoktu. 'Hayır' diyen insanlara ihtiyacımız vardı. Baader de öyle biriydi. Evet, şiddete başvurmuştu. Ama yumurtayı kırmadan omlet yapamazsın. Liberation gazetesinden onun bir portresini kesmiştim, onun fotoğrafını çekip büyüttüm ve odama astım. 'Bu kim?' diye soranlara 'Bir dost' diyordum.
Bir örgütle bağınız var mıydı?
-Yoktu, ama siyasal fikirlerim vardı. Bugün de siyasal fikirlerim aynı.
22 Nisan 2008 Salı
20 Nisan, Istanbul Animasyon Film Festivali Sulukule'de
16 Nisan 2008 Çarşamba
15 Nisan, Tony Gatlif Sulukule'de
http://www.ntvmsnbc.com/news/442944.asp
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=253129
http://www.hurriyet.com.tr/kultursanat/8708307.asp
http://www.gazeteport.com.tr/NEWS/GP_192279
http://www.aksam.com.tr/haber.asp?a=115357,3
http://yenisafak.com.tr/aktuel/?t=16.04.2008&c=5&i=111654
http://www.ozgurhaber.com/yonlendir.php?id=1953295&i=ShowTVnet&b=-Gatlif
http://www.arkitera.com/h27484-unlu-yonetmenin-gozuyle-sulukule.html
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=253129
http://www.hurriyet.com.tr/kultursanat/8708307.asp
http://www.gazeteport.com.tr/NEWS/GP_192279
http://www.aksam.com.tr/haber.asp?a=115357,3
http://yenisafak.com.tr/aktuel/?t=16.04.2008&c=5&i=111654
http://www.ozgurhaber.com/yonlendir.php?id=1953295&i=ShowTVnet&b=-Gatlif
http://www.arkitera.com/h27484-unlu-yonetmenin-gozuyle-sulukule.html
14 Nisan 2008 Pazartesi
8 Nisan 2008 Salı
Dünya Roman Gününde Sulukule'de Matem var
http://www.ntvmsnbc.com/news/442080.asp http://www.yapi.com.tr/turkce/Haberler_Detay.asp?newsid=60853
http://www.bianet.org/bianet/kategori/bianet/106193/romanlar-gununde-sulukuleden-muzik-degil-dozer-sesi-yukseldi
http://haber.tnn.net/haber_detay.asp?ID=1997342&Cat=POL
SULUKULELILERIN BASIN ACIKLAMASI
Bugun 8 Nisan Dunya Roman Gunu, ve biz Sulukuleliler bu gunu kutlamak yerine, matemle karsiliyoruz...
Bin yili askin bir tarihi olan mahallemiz, artik bir hayalet bolge haline geldi... Her yerde yikilmis evler, komsusuna, akrabasina siginmis evsizler, ortada sokakta kalmis oksuz ve yetimler, gordugunuz yetersiz saglik kosullari ve iki yildir suren korkular, baskilar nedeniyle ruhen ve bedenen cokmus insanlar, var artik...
Cocuklarimiz donuslerinde evlerini bulamayacagi korkusuyla okullarina gitmez oldu, hasta sayimiz gun gectikce artiyor...
Yillardir bogustugumuz issizligin uzerine bir de yuvasizlik eklendi artik... Cogumuz yari ac, yari tok yatip, sabah dozer sesleriyle uyaniyoruz...
Niye? burada savas mi var? dogal afet mi gecti uzerimizden?
Hayiir!!!
kentsel donusum vurdu bizi...
Istanbul'un en eskileri olan bizler, birilerince , kendi yurdumuz, koyumuz olan bu mahalleye uygun gorulmedik... sultanlar bizi bagirlarina bastilar... Simdilerde ise bize "ucube" diyenler var...
Bizi dogdugumuz topraklarin disina atmak istiyorlar...
Oysa biz,onceki yonetimlerin actigi yaralarin sarilmasini, mahkum edildigimiz issizligin , yoksullugun giderilmesini ve mahallemizin eski zengin ve senlikli haline dondurulmesini talep ediyoruz...
Bu mahalle bizim!
Cogumuzun elinde Osmanli'dan kalma tapular var veya vardi... Baska hangi mahallede boyle tarihi bir mulkiyet durumu var???
Bu tapular, korkutularak, koseye sıkıstırılarak, çaresiz birakilarak ellerimizden alindi ve alinmaya devam ediliyor. Biz buraya 10 yil once, 20 yil, 30 yil once gelmedik...
Biz yuzyillardir buradayiz...
Bu mahalle bizim yurdumuz, topragimiz, koyumuz... Ve bizimle birlikte kalkinip , bizimle birlikte gelismeli... Bizimle birlikte yaşayip, bizimle birlikte zenginlestirilmeli...
Yenileme, donusum... Adi her neyse, ne yapilacaksa bizim icin, buranin gercek sahipleri olan biz Sulukuleliler icin yapilmali...
Rant kokusu alan yeni yatirimcilar icin degil. Bu evleri ellerimizden nasil aldiklari asikar olan saibeli yeni sahipler icin degil...
Biz Sulukuleliler icin insanca yasanilir bir yer haline getirilmeli bu mahalle...
Sulukule artik bir "ucube" gibi gorunuyorsa size, bu bizim sucumuz, bizim secimimiz degil...
Bizi bu hale getiren gecmis yonetimler utansin...
Ve bizi yine dıslamak isteyen simdiki yoneticilerimiz uyansın...
Yoneticilerimizden tek duymak istedigimiz bu:
Sulukule, Sulukuleliler icin yenilenmelidir...
Yikimlara, bize hic bir barinma yolu gosterilmedigi icin, sokaklara gonderildigimiz icin karsi cikiyoruz...
Insaatlar suresince bize gecici konutlar gosterilsin, sokaklarda kalmasin, yaslilarimiz, hastalarimiz, kadinlarimiz ve en onemlisi gelecegin guvencesi cocuklarimiz...
Mahallemizin duzenlenmesi, iyilestirilmesi bittiginde ise biz tekrar buraya, yurdumuza donelim.
Bu yoksulluk kosullarinda borclandirilacaksak eger, bu mahallede daha iyi sartlarda yasamak icin borclandirilalim..
Ve bunu seve seve calisarak odeyelim...
Bizim icin is, meslek , sosyal ve ekonomik kalkinma projeleri sayesinde, turizm sayesinde yeniden kendimize gelelim ve bu topraklara hizmet etmeye devam edelim...
Bizim maketlerimiz, sahte heykellerimiz degil, biz kendimiz turistleri buraya cekelim.
Gelenek ve goreneklerimizi tanitalim ...
Canli muze isteniyorsa eger,, iste biz canli muzeyiz...
Topragimizin altindan tarih fiskiriyor...
Etrafimiz, tarihle cevrili
Hafizamiz, yuzlerce yillik tarihle dolu...
Yeni gelecek olan rantcilardan hangisi bu gorevi yerine getirebilir?
Onlar tarihimizi nereden bilebilir?
Dunyadaki bu biricik Sulukule ornegini hep birlikte yasatalim...
Keyfini hep birlikte surelim...
Iste budur butun istedigimiz...
Bizi, taa Avrupa'dan, Amerika'dan duyanlar, ziyaret edenler oldu... Ama kendi belediyemizden gelip bir cayimizi icen, halimizi soran olmadi...
Ankara'da kendi yoneticilerimiz, duymak bir yana, bizi "ucube" sandi...
Sesimizi bir kendi vatanimizda duyuramadik...
Ve simdi, Dunya Roman gununu sevincle kutlamamiz gereken bugunde diyoruz ki, bugune kadar bize hep matem yasattiniz hergun...
Sesimizi duyun artik ...
Bunun icin gokyuzune yolluyoruz mesajlarimizi simdi...
Belki bu yolla dileklerimiz Ankara semalarina ulasir sonunda,
Dunya duydu sesimizi,
sayin yoneticilerimiz, lutfen siz de artik kulak verin...
http://www.bianet.org/bianet/kategori/bianet/106193/romanlar-gununde-sulukuleden-muzik-degil-dozer-sesi-yukseldi
http://haber.tnn.net/haber_detay.asp?ID=1997342&Cat=POL
SULUKULELILERIN BASIN ACIKLAMASI
Bugun 8 Nisan Dunya Roman Gunu, ve biz Sulukuleliler bu gunu kutlamak yerine, matemle karsiliyoruz...
Bin yili askin bir tarihi olan mahallemiz, artik bir hayalet bolge haline geldi... Her yerde yikilmis evler, komsusuna, akrabasina siginmis evsizler, ortada sokakta kalmis oksuz ve yetimler, gordugunuz yetersiz saglik kosullari ve iki yildir suren korkular, baskilar nedeniyle ruhen ve bedenen cokmus insanlar, var artik...
Cocuklarimiz donuslerinde evlerini bulamayacagi korkusuyla okullarina gitmez oldu, hasta sayimiz gun gectikce artiyor...
Yillardir bogustugumuz issizligin uzerine bir de yuvasizlik eklendi artik... Cogumuz yari ac, yari tok yatip, sabah dozer sesleriyle uyaniyoruz...
Niye? burada savas mi var? dogal afet mi gecti uzerimizden?
Hayiir!!!
kentsel donusum vurdu bizi...
Istanbul'un en eskileri olan bizler, birilerince , kendi yurdumuz, koyumuz olan bu mahalleye uygun gorulmedik... sultanlar bizi bagirlarina bastilar... Simdilerde ise bize "ucube" diyenler var...
Bizi dogdugumuz topraklarin disina atmak istiyorlar...
Oysa biz,onceki yonetimlerin actigi yaralarin sarilmasini, mahkum edildigimiz issizligin , yoksullugun giderilmesini ve mahallemizin eski zengin ve senlikli haline dondurulmesini talep ediyoruz...
Bu mahalle bizim!
Cogumuzun elinde Osmanli'dan kalma tapular var veya vardi... Baska hangi mahallede boyle tarihi bir mulkiyet durumu var???
Bu tapular, korkutularak, koseye sıkıstırılarak, çaresiz birakilarak ellerimizden alindi ve alinmaya devam ediliyor. Biz buraya 10 yil once, 20 yil, 30 yil once gelmedik...
Biz yuzyillardir buradayiz...
Bu mahalle bizim yurdumuz, topragimiz, koyumuz... Ve bizimle birlikte kalkinip , bizimle birlikte gelismeli... Bizimle birlikte yaşayip, bizimle birlikte zenginlestirilmeli...
Yenileme, donusum... Adi her neyse, ne yapilacaksa bizim icin, buranin gercek sahipleri olan biz Sulukuleliler icin yapilmali...
Rant kokusu alan yeni yatirimcilar icin degil. Bu evleri ellerimizden nasil aldiklari asikar olan saibeli yeni sahipler icin degil...
Biz Sulukuleliler icin insanca yasanilir bir yer haline getirilmeli bu mahalle...
Sulukule artik bir "ucube" gibi gorunuyorsa size, bu bizim sucumuz, bizim secimimiz degil...
Bizi bu hale getiren gecmis yonetimler utansin...
Ve bizi yine dıslamak isteyen simdiki yoneticilerimiz uyansın...
Yoneticilerimizden tek duymak istedigimiz bu:
Sulukule, Sulukuleliler icin yenilenmelidir...
Yikimlara, bize hic bir barinma yolu gosterilmedigi icin, sokaklara gonderildigimiz icin karsi cikiyoruz...
Insaatlar suresince bize gecici konutlar gosterilsin, sokaklarda kalmasin, yaslilarimiz, hastalarimiz, kadinlarimiz ve en onemlisi gelecegin guvencesi cocuklarimiz...
Mahallemizin duzenlenmesi, iyilestirilmesi bittiginde ise biz tekrar buraya, yurdumuza donelim.
Bu yoksulluk kosullarinda borclandirilacaksak eger, bu mahallede daha iyi sartlarda yasamak icin borclandirilalim..
Ve bunu seve seve calisarak odeyelim...
Bizim icin is, meslek , sosyal ve ekonomik kalkinma projeleri sayesinde, turizm sayesinde yeniden kendimize gelelim ve bu topraklara hizmet etmeye devam edelim...
Bizim maketlerimiz, sahte heykellerimiz degil, biz kendimiz turistleri buraya cekelim.
Gelenek ve goreneklerimizi tanitalim ...
Canli muze isteniyorsa eger,, iste biz canli muzeyiz...
Topragimizin altindan tarih fiskiriyor...
Etrafimiz, tarihle cevrili
Hafizamiz, yuzlerce yillik tarihle dolu...
Yeni gelecek olan rantcilardan hangisi bu gorevi yerine getirebilir?
Onlar tarihimizi nereden bilebilir?
Dunyadaki bu biricik Sulukule ornegini hep birlikte yasatalim...
Keyfini hep birlikte surelim...
Iste budur butun istedigimiz...
Bizi, taa Avrupa'dan, Amerika'dan duyanlar, ziyaret edenler oldu... Ama kendi belediyemizden gelip bir cayimizi icen, halimizi soran olmadi...
Ankara'da kendi yoneticilerimiz, duymak bir yana, bizi "ucube" sandi...
Sesimizi bir kendi vatanimizda duyuramadik...
Ve simdi, Dunya Roman gununu sevincle kutlamamiz gereken bugunde diyoruz ki, bugune kadar bize hep matem yasattiniz hergun...
Sesimizi duyun artik ...
Bunun icin gokyuzune yolluyoruz mesajlarimizi simdi...
Belki bu yolla dileklerimiz Ankara semalarina ulasir sonunda,
Dunya duydu sesimizi,
sayin yoneticilerimiz, lutfen siz de artik kulak verin...
Sulukule'de yıkıma devam ediliyor
http://www.milliyet.com.tr/default.aspx?aType=HaberDetay&Kategori=yasam&ArticleID=514330&Date=08.04.2008&ver=58
Fatih Belediyesi ekipleri, Sulukule’nin İstanbul dışına taşınması projesi kap-samında dün 9 evin daha yıkımını gerçekleşçtirdi. İçinde eşyalar bulunan bazı ev sahiplerine ise 24 saat süre verildi. Sulukule Kültürünü Geliştirme ve Dayanışma Derneği Başkanı Şükrü Pündük, Helsinki Komisyonu’nun Başbakan Erdoğan’a gönderdikleri mektupta Sulukule’nin yıkılmamasını istedikleri haberini önceki gün Milliyet’te okuduklarını belirterek, “Mahalleli olarak büyük sevinç yaşadık. Ancak, sabah uyandığımızda yıkım ekiplerini karşımızda görünce şoke olduk” diye konuştu. Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir ise ABD’den gelen uyarının yanlış bilgilendirmenin bir sonucu olduğunu öne sürdü.
Fatih Belediyesi ekipleri, Sulukule’nin İstanbul dışına taşınması projesi kap-samında dün 9 evin daha yıkımını gerçekleşçtirdi. İçinde eşyalar bulunan bazı ev sahiplerine ise 24 saat süre verildi. Sulukule Kültürünü Geliştirme ve Dayanışma Derneği Başkanı Şükrü Pündük, Helsinki Komisyonu’nun Başbakan Erdoğan’a gönderdikleri mektupta Sulukule’nin yıkılmamasını istedikleri haberini önceki gün Milliyet’te okuduklarını belirterek, “Mahalleli olarak büyük sevinç yaşadık. Ancak, sabah uyandığımızda yıkım ekiplerini karşımızda görünce şoke olduk” diye konuştu. Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir ise ABD’den gelen uyarının yanlış bilgilendirmenin bir sonucu olduğunu öne sürdü.
7 Nisan 2008 Pazartesi
5 Nisan 2008 Cumartesi
U.S Helsinki Komisyonu'ndan Basbakan'a mektup
http://www.ntvmsnbc.com/news/441786.asp
http://www.sabah.com.tr/haber,7AB74405FA7D45EAB988D6C935401C07.html
http://www.cnnturk.com/DUNYA/haber_detay.asp?PID=319&HID=1&haberID=445274
http://www.milliyet.com.tr/default.aspx?aType=HaberDetay&Kategori=guncel&ArticleID=513689&Date=06.04.2008&ver=09
http://www.haberturk.com/haber.asp?id=65727&cat=180&dt=2008/04/06
http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=151043
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=673968
U.S. Helsinki Commission Troubled by Treatment of Sulukule Roma in Istanbul
Send Letter to Turkish Prime Minister Erdoğan Expressing Concern over Demolition of one of the Oldest Romani Settlements in Europe
(Washington, DC) Congressman Alcee L. Hastings (D-FL), Chairman of the Commission on Security and Cooperation in Europe (U.S. Helsinki Commission) and Co-Chairman Senator Benjamin L. Cardin (D-MD), along with Helsinki Commissioners Congressmen Joseph R. Pitts (R-PA), and G.K. Butterfield (D-NC), sent the following letter to Turkish Prime Minister Tayip Erdoğan, regarding the Sulukule urban transformation project. The letter expresses concern about the demolition of this historic community, which dates back to 1054, and whose residents will be forced to relocate to a town 40 kilometers outside of the city. Many residents cannot afford to relocate and will be forced onto the streets of Istanbul. (Please find below a copy of the letter)
April 4, 2008
His Excellency Recep Tayip Erdoğan
The Prime Minister
T.C. Basbakanlik
06100 Bakanliklar / ANKARA
TURKEY
Dear Prime Minister Erdoğan:
We write to express our concern about the Sulukule urban transformation project developed by the Fatih and Greater Istanbul municipalities. It is our understanding that six districts in Istanbul including Sulukule, have been chosen to undergo urban transformation as part of the 2010 European Capitol of Culture. While we understand the need to preserve many historical landmarks in Istanbul, we are deeply troubled that Sulukule, home to a Roma community since 1054 and one of the oldest Romani settlements in Europe, is on the brink of total demolition and will be replaced with new villa style homes. The unfortunate outcome of this urban renewal project will not only destroy this historic neighborhood, but will force 3,500 Sulukule residents 40 kilometers outside of the city to the district of Tasoluk or onto the streets.
Roma are currently one of the largest, poorest, and fastest growing minority populations in Europe, and remain the target of pervasive racial attacks and discrimination. At the OSCE’s 1999 Istanbul Summit, Turkey and all other OSCE participating States agreed: “We recognize the particular difficulties faced by Roma and Sinti and the need to undertake effective measures in order to achieve full equality of opportunity, consistent with OSCE commitments, for persons belonging to Roma and Sinti. We will reinforce our efforts to ensure that Roma and Sinti are able
to play a full and equal part in our societies, and to eradicate discrimination against them.” The protection of human rights and the promotion of tolerance and non-discrimination required by the Helsinki Final Act and subsequent documents of the OSCE remain critically important to the United States Helsinki Commission, and therefore we are particularly concerned about the eroding conditions for the Romani community in Sulukule.
The Roma community in Sulukule is living on the fringes of society and continues to be treated unfairly. Instead of implementing an urban renewal project that would preserve this centuries-old neighborhood and allow the Roma there to remain together as a community, they will be dispersed and forced to migrate elsewhere.
The Romani residents of Sulukule have essentially been unable to work since 1992, when the municipality closed down the music and entertainment venues that had been the lifeblood of the community and a major tourist attraction. With this source of income gone, the Roma of Sulukule have found it increasingly difficult to earn a living.
We understand that the residents of Sulukule have been offered the opportunity to purchase the new homes that will be built as part of the project. However, we are advised that the homes are quite expensive and, given the Romani community’s lack of employment and income, this is an empty gesture. We also understand that the offer of housing in Tasoluk, some 40 kilometers outside of Istanbul, is also well beyond the means of the current residents of Sulukule, making it all the more likely that the majority of them will be forced to live on the streets.
Mr. Prime Minister, we urge you to work to find a common solution that will ensure that the residents of Sulukule are treated with dignity and respect, that their culture and contribution to the history of Istanbul are preserved and that they are given the opportunity to work, provide shelter and education to their families and contribute fully to Turkish society.
Thank you for your attention to this matter. We look forward to your response.
Sincerely,
http://www.sabah.com.tr/haber,7AB74405FA7D45EAB988D6C935401C07.html
http://www.cnnturk.com/DUNYA/haber_detay.asp?PID=319&HID=1&haberID=445274
http://www.milliyet.com.tr/default.aspx?aType=HaberDetay&Kategori=guncel&ArticleID=513689&Date=06.04.2008&ver=09
http://www.haberturk.com/haber.asp?id=65727&cat=180&dt=2008/04/06
http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=151043
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=673968
U.S. Helsinki Commission Troubled by Treatment of Sulukule Roma in Istanbul
Send Letter to Turkish Prime Minister Erdoğan Expressing Concern over Demolition of one of the Oldest Romani Settlements in Europe
(Washington, DC) Congressman Alcee L. Hastings (D-FL), Chairman of the Commission on Security and Cooperation in Europe (U.S. Helsinki Commission) and Co-Chairman Senator Benjamin L. Cardin (D-MD), along with Helsinki Commissioners Congressmen Joseph R. Pitts (R-PA), and G.K. Butterfield (D-NC), sent the following letter to Turkish Prime Minister Tayip Erdoğan, regarding the Sulukule urban transformation project. The letter expresses concern about the demolition of this historic community, which dates back to 1054, and whose residents will be forced to relocate to a town 40 kilometers outside of the city. Many residents cannot afford to relocate and will be forced onto the streets of Istanbul. (Please find below a copy of the letter)
April 4, 2008
His Excellency Recep Tayip Erdoğan
The Prime Minister
T.C. Basbakanlik
06100 Bakanliklar / ANKARA
TURKEY
Dear Prime Minister Erdoğan:
We write to express our concern about the Sulukule urban transformation project developed by the Fatih and Greater Istanbul municipalities. It is our understanding that six districts in Istanbul including Sulukule, have been chosen to undergo urban transformation as part of the 2010 European Capitol of Culture. While we understand the need to preserve many historical landmarks in Istanbul, we are deeply troubled that Sulukule, home to a Roma community since 1054 and one of the oldest Romani settlements in Europe, is on the brink of total demolition and will be replaced with new villa style homes. The unfortunate outcome of this urban renewal project will not only destroy this historic neighborhood, but will force 3,500 Sulukule residents 40 kilometers outside of the city to the district of Tasoluk or onto the streets.
Roma are currently one of the largest, poorest, and fastest growing minority populations in Europe, and remain the target of pervasive racial attacks and discrimination. At the OSCE’s 1999 Istanbul Summit, Turkey and all other OSCE participating States agreed: “We recognize the particular difficulties faced by Roma and Sinti and the need to undertake effective measures in order to achieve full equality of opportunity, consistent with OSCE commitments, for persons belonging to Roma and Sinti. We will reinforce our efforts to ensure that Roma and Sinti are able
to play a full and equal part in our societies, and to eradicate discrimination against them.” The protection of human rights and the promotion of tolerance and non-discrimination required by the Helsinki Final Act and subsequent documents of the OSCE remain critically important to the United States Helsinki Commission, and therefore we are particularly concerned about the eroding conditions for the Romani community in Sulukule.
The Roma community in Sulukule is living on the fringes of society and continues to be treated unfairly. Instead of implementing an urban renewal project that would preserve this centuries-old neighborhood and allow the Roma there to remain together as a community, they will be dispersed and forced to migrate elsewhere.
The Romani residents of Sulukule have essentially been unable to work since 1992, when the municipality closed down the music and entertainment venues that had been the lifeblood of the community and a major tourist attraction. With this source of income gone, the Roma of Sulukule have found it increasingly difficult to earn a living.
We understand that the residents of Sulukule have been offered the opportunity to purchase the new homes that will be built as part of the project. However, we are advised that the homes are quite expensive and, given the Romani community’s lack of employment and income, this is an empty gesture. We also understand that the offer of housing in Tasoluk, some 40 kilometers outside of Istanbul, is also well beyond the means of the current residents of Sulukule, making it all the more likely that the majority of them will be forced to live on the streets.
Mr. Prime Minister, we urge you to work to find a common solution that will ensure that the residents of Sulukule are treated with dignity and respect, that their culture and contribution to the history of Istanbul are preserved and that they are given the opportunity to work, provide shelter and education to their families and contribute fully to Turkish society.
Thank you for your attention to this matter. We look forward to your response.
Sincerely,
21 Mart 2008 Cuma
Başbakan'a
Başbakan Tayyip Erdoğan :
"Hedefimiz Eminönü İlçesi'nin Fatih'e katılırken düşündüğümüz bir incelik var. Eminönü 30 bin nüfus. Belediyeciliği bilen de bilmeyen de konuşuyor. Bunu Fatih'in içine katmak suretiyle daha güçlü, daha farklı bir Fatih meydana gelecek. Böylece Fatih içindeki bazı ucubelerden kurtulacak. Sulukule hakkında da çok şey konuşuldu. Bunu konuşanlar gidip de Sulukule'yi görmüş değildir. Şimdi yapılan projeye bakın, bunu görünce inanıyorum ki samimilerse 'tebrik ederiz' diyecekler. Sulukule'yi o ucube halinden kurtarıp, modern çağdaş ama tarihi bir yer haline getireceğiz. Atılan adım budur. Biz İstanbul sevdalısıyız, İstanbul'a aşığız. İstanbul Türkiye'nin vizyonu olan bir kenttir. Gözümüz gibi bakmamız gerekiyor. Şu anda İstanbul'a yapılan yatırımlar yerin altına yapılıyor. Bütün bu tüneller İstanbul'un ulaşımını daha da rahatlatalım diye açılıyor. Millet minareyi görür ama kuyuyu görmez. O bakımdan sıkıntı var. Bütün bu eserler bittiği zaman takdiri de yapılacaktır".
Sulukule Palatformu'ndan yanıt :
http://www.ntvmsnbc.com/news/439912.asp
Sayın Başbakan
Bizler hep Sulukule’deyiz... Sokaklarını, evlerini ve hatta içlerindeki hayatları tek tek biliriz...
Sulukule’yi görmemiş, oraya hiç gitmemis olanlar bizler degil, bu mahalledeki binlerce kisinin kaderi hakkında, fikirlerine hic basvurmadan karar vermis olanlardır Sayın Başbakan.
Şöyleki; Fatih Belediye Başkanı Sayın Mustafa Demir, Sulukule’ye sadece iki kez uğramıştır. Birincisi, seçim öncesiydi! Arabasıyla mahallede şöyle bir tur atmış, ve “tehlikeli” bir semt olduğunu düşünerek, arabadan inmek zahmetine bile girmemişti...
İkincisi ise, 9 Şubat 2008 günüydü. Yani projenin epey yol almasından sonra. AB-Türkiye Karma Parlamenterler Komisyonu Eşbaşkanı Sayın Joost Lagendijk’ın Sulukule Platformu’nun davetlisi olarak mahalleye geldiği gün. Bir baskın gibi gerçekleştirdiği bu ziyareti kısa kesip, mahalleyi terketmek zorunda kalmıştı.
Oysa, Sulukule “yenileme” projesine nedenlerini belirterek karşı çıkan bizler, ya zaten Sulukuleliyiz, ya da vaktini oradaki insanlara yararlı olmak için bizzat orada geçiren platform üyeleriyiz... Sivil toplum kuruluşları, mimar, sanat tarihçisi, şehir planlamacısı, gazeteci, öğrenci, sosyolog, tarihçi, öğretim görevlisi, hukukçu, yazar, sanatçı, müzisyen, esnaf, din adamı, işçi vs. vs yiz... Hepimiz, Sulukule’yi iyi tanıyan, iyi bilen, insanlarız... Mahallenin sokaklarında dolaşırken, “birileri” gibi korku duymaz, “tehlikeli” demeyiz...
“Orayı görmemişlerdir bile” dediğiniz bizler, defalarca Fatih Belediyesi ile görüşmelere oturmuş, somut önerilerde bulunmuş ve projenin, insanları ve tarihi kale alan, katılımcı, uluslararsı anlaşmalara uygun bir prosedürle oluşturulması için bizzat çaba harcamış kuruluşlar ve insanlarız. Bu konuda bilgilendirme eksikliği içinde ve hatta yanıltılma durumunda olduğunuzu düşünüyoruz.
Sulukule Platformu, meslek odalarının, sivil toplum kuruluşlarının, üniversitelerin, uzman kişilerin ve en önemlisi mahalle halkının içinde olacağı “çok ortaklı bir çalışma komitesi” oluştuma önerisini defalarca belediyeye sunmuş ve bu konuda bir protokol çalışması da yapmıştır. Nitekim bu öneri, kendileri tarafından da kabul görmüş, davetimiz üzerine de bizzat kendilerinin de katıldığı ortak toplantılar yapılmışıtır. Ayrıca, zaman zaman kendileri ziyaret edilerek projenin nasıl gercekleşmesi gerektiği konusunda görüşlerimiz kendilerine aktarılmıştır.
Size gösterilmiş olduğunu sandığımız ve gerek TBMM İnsan haklarını İnceleme Komisyon’unda, gerek Avrupa Parlamentosu’nda ve daha bir çok yerde ilgililere gösterdikleri videolu sunum içinde, platform üyelerinin yer alması bundandır Sayın Başbakan. Ama ne yazık ki, bu görüntüler sessiz olarak, sadece “bakın biz onların da fikrini aldık ve projeyi öyle oluşturduk” demek için göstermelik olarak kullanılmış, ama orada konuşulanlar, platformun öneri ve fikirleri hiç yansıtılmamış, kale alınmamış sonra da “somut hiç bir şey söylemiyorlar, iyi niyetli değiller, işbirliğine yanaşmıyorlar, sadece itiraz ediyorlar” şeklinde kulisler yürütülmüştür.
Bütün çabamızı yerel yöneticilerle “ortak bir komisyon halinde çalışmak” için harcadığımız halde, ısrarlarımızla gerçekleşebilen bir kaç toplantıdan sonra, köprüleri atan bizzat kendileri olmuştur. Bütün bunlar belgelerle sabittir Sayın Başbakan...
Sulukule’deki sefalete ve “ucubelik” e gelince, bunun burada yaşayanların değil, mahalle ile tek ilgileri yıkıp yok etmek olan yönetimlerin ayıbı olduğunu düşünüyoruz.
Bir zamanlar, zenginliğiyle ünlü bu semtin (Sepetçiler Kasrı’nın, Sulukuleli sepetçiler tarafindan III. Murat’a hediye olarak yaptırıldığı söylenir), giderek çökmesi, bizzat devlet eliyle gercekleştirilmiştir.
Yakın tarihte, devlet elinin buraya, sadece, evleri, işyerlerini yıkmak, insanların geçim kaynaklarını kurutmak, toplum içinde ayırımcılığa uğrayan bu insanları “esmer vatandaşlar” diye niteleyerek daha da dışlamak için uzandığını hatırlatmak istiyoruz.
Sulukule “ucubesi”, işyerlerinin yerle bir edilmesi, yaşam ekonomisinin yok edilmesi, insanların sokaklarda sürüklenerek hortumlarla dövülmesi, kadınların zührevi hastalıklara sevkedilmesi, müzik aletlerinin sokaklarda parçalanması ve çocukların bu şiddetin ortasında büyümeye mahkum edilmesi sayesinde yaratıldı Sayın Başbakan!
“Sulukule ucubesi”, kendinden menkul bir ucube değildir! Ne bu insanlar “ucube” doğmuştur, ne de mahalle “ucube” olarak tasarlanıp inşa edilmiştir. Mahallenin bu hale gelmesi bizzat yönetimlerin ayıbıdır ve bu “ayıp”lar silsilesine bir yenisi daha eklenmek üzeredir.
Bu ayıbın adı ranttır, bu ayıbın adı koca bir kültürü yok etmektir, bu ayıbın adı sürgündür...
Ve yine hatırlatmak isteriz ki Sayın Başbakan, bir “İstanbul sevdalısı” olarak, Sulukule’den sürmek istediğiniz bu insanlar, şehre “vize” ile girmesi gerektiğini düşündüğünüz insanlar (!) değil, herkesten çok İstanbullu olanlardır. Mahalledeki kökleri bin yıl öncesine dayanır. Memleketleri sorulduğunda, yanıtları, “Istanbul, Sulukeliyim”dir. Yani onların gidecek başka bir köyü, memleketi yoktur. Ellerinden çıkartmak zorunda bırakıldıkları tapuları da, ta Osmanlı’dan kalma tapulardır bir kısmının.
Biz mahalleliyiz, mahalledeyiz Sayın Başbakan. Sulukule’deki yoksul insanların ellerinden, yokluk içindeki evlerinin nasıl alındığını, yeni sahiplerinin kimler olduğunu biliriz. Bunu öğrenmek için, Fatih AKP ilçe örgütü içinde kimlerin niye istifa ettirildiğini araştırmanız; ilçe meclisinde projenin oylandığı oturumun tutanaklarını okumanız; bazı AKP’li üyelerin projeye niye red oyu verdiğini sormanız ve tabii yeni sahiplerin kimler olduğunu soruşturmanız yeterli olacaktır.
Sizden bütün istediğimiz bu Sayın Başbakan!
Ve size gerçekten teşekkür etmek isteriz ;
-Bu projenin bizzat burada halen yaşayan insanlar için yapıldığını, kimsenin göç etmek zorunda kalmayacağını, yenileme sırasında mahalle sakinlerinin geçici olarak bir yere taşınarak, inşaat bittiğinde herkesin yeniden buraya yerleştirileceğini;
-Borçlandırmanın sürgün yeri için değil, kendi arsaları üzerinde inşa edilecek evler için yapılacağını;
-Projenin, mahalle sakinlerinin ihtiyaçlarına göre katılımcı bir süreçle düzenleneceğini;
-Ardından gelecek sosyal ve ekonomik kalkındırma projeleriyle, mahallenin, kendi kültürünü daha da zenginleştirmesine fırsat vererek yaşatılacağını;
-Tarihsel dokunun korunacağını, otopark yapmak uğruna arkeolojik zenginliklerin yok edilmeyeceğini, uluslararası anlaşmalara uyumlu bir proje yapılacağını
Söylediğiniz zaman, size gerçekten gönülden teşekkür edeceğiz...
Kısaca, “Sulukule, Sulukuleliler için yenileniyor”, sizden duymak istediğimiz tek söz bu Sayın Başbakan...
Bizler Sulukule’ye gitmeye, orada olmaya devam edeceğiz ve şimdiye kadar defalarca belirttiğimiz ve kanıtladığımız gibi, sivil toplum kuruluşları olarak, katılımcı bir proje için işbirliğine hazır olduğumuzu bir kez daha duyuruyoruz.
Size yansıtılmayan bu bilgiler ışığında, durumu yeniden gözden geçireceğinize inanıyoruz Sayın Başbakan...
Saygılarımızla
Sulukule Platformu
Önemli ek bilgiler:
Sulukule, Romanların büyük göçten sonra ilk yerleştikleri ve bazılarının tekrar yola koyularak dünyaya dağıldıkları mekandır. Tarihte de adı Sulukule kapısı olarak anılan, beşinci sur kapısından şehre 1054 yılı dolaylarında girdikleri yazılır. Nitekim, dünyanin dört bir yanından Meksika’dan, Amerika’dan, Kanada’dan, Balkan ülkelerinden Romanlar, yaz aylarında bölgeyi ziyarete gelerek, bu kapının etrafında dolaşırlar ve bir gelenek olarak çevre halkına yağ dağıtırlar. Bunu öğrenmek ancak, bölgedeki zengin sözlü tarih kaynaklarına başvurmakla mümkündür.
Bin yılı aşkın bir süredir nesilden nesile aktarılan bu kültürün yok edilmesine izin vermeyiniz.Bu kültürün, Osmanlı döneminde, yok edilmek, sürülmek bir yana, tam aksine korunduğunu, saygın bir konumda olduğunu hatırlatmak isteriz. Fatih Sultan Mehmet, Bizans zamanında Balkanlara göç eden Romanları, zanaatlarını (demircilik, bakırcılık, el sanatları, müzik, sepetçilik vs) icra edip ülkeyi gelistirmeleri için tekrar Istanbul’a davet etmiş ve onları, bugün yok edilmek istenen mahalleye yerleştirmiştir. Kanuni Sultan Süleyman ise, Osmanlı ordusu yanında savaşlara katılmak anlamına gelen Sancak’ı vermiştir.
Bu mahallenin, kimi dünya çapında, kimi ülke çapında çok saygın sanatçılar yetiştirdiğini bilmeyen yoktur. Müzik alanında Sulukule dünya çapında bir ekol olarak kabul edilmektedir ve dünyada biricik örnektir. Burada, nesilden nesile aktarılan ve Sulukuleli Romanların birarada yaşamaları sayesinde sürekli ve yeniden üretilen bu kültür, yıkılması değil, aksine koruma altına alınması gereken “somut olmayan bir kültür mirası”dır.
Tüm istediğimiz bu mirasın korunması, geliştirilmesine fırsat ve olanak sunularak dünya çapında örnek teşkil edecek şekilde yaşatılmasıdır. Ama içindeki gerçek sahipleriyle birlikte! Onları oralardan sürüp, sokaklara mahkum ederek, sonra da heykellerini dikip, “bir zamanlar burada Romanlar yaşardı” denilecek bir proje değil, “Işte bu kültürü biz böyle koruyoruz, bu insanlarımıza ve kültürlerine gerçekten önem veriyoruz” dedirtecek bir projeyle... Sulukule, gerçek sahipleriyle birlikte zaten yaşayan bir müzedir, tek gereken bu müzenin sakinleriyle birlikte iyileştirilmesi ve kalkındırılmasıdır... Işte o zaman bütün dünyaya örnek bir proje yaratılabilecektir...
Sayın Başbakan, bu cümleleri aynen yerel yönetilere de defalarca tekrarladık...
İlgi ve bilginize...
Sulukule Platformu
"Hedefimiz Eminönü İlçesi'nin Fatih'e katılırken düşündüğümüz bir incelik var. Eminönü 30 bin nüfus. Belediyeciliği bilen de bilmeyen de konuşuyor. Bunu Fatih'in içine katmak suretiyle daha güçlü, daha farklı bir Fatih meydana gelecek. Böylece Fatih içindeki bazı ucubelerden kurtulacak. Sulukule hakkında da çok şey konuşuldu. Bunu konuşanlar gidip de Sulukule'yi görmüş değildir. Şimdi yapılan projeye bakın, bunu görünce inanıyorum ki samimilerse 'tebrik ederiz' diyecekler. Sulukule'yi o ucube halinden kurtarıp, modern çağdaş ama tarihi bir yer haline getireceğiz. Atılan adım budur. Biz İstanbul sevdalısıyız, İstanbul'a aşığız. İstanbul Türkiye'nin vizyonu olan bir kenttir. Gözümüz gibi bakmamız gerekiyor. Şu anda İstanbul'a yapılan yatırımlar yerin altına yapılıyor. Bütün bu tüneller İstanbul'un ulaşımını daha da rahatlatalım diye açılıyor. Millet minareyi görür ama kuyuyu görmez. O bakımdan sıkıntı var. Bütün bu eserler bittiği zaman takdiri de yapılacaktır".
Sulukule Palatformu'ndan yanıt :
http://www.ntvmsnbc.com/news/439912.asp
Sayın Başbakan
Bizler hep Sulukule’deyiz... Sokaklarını, evlerini ve hatta içlerindeki hayatları tek tek biliriz...
Sulukule’yi görmemiş, oraya hiç gitmemis olanlar bizler degil, bu mahalledeki binlerce kisinin kaderi hakkında, fikirlerine hic basvurmadan karar vermis olanlardır Sayın Başbakan.
Şöyleki; Fatih Belediye Başkanı Sayın Mustafa Demir, Sulukule’ye sadece iki kez uğramıştır. Birincisi, seçim öncesiydi! Arabasıyla mahallede şöyle bir tur atmış, ve “tehlikeli” bir semt olduğunu düşünerek, arabadan inmek zahmetine bile girmemişti...
İkincisi ise, 9 Şubat 2008 günüydü. Yani projenin epey yol almasından sonra. AB-Türkiye Karma Parlamenterler Komisyonu Eşbaşkanı Sayın Joost Lagendijk’ın Sulukule Platformu’nun davetlisi olarak mahalleye geldiği gün. Bir baskın gibi gerçekleştirdiği bu ziyareti kısa kesip, mahalleyi terketmek zorunda kalmıştı.
Oysa, Sulukule “yenileme” projesine nedenlerini belirterek karşı çıkan bizler, ya zaten Sulukuleliyiz, ya da vaktini oradaki insanlara yararlı olmak için bizzat orada geçiren platform üyeleriyiz... Sivil toplum kuruluşları, mimar, sanat tarihçisi, şehir planlamacısı, gazeteci, öğrenci, sosyolog, tarihçi, öğretim görevlisi, hukukçu, yazar, sanatçı, müzisyen, esnaf, din adamı, işçi vs. vs yiz... Hepimiz, Sulukule’yi iyi tanıyan, iyi bilen, insanlarız... Mahallenin sokaklarında dolaşırken, “birileri” gibi korku duymaz, “tehlikeli” demeyiz...
“Orayı görmemişlerdir bile” dediğiniz bizler, defalarca Fatih Belediyesi ile görüşmelere oturmuş, somut önerilerde bulunmuş ve projenin, insanları ve tarihi kale alan, katılımcı, uluslararsı anlaşmalara uygun bir prosedürle oluşturulması için bizzat çaba harcamış kuruluşlar ve insanlarız. Bu konuda bilgilendirme eksikliği içinde ve hatta yanıltılma durumunda olduğunuzu düşünüyoruz.
Sulukule Platformu, meslek odalarının, sivil toplum kuruluşlarının, üniversitelerin, uzman kişilerin ve en önemlisi mahalle halkının içinde olacağı “çok ortaklı bir çalışma komitesi” oluştuma önerisini defalarca belediyeye sunmuş ve bu konuda bir protokol çalışması da yapmıştır. Nitekim bu öneri, kendileri tarafından da kabul görmüş, davetimiz üzerine de bizzat kendilerinin de katıldığı ortak toplantılar yapılmışıtır. Ayrıca, zaman zaman kendileri ziyaret edilerek projenin nasıl gercekleşmesi gerektiği konusunda görüşlerimiz kendilerine aktarılmıştır.
Size gösterilmiş olduğunu sandığımız ve gerek TBMM İnsan haklarını İnceleme Komisyon’unda, gerek Avrupa Parlamentosu’nda ve daha bir çok yerde ilgililere gösterdikleri videolu sunum içinde, platform üyelerinin yer alması bundandır Sayın Başbakan. Ama ne yazık ki, bu görüntüler sessiz olarak, sadece “bakın biz onların da fikrini aldık ve projeyi öyle oluşturduk” demek için göstermelik olarak kullanılmış, ama orada konuşulanlar, platformun öneri ve fikirleri hiç yansıtılmamış, kale alınmamış sonra da “somut hiç bir şey söylemiyorlar, iyi niyetli değiller, işbirliğine yanaşmıyorlar, sadece itiraz ediyorlar” şeklinde kulisler yürütülmüştür.
Bütün çabamızı yerel yöneticilerle “ortak bir komisyon halinde çalışmak” için harcadığımız halde, ısrarlarımızla gerçekleşebilen bir kaç toplantıdan sonra, köprüleri atan bizzat kendileri olmuştur. Bütün bunlar belgelerle sabittir Sayın Başbakan...
Sulukule’deki sefalete ve “ucubelik” e gelince, bunun burada yaşayanların değil, mahalle ile tek ilgileri yıkıp yok etmek olan yönetimlerin ayıbı olduğunu düşünüyoruz.
Bir zamanlar, zenginliğiyle ünlü bu semtin (Sepetçiler Kasrı’nın, Sulukuleli sepetçiler tarafindan III. Murat’a hediye olarak yaptırıldığı söylenir), giderek çökmesi, bizzat devlet eliyle gercekleştirilmiştir.
Yakın tarihte, devlet elinin buraya, sadece, evleri, işyerlerini yıkmak, insanların geçim kaynaklarını kurutmak, toplum içinde ayırımcılığa uğrayan bu insanları “esmer vatandaşlar” diye niteleyerek daha da dışlamak için uzandığını hatırlatmak istiyoruz.
Sulukule “ucubesi”, işyerlerinin yerle bir edilmesi, yaşam ekonomisinin yok edilmesi, insanların sokaklarda sürüklenerek hortumlarla dövülmesi, kadınların zührevi hastalıklara sevkedilmesi, müzik aletlerinin sokaklarda parçalanması ve çocukların bu şiddetin ortasında büyümeye mahkum edilmesi sayesinde yaratıldı Sayın Başbakan!
“Sulukule ucubesi”, kendinden menkul bir ucube değildir! Ne bu insanlar “ucube” doğmuştur, ne de mahalle “ucube” olarak tasarlanıp inşa edilmiştir. Mahallenin bu hale gelmesi bizzat yönetimlerin ayıbıdır ve bu “ayıp”lar silsilesine bir yenisi daha eklenmek üzeredir.
Bu ayıbın adı ranttır, bu ayıbın adı koca bir kültürü yok etmektir, bu ayıbın adı sürgündür...
Ve yine hatırlatmak isteriz ki Sayın Başbakan, bir “İstanbul sevdalısı” olarak, Sulukule’den sürmek istediğiniz bu insanlar, şehre “vize” ile girmesi gerektiğini düşündüğünüz insanlar (!) değil, herkesten çok İstanbullu olanlardır. Mahalledeki kökleri bin yıl öncesine dayanır. Memleketleri sorulduğunda, yanıtları, “Istanbul, Sulukeliyim”dir. Yani onların gidecek başka bir köyü, memleketi yoktur. Ellerinden çıkartmak zorunda bırakıldıkları tapuları da, ta Osmanlı’dan kalma tapulardır bir kısmının.
Biz mahalleliyiz, mahalledeyiz Sayın Başbakan. Sulukule’deki yoksul insanların ellerinden, yokluk içindeki evlerinin nasıl alındığını, yeni sahiplerinin kimler olduğunu biliriz. Bunu öğrenmek için, Fatih AKP ilçe örgütü içinde kimlerin niye istifa ettirildiğini araştırmanız; ilçe meclisinde projenin oylandığı oturumun tutanaklarını okumanız; bazı AKP’li üyelerin projeye niye red oyu verdiğini sormanız ve tabii yeni sahiplerin kimler olduğunu soruşturmanız yeterli olacaktır.
Sizden bütün istediğimiz bu Sayın Başbakan!
Ve size gerçekten teşekkür etmek isteriz ;
-Bu projenin bizzat burada halen yaşayan insanlar için yapıldığını, kimsenin göç etmek zorunda kalmayacağını, yenileme sırasında mahalle sakinlerinin geçici olarak bir yere taşınarak, inşaat bittiğinde herkesin yeniden buraya yerleştirileceğini;
-Borçlandırmanın sürgün yeri için değil, kendi arsaları üzerinde inşa edilecek evler için yapılacağını;
-Projenin, mahalle sakinlerinin ihtiyaçlarına göre katılımcı bir süreçle düzenleneceğini;
-Ardından gelecek sosyal ve ekonomik kalkındırma projeleriyle, mahallenin, kendi kültürünü daha da zenginleştirmesine fırsat vererek yaşatılacağını;
-Tarihsel dokunun korunacağını, otopark yapmak uğruna arkeolojik zenginliklerin yok edilmeyeceğini, uluslararası anlaşmalara uyumlu bir proje yapılacağını
Söylediğiniz zaman, size gerçekten gönülden teşekkür edeceğiz...
Kısaca, “Sulukule, Sulukuleliler için yenileniyor”, sizden duymak istediğimiz tek söz bu Sayın Başbakan...
Bizler Sulukule’ye gitmeye, orada olmaya devam edeceğiz ve şimdiye kadar defalarca belirttiğimiz ve kanıtladığımız gibi, sivil toplum kuruluşları olarak, katılımcı bir proje için işbirliğine hazır olduğumuzu bir kez daha duyuruyoruz.
Size yansıtılmayan bu bilgiler ışığında, durumu yeniden gözden geçireceğinize inanıyoruz Sayın Başbakan...
Saygılarımızla
Sulukule Platformu
Önemli ek bilgiler:
Sulukule, Romanların büyük göçten sonra ilk yerleştikleri ve bazılarının tekrar yola koyularak dünyaya dağıldıkları mekandır. Tarihte de adı Sulukule kapısı olarak anılan, beşinci sur kapısından şehre 1054 yılı dolaylarında girdikleri yazılır. Nitekim, dünyanin dört bir yanından Meksika’dan, Amerika’dan, Kanada’dan, Balkan ülkelerinden Romanlar, yaz aylarında bölgeyi ziyarete gelerek, bu kapının etrafında dolaşırlar ve bir gelenek olarak çevre halkına yağ dağıtırlar. Bunu öğrenmek ancak, bölgedeki zengin sözlü tarih kaynaklarına başvurmakla mümkündür.
Bin yılı aşkın bir süredir nesilden nesile aktarılan bu kültürün yok edilmesine izin vermeyiniz.Bu kültürün, Osmanlı döneminde, yok edilmek, sürülmek bir yana, tam aksine korunduğunu, saygın bir konumda olduğunu hatırlatmak isteriz. Fatih Sultan Mehmet, Bizans zamanında Balkanlara göç eden Romanları, zanaatlarını (demircilik, bakırcılık, el sanatları, müzik, sepetçilik vs) icra edip ülkeyi gelistirmeleri için tekrar Istanbul’a davet etmiş ve onları, bugün yok edilmek istenen mahalleye yerleştirmiştir. Kanuni Sultan Süleyman ise, Osmanlı ordusu yanında savaşlara katılmak anlamına gelen Sancak’ı vermiştir.
Bu mahallenin, kimi dünya çapında, kimi ülke çapında çok saygın sanatçılar yetiştirdiğini bilmeyen yoktur. Müzik alanında Sulukule dünya çapında bir ekol olarak kabul edilmektedir ve dünyada biricik örnektir. Burada, nesilden nesile aktarılan ve Sulukuleli Romanların birarada yaşamaları sayesinde sürekli ve yeniden üretilen bu kültür, yıkılması değil, aksine koruma altına alınması gereken “somut olmayan bir kültür mirası”dır.
Tüm istediğimiz bu mirasın korunması, geliştirilmesine fırsat ve olanak sunularak dünya çapında örnek teşkil edecek şekilde yaşatılmasıdır. Ama içindeki gerçek sahipleriyle birlikte! Onları oralardan sürüp, sokaklara mahkum ederek, sonra da heykellerini dikip, “bir zamanlar burada Romanlar yaşardı” denilecek bir proje değil, “Işte bu kültürü biz böyle koruyoruz, bu insanlarımıza ve kültürlerine gerçekten önem veriyoruz” dedirtecek bir projeyle... Sulukule, gerçek sahipleriyle birlikte zaten yaşayan bir müzedir, tek gereken bu müzenin sakinleriyle birlikte iyileştirilmesi ve kalkındırılmasıdır... Işte o zaman bütün dünyaya örnek bir proje yaratılabilecektir...
Sayın Başbakan, bu cümleleri aynen yerel yönetilere de defalarca tekrarladık...
İlgi ve bilginize...
Sulukule Platformu
16 Mart 2008 Pazar
13 Mart, Basın Bildirisi ve Yıkımlar
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=250095
http://www.turkiyegazetesi.com/haberdetay.aspx?haberid=369876
http://www.evrensel.net/haber.php?haber_id=27053
http://www.tercuman.com.tr/v1/haber.asp?id=77761&baslik=Sulukule%E2%80%99de%20gergin%20y%C4%B1k%C4%B1m&katid=6
http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?tarih=14.03.2008&Newsid=166944&Categoryid=1
http://www.birgun.net/bolum-56-haber-60660.html#haber_basi
http://www.ntvmsnbc.com/modules/habervideo/video.asp?CatID=32&cbVideo=3855&cbQuality=1
http://www.cnnturk.com/TURKIYE/haber_detay.asp?PID=318&haberID=437608
http://www.ntvmsnbc.com/news/439106.asp
http://www.milliyet.com.tr/default.aspx?aType=SonDakika&Kategori=turkiye&ArticleID=504969&Date=13.03.2008&ver=20
http://www.bianet.org/bianet/kategori/bianet/105565/sulukulede-7-ev-yikildi-romanlar-sokakta
http://www.haber3.com/haber.php?haber_id=350095
http://www.arkitera.com/h25981-sulukulede-yikilacak-evlere-kirmizi-carpi.html
http://www.akistanbul.com/haber.php?haber_id=4434679

http://www.turkiyegazetesi.com/haberdetay.aspx?haberid=369876
http://www.evrensel.net/haber.php?haber_id=27053
http://www.tercuman.com.tr/v1/haber.asp?id=77761&baslik=Sulukule%E2%80%99de%20gergin%20y%C4%B1k%C4%B1m&katid=6
http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?tarih=14.03.2008&Newsid=166944&Categoryid=1
http://www.birgun.net/bolum-56-haber-60660.html#haber_basi
http://www.ntvmsnbc.com/modules/habervideo/video.asp?CatID=32&cbVideo=3855&cbQuality=1
http://www.cnnturk.com/TURKIYE/haber_detay.asp?PID=318&haberID=437608
http://www.ntvmsnbc.com/news/439106.asp
http://www.milliyet.com.tr/default.aspx?aType=SonDakika&Kategori=turkiye&ArticleID=504969&Date=13.03.2008&ver=20
http://www.bianet.org/bianet/kategori/bianet/105565/sulukulede-7-ev-yikildi-romanlar-sokakta
http://www.haber3.com/haber.php?haber_id=350095
http://www.arkitera.com/h25981-sulukulede-yikilacak-evlere-kirmizi-carpi.html
http://www.akistanbul.com/haber.php?haber_id=4434679

11 Mart 2008 Salı
Sulukule'li Çocuklarla
Sulukule'de ders zili de sustu
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=249251
Bilgi Üniversitesi'nde yüksek lisans öğrencisi olan Dilek Turan, okula devam etmeyen ya da hiç başlamamış çocuklara bir evin odasında gönüllü öğretmenlik yapıyor. Kentsel dönüşüm için evleri birer birer tarih olan Sulukule'deki yıkım ruhu çocukları da sardı. Çoğu okulu bırakan bu çocukların eğitimle tek bağı, üniversiteli Dilek ablaları...
YONCA CİNGÖZ (Arşivi)İSTANBUL - "Ya ben okuldayken evimizi yıkarlarsa?" Sulukule'nin yıkıma başlanan mahallelerinde çocuklar şu sıralar bu düşünceyi akıllarından çıkaramıyor. Kimi okulu bırakırken, kimi mahalle arkadaşlarıyla aynı okula düşme derdinde. Sulukule'de artık kentsel dönüşüm zili, okulunkini bastırıyor. Sulukule'de günlerini sokakta çalışarak geçenler bir yana, babalarının eli ekmek tutan, sıcak bir yuvası olan çocuklar bile artık 'okullu olmaya' pek istekli değil. Mahalleye her gün bir yıkık ev silueti daha ekleniyor, bölgedeki bunalım çocukları da etkiliyor. Hatice Sultan Mahallesi'nden 8-12 yaşlarında bir grup çocuk, Sulukule Platformu gönüllüsü 'Dilek abla'larıyla bir evin oturma odasında yaptıkları eğlenceli dersler sayesinde okula yeniden ısınmaya çalışıyor. Dilek Turan, Bilgi Üniversitesi Kültürel İncelemeler Bölümü'nde yüksek lisans öğrencisi. Semte ilk kez bir dersi için çekim yapmaya uğramış, gide gele gönüllü öğretmenliğe başlamış. Gruptaki çocukların ileri yaşlarına karşın okuma-yazmaları, sayılarla araları pek iyi değil, çoğu en az bir kez sınıfta kalmış.
'Onlar Çingene, biz Roman' Turan, ders verdiklerinin ekonomik durumunun nispeten iyi olduğunu ve okula düzensiz de olsa gittiklerini söylüyor; esas amacıysa okulla hiç tanışmamış olanları gruba katabilmek. Semtte çocukların ilişkilerine yansıyan bir Çingene-Roman ayrımı göze çarpıyor. 'Çingene' olarak anılanlar, genellikle okul görmemiş, daha yoksul kesimin çocukları. Diğerlerince dışlanan bu çocuklar okullu çocuklarla arkadaşlık kuramıyor ve birçoğu bir süre sonra suç zincirinde yerini alıyor. Turan'ın öğrencilerinin çoğu da Çingene olarak anılmak istemiyor: "Okulda da bazıları bu yüzden, sizinle oynamayız diye dışlıyor ama Çingene değiliz biz. Çingeneler şalvar giyer, Adana'da, Urfa'da yaşar." Sınıf mevcudunu evleri gezerek artırdığını söyleyen Turan ise bu ayrıma karşı: "Daha önce hırsızlık, kapkaç yapmış bir öğrencim derse gelmeye başladı. Şimdi sınıfta en aktif, heveslilerden biri. Diğerleriyle de arkadaş oldu." Söz taşınmaya gelince, çocuklar hep bir ağızdan isyana başlıyor. Evlerinden kilometrelerce uzağa, TOKİ'nin Gaziosmanpaşa Taşoluk'taki apartmanlarına taşınan mahallelilere katılmak istemiyorlar: "Orası dağın başı. Kurtlar iniyormuş, çocuklar kaçırılıyormuş, ekmek bile kamyonla geliyormuş." 13 yaşındaki Coşkun henüz 4. sınıfı okuyor, 'olan biteni durdurmak için' mimar olmak istiyor. Sultan bir yıl kalmış, şimdi 3'te ama okulunu seviyor, 'hastalara deva olmak için' doktor olmayı düşlüyor. Remzi, 'son kararları verebilmek için' hâkim olacak, İsmail'in hayali polislik, Aysel'in kuaförlük. Sulukule Platformu Sözcüsü Hacer Foggo, yıkılan Roman mahallerinde yaklaşık 300 çocuğun okulundan olduğunu anlatıyor: "Küçükbakkalköy ve Kâğıthane Yahya Kemal'de 2006'daki yıkımlardan sonra, muhtarlar evleri yıkılan birçok aileye ikametgâh vermedi. Bu yüzden onlarca çocuk okula kayıt yaptıramadı. Aileleri başka mahallelerde ya da boş arazilerde barakalar kurdu, çocuklar okullarından uzaklaştı. Şimdi benzer durum Sulukule'de yaşanacak." Foggo 2008-2009 öğretim yılında Sulukuleli çocukların okuması için Milli Eğitim Bakanlığı'na çağrıda bulunuyor: "Kentsel dönüşüm kurbanı bu çocukları izleyip okullara yerleştirsinler." Ege Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Suat Kolukırık'a göre, Sulukuleli çocukları okuldan uzaklaştıran ana unsurlar aşırı yoksulluk, eğitimsiz anne ve babaların çocuklarına okumanın gerekliliğini anlatamaması ve sosyal çevredeki rol modellerin eksikliği...
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=249251
Bilgi Üniversitesi'nde yüksek lisans öğrencisi olan Dilek Turan, okula devam etmeyen ya da hiç başlamamış çocuklara bir evin odasında gönüllü öğretmenlik yapıyor. Kentsel dönüşüm için evleri birer birer tarih olan Sulukule'deki yıkım ruhu çocukları da sardı. Çoğu okulu bırakan bu çocukların eğitimle tek bağı, üniversiteli Dilek ablaları...
YONCA CİNGÖZ (Arşivi)İSTANBUL - "Ya ben okuldayken evimizi yıkarlarsa?" Sulukule'nin yıkıma başlanan mahallelerinde çocuklar şu sıralar bu düşünceyi akıllarından çıkaramıyor. Kimi okulu bırakırken, kimi mahalle arkadaşlarıyla aynı okula düşme derdinde. Sulukule'de artık kentsel dönüşüm zili, okulunkini bastırıyor. Sulukule'de günlerini sokakta çalışarak geçenler bir yana, babalarının eli ekmek tutan, sıcak bir yuvası olan çocuklar bile artık 'okullu olmaya' pek istekli değil. Mahalleye her gün bir yıkık ev silueti daha ekleniyor, bölgedeki bunalım çocukları da etkiliyor. Hatice Sultan Mahallesi'nden 8-12 yaşlarında bir grup çocuk, Sulukule Platformu gönüllüsü 'Dilek abla'larıyla bir evin oturma odasında yaptıkları eğlenceli dersler sayesinde okula yeniden ısınmaya çalışıyor. Dilek Turan, Bilgi Üniversitesi Kültürel İncelemeler Bölümü'nde yüksek lisans öğrencisi. Semte ilk kez bir dersi için çekim yapmaya uğramış, gide gele gönüllü öğretmenliğe başlamış. Gruptaki çocukların ileri yaşlarına karşın okuma-yazmaları, sayılarla araları pek iyi değil, çoğu en az bir kez sınıfta kalmış.
'Onlar Çingene, biz Roman' Turan, ders verdiklerinin ekonomik durumunun nispeten iyi olduğunu ve okula düzensiz de olsa gittiklerini söylüyor; esas amacıysa okulla hiç tanışmamış olanları gruba katabilmek. Semtte çocukların ilişkilerine yansıyan bir Çingene-Roman ayrımı göze çarpıyor. 'Çingene' olarak anılanlar, genellikle okul görmemiş, daha yoksul kesimin çocukları. Diğerlerince dışlanan bu çocuklar okullu çocuklarla arkadaşlık kuramıyor ve birçoğu bir süre sonra suç zincirinde yerini alıyor. Turan'ın öğrencilerinin çoğu da Çingene olarak anılmak istemiyor: "Okulda da bazıları bu yüzden, sizinle oynamayız diye dışlıyor ama Çingene değiliz biz. Çingeneler şalvar giyer, Adana'da, Urfa'da yaşar." Sınıf mevcudunu evleri gezerek artırdığını söyleyen Turan ise bu ayrıma karşı: "Daha önce hırsızlık, kapkaç yapmış bir öğrencim derse gelmeye başladı. Şimdi sınıfta en aktif, heveslilerden biri. Diğerleriyle de arkadaş oldu." Söz taşınmaya gelince, çocuklar hep bir ağızdan isyana başlıyor. Evlerinden kilometrelerce uzağa, TOKİ'nin Gaziosmanpaşa Taşoluk'taki apartmanlarına taşınan mahallelilere katılmak istemiyorlar: "Orası dağın başı. Kurtlar iniyormuş, çocuklar kaçırılıyormuş, ekmek bile kamyonla geliyormuş." 13 yaşındaki Coşkun henüz 4. sınıfı okuyor, 'olan biteni durdurmak için' mimar olmak istiyor. Sultan bir yıl kalmış, şimdi 3'te ama okulunu seviyor, 'hastalara deva olmak için' doktor olmayı düşlüyor. Remzi, 'son kararları verebilmek için' hâkim olacak, İsmail'in hayali polislik, Aysel'in kuaförlük. Sulukule Platformu Sözcüsü Hacer Foggo, yıkılan Roman mahallerinde yaklaşık 300 çocuğun okulundan olduğunu anlatıyor: "Küçükbakkalköy ve Kâğıthane Yahya Kemal'de 2006'daki yıkımlardan sonra, muhtarlar evleri yıkılan birçok aileye ikametgâh vermedi. Bu yüzden onlarca çocuk okula kayıt yaptıramadı. Aileleri başka mahallelerde ya da boş arazilerde barakalar kurdu, çocuklar okullarından uzaklaştı. Şimdi benzer durum Sulukule'de yaşanacak." Foggo 2008-2009 öğretim yılında Sulukuleli çocukların okuması için Milli Eğitim Bakanlığı'na çağrıda bulunuyor: "Kentsel dönüşüm kurbanı bu çocukları izleyip okullara yerleştirsinler." Ege Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Suat Kolukırık'a göre, Sulukuleli çocukları okuldan uzaklaştıran ana unsurlar aşırı yoksulluk, eğitimsiz anne ve babaların çocuklarına okumanın gerekliliğini anlatamaması ve sosyal çevredeki rol modellerin eksikliği...
7 Mart 2008 Cuma
7 Mart, bugün evleri kırmızı renkle işaretlediler
19 Ocak 2008 Cumartesi
UNESCO BASIN TOPLANTISI
http://www.aksam.com.tr:80/haber.asp?a=105473,3
İstanbul’un UNESCO’nun ‘Dünya Mirası Listesi’nden çıkarılmaması için verilen süre 1 Şubat’ta doluyor. Önceki gün Sulukule Platformu tarafından düzenlenen basın toplantısında UNESCO İzleme Komitesi’nin Türk üyeleri son 2 yılın değerlendirmesini yaptı. Ancak umut verici bir sonuç çıkmadı: Verilen sözler tutulmazsa İstanbul ‘Dünya Miras Listesi’ndeki yerini kaybedecek... İşte uzmanların tespitleri:Tutulmamış sözlerin acısını çekiyorum
Cevat Erder (ICOMOS Eski Başkanı, Ulus-lararası Kültür Varlıklarını Koruma Onarım Araştırma Merkezi eski Genel Direktörü): İki yıl önce İstanbul’u savunmak için beni Litvanya’ya götürdüler. Listede kalmak için lobi yaptım. Dünya Mirası Listesi’nin gereklerini yerine getireceğimize söz verdim. Belediye, Bakanlık, Valilik temsilcileri bana oy birliği ile savunma gücü verdiler. İstanbul’a dönünce düzenli olarak toplantılar yapıp Belediye’ye sorumluluklarını hatırlattım. Mimarlar Odası, “Belediye yetkilileri belki Fransızca, İngilizce bilmiyordur” diye Dünya Mirası Komitesi’nin kararını Türkçe’ye çevirerek bir kitap yayınladı. Ancak UNESCO’nun bize önerdiğinin pek azı gerçekleşti. Bunları size acı çekerek bildiriyorum. Dünya Miras Listesi’nden çıkmak uluslararası toplumdan dışlanmak gibi bir şeydir.İSTANBUL’UN YÜZDE 1’İ BİLE KORUNAMADI
Prof. Doğan Kuban (Anıtlar ve Sitler Konseyi (ICOMOS) Türkiye bölümü kurucusu): İstanbul’da tarihsel koruma yıllardır çözülememiş bir sorun. 1970’lerde hazırladığım İstanbul Koruma Planı uygulanmadı, kentin yüzde 1’i bile korunamadı. Yenikapı’daki Bizans limanının içinden iki metro hattı geçiyor.UNESCO LAF OLSUN DİYE RAPOR İSTEMİYOR
Prof. Dr. Nur Akın (UNESCO İzleme Komitesi üyeleri ICOMOS Türkiye Başkanı):İstanbul listede yer alsa da, almasa da 3 imparatorluğa başkentlik yapmış, dünyanın en önemli kültür kentidir. Bu bizim mirasımız ve bunu sorumsuzca harcamaya hakkımız yok. UNESCO laf olsun diye, rafa kaldırmak için rapor istemiyor.İKTİDAR SARHOŞLUĞU İÇİNDE İŞ YAPIYORLAR
Korhan Gümüş (Mimar):Türkiye UNESCO’ya yönetim planlarının hazır olacağının sözünü verdi. Ancak buna uygun bir örgütlenme yok. Tarihi Yarımada plan çalışmaları çok eski tekniklerle yürütülüyor. 19’uncu yüzyıldan kalma planlama-proje yöntemleri dayatılıyor. Korumacılık, geçmişi yeniden inşa etmek demek değildir. Bu uygulamalar yaratıcı alanın gasp edilmesidir. İktidar sarhoşluğu içinde yapılan bu uygulamalarla kenti iyileştirmek mümkün değil.Aylin DURMAZ/İSTANBUL
http://www.milliyet.com.tr/2008/01/16/guncel/axgun03.html
İstanbul dünya mirası listesinden çıkarılabilirBir basın toplantısı yapan komite üyeleri, Süleymaniye, Sulukule ve Four Seasons Oteli'nin ek inşaatı gibi projelerdeki sorunlara dikkat çekti ve şeffaflık istedi
TAHSİN AKSU İstanbulAralarında mimar, sanat tarihçisi ve UNESCO İzleme Komitesi üyelerinin de bulunduğu Sulukule Platformu üyeleri Süleymaniye, Sulukule ve Four Seasons Oteli'nin ek inşaatı gibi projelerin İstanbul'u UNESCO Dünya Mirası listesinden çıkarabileceğini belirtti. Platform üyeleri, 1 Şubat'ta UNESCO'ya sunulacak Alan Yönetim Planı'nın kamuoyuna açıklanmasının zorunlu olduğunu da vurguladı.Makine Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi'nde düzenlenen basın toplantısına Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi (ICOMOS) Türkiye kurucusu Prof. Dr. Doğan Kuban, UNESCO İzleme Komitesi üyesi Prof. Dr. Cevat Erder, ICOMOS Türkiye Ulusal Komitesi Başkanı Prof. Dr. Nur Akın, UNESCO İstanbul İzleme Komitesi üyesi Doç. Dr. Deniz İncedayı ile Sulukule Platformu üyeleri Aslı Kıyak İngin, Korhan Gümüş ve Derya Nüket Özer katıldı.
'Proje şeffaf olmalı'Sanat tarihçisi Özer, tarihi yarımadadaki çalışmaların şeffaflıktan uzak bir anlayışla yürütüldüğüne dikkat çekerek, "İstanbul, 2008 Temmuz ayında listeden çıkarılabilir. Bu nedenle 1 Şubat'ta UNESCO'ya sunulacak olan Alan Yönetim Planı Tarihi bölgeyi insanıyla, doğasıyla, yapılarıyla, her şeyiyle ele alıp değerlendirecek, şeffaf ve kamuoyunun bilgisine sunulacak bir plan olmalı" dedi.Mimar Korhan Gümüş de planın birkaç uzmanın bir araya gelmesiyle hazırlanamayacağını ifade ederek, "Çok ciddi bir araştırma geliştirme çalışması yapılmalı. Her şeyden önce yetkili, sorumlu, şeffaflık içeren ve ne yaptığını bilen bir oluşum olmalı. Neron'un, Mussollini'nin yaptığı gibi yanılsamalar iktidar sarhoşluğudur. Bu zihniyet kentin elindeki zenginliklerin kaybedilmesi demektir" diye konuştu.
'Milliyet sayesinde gördük'Prof. Dr. Erder de medyanın kararlılığına dikkat çekerek, "Otelin yanındaki arkeolojik alana inşaat yapılmasaydı ve medya bunun üzerine gitmeseydi biz bu noktaya gelemezdik" dedi.Toplantıda konuşan ICOMOS Türkiye Ulusal Komitesi Başkanı Prof. Dr. Nur Akın da Four Seasons Oteli inşaatını detaylı olarak ilk kez Milliyet sayesinde gördüklerini belirterek, şunları söyledi:"Bizim havadan ve yakından görme şansımız hiç olmadı. Çünkü etrafı kapalı. Zaten bu projenin kamuoyuyla paylaşılmamış olduğunu gördüğümüz zaman, 'Bu iş tamamen bitmiştir' demektir. Acaba Four Seasons, Roma'nın merkezindeki arkeolojik bölgede böyle bir otel yapmaya cüret edebilir miydi?" 1 Şubat'tan sonra ne olacak?UNESCO, tarihi yarımadadaki yanlış uygulama ve projeler nedeniyle 2006'da Türkiye'yi uyararak İstanbul'un Dünya Mirası listesinden çıkarılabileceğini bildirmişti. Bu uyarıya göre yerel yönetim ile ilgili tarafların 1 Şubat 2008'de UNESCO'ya korumanın kentsel yaşamla birlikte nasıl ele alınacağına dair bir plan sunması gerekiyor. Sunumun ardından UNESCO'dan heyetler, Temmuz ayına kadar İstanbul'a gelerek planın işleyişini yerinde inceleyecek. Değerlendirmeden sonra da İstanbul için karar verecek.
İstanbul’un UNESCO’nun ‘Dünya Mirası Listesi’nden çıkarılmaması için verilen süre 1 Şubat’ta doluyor. Önceki gün Sulukule Platformu tarafından düzenlenen basın toplantısında UNESCO İzleme Komitesi’nin Türk üyeleri son 2 yılın değerlendirmesini yaptı. Ancak umut verici bir sonuç çıkmadı: Verilen sözler tutulmazsa İstanbul ‘Dünya Miras Listesi’ndeki yerini kaybedecek... İşte uzmanların tespitleri:Tutulmamış sözlerin acısını çekiyorum
Cevat Erder (ICOMOS Eski Başkanı, Ulus-lararası Kültür Varlıklarını Koruma Onarım Araştırma Merkezi eski Genel Direktörü): İki yıl önce İstanbul’u savunmak için beni Litvanya’ya götürdüler. Listede kalmak için lobi yaptım. Dünya Mirası Listesi’nin gereklerini yerine getireceğimize söz verdim. Belediye, Bakanlık, Valilik temsilcileri bana oy birliği ile savunma gücü verdiler. İstanbul’a dönünce düzenli olarak toplantılar yapıp Belediye’ye sorumluluklarını hatırlattım. Mimarlar Odası, “Belediye yetkilileri belki Fransızca, İngilizce bilmiyordur” diye Dünya Mirası Komitesi’nin kararını Türkçe’ye çevirerek bir kitap yayınladı. Ancak UNESCO’nun bize önerdiğinin pek azı gerçekleşti. Bunları size acı çekerek bildiriyorum. Dünya Miras Listesi’nden çıkmak uluslararası toplumdan dışlanmak gibi bir şeydir.İSTANBUL’UN YÜZDE 1’İ BİLE KORUNAMADI
Prof. Doğan Kuban (Anıtlar ve Sitler Konseyi (ICOMOS) Türkiye bölümü kurucusu): İstanbul’da tarihsel koruma yıllardır çözülememiş bir sorun. 1970’lerde hazırladığım İstanbul Koruma Planı uygulanmadı, kentin yüzde 1’i bile korunamadı. Yenikapı’daki Bizans limanının içinden iki metro hattı geçiyor.UNESCO LAF OLSUN DİYE RAPOR İSTEMİYOR
Prof. Dr. Nur Akın (UNESCO İzleme Komitesi üyeleri ICOMOS Türkiye Başkanı):İstanbul listede yer alsa da, almasa da 3 imparatorluğa başkentlik yapmış, dünyanın en önemli kültür kentidir. Bu bizim mirasımız ve bunu sorumsuzca harcamaya hakkımız yok. UNESCO laf olsun diye, rafa kaldırmak için rapor istemiyor.İKTİDAR SARHOŞLUĞU İÇİNDE İŞ YAPIYORLAR
Korhan Gümüş (Mimar):Türkiye UNESCO’ya yönetim planlarının hazır olacağının sözünü verdi. Ancak buna uygun bir örgütlenme yok. Tarihi Yarımada plan çalışmaları çok eski tekniklerle yürütülüyor. 19’uncu yüzyıldan kalma planlama-proje yöntemleri dayatılıyor. Korumacılık, geçmişi yeniden inşa etmek demek değildir. Bu uygulamalar yaratıcı alanın gasp edilmesidir. İktidar sarhoşluğu içinde yapılan bu uygulamalarla kenti iyileştirmek mümkün değil.Aylin DURMAZ/İSTANBUL
http://www.milliyet.com.tr/2008/01/16/guncel/axgun03.html
İstanbul dünya mirası listesinden çıkarılabilirBir basın toplantısı yapan komite üyeleri, Süleymaniye, Sulukule ve Four Seasons Oteli'nin ek inşaatı gibi projelerdeki sorunlara dikkat çekti ve şeffaflık istedi
TAHSİN AKSU İstanbulAralarında mimar, sanat tarihçisi ve UNESCO İzleme Komitesi üyelerinin de bulunduğu Sulukule Platformu üyeleri Süleymaniye, Sulukule ve Four Seasons Oteli'nin ek inşaatı gibi projelerin İstanbul'u UNESCO Dünya Mirası listesinden çıkarabileceğini belirtti. Platform üyeleri, 1 Şubat'ta UNESCO'ya sunulacak Alan Yönetim Planı'nın kamuoyuna açıklanmasının zorunlu olduğunu da vurguladı.Makine Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi'nde düzenlenen basın toplantısına Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi (ICOMOS) Türkiye kurucusu Prof. Dr. Doğan Kuban, UNESCO İzleme Komitesi üyesi Prof. Dr. Cevat Erder, ICOMOS Türkiye Ulusal Komitesi Başkanı Prof. Dr. Nur Akın, UNESCO İstanbul İzleme Komitesi üyesi Doç. Dr. Deniz İncedayı ile Sulukule Platformu üyeleri Aslı Kıyak İngin, Korhan Gümüş ve Derya Nüket Özer katıldı.
'Proje şeffaf olmalı'Sanat tarihçisi Özer, tarihi yarımadadaki çalışmaların şeffaflıktan uzak bir anlayışla yürütüldüğüne dikkat çekerek, "İstanbul, 2008 Temmuz ayında listeden çıkarılabilir. Bu nedenle 1 Şubat'ta UNESCO'ya sunulacak olan Alan Yönetim Planı Tarihi bölgeyi insanıyla, doğasıyla, yapılarıyla, her şeyiyle ele alıp değerlendirecek, şeffaf ve kamuoyunun bilgisine sunulacak bir plan olmalı" dedi.Mimar Korhan Gümüş de planın birkaç uzmanın bir araya gelmesiyle hazırlanamayacağını ifade ederek, "Çok ciddi bir araştırma geliştirme çalışması yapılmalı. Her şeyden önce yetkili, sorumlu, şeffaflık içeren ve ne yaptığını bilen bir oluşum olmalı. Neron'un, Mussollini'nin yaptığı gibi yanılsamalar iktidar sarhoşluğudur. Bu zihniyet kentin elindeki zenginliklerin kaybedilmesi demektir" diye konuştu.
'Milliyet sayesinde gördük'Prof. Dr. Erder de medyanın kararlılığına dikkat çekerek, "Otelin yanındaki arkeolojik alana inşaat yapılmasaydı ve medya bunun üzerine gitmeseydi biz bu noktaya gelemezdik" dedi.Toplantıda konuşan ICOMOS Türkiye Ulusal Komitesi Başkanı Prof. Dr. Nur Akın da Four Seasons Oteli inşaatını detaylı olarak ilk kez Milliyet sayesinde gördüklerini belirterek, şunları söyledi:"Bizim havadan ve yakından görme şansımız hiç olmadı. Çünkü etrafı kapalı. Zaten bu projenin kamuoyuyla paylaşılmamış olduğunu gördüğümüz zaman, 'Bu iş tamamen bitmiştir' demektir. Acaba Four Seasons, Roma'nın merkezindeki arkeolojik bölgede böyle bir otel yapmaya cüret edebilir miydi?" 1 Şubat'tan sonra ne olacak?UNESCO, tarihi yarımadadaki yanlış uygulama ve projeler nedeniyle 2006'da Türkiye'yi uyararak İstanbul'un Dünya Mirası listesinden çıkarılabileceğini bildirmişti. Bu uyarıya göre yerel yönetim ile ilgili tarafların 1 Şubat 2008'de UNESCO'ya korumanın kentsel yaşamla birlikte nasıl ele alınacağına dair bir plan sunması gerekiyor. Sunumun ardından UNESCO'dan heyetler, Temmuz ayına kadar İstanbul'a gelerek planın işleyişini yerinde inceleyecek. Değerlendirmeden sonra da İstanbul için karar verecek.
10 Ocak 2008 Perşembe
KÜLTÜR BAKANI’NA AÇIK SORULAR
Sulukule'deki kentsel yenileme projesiyle ilgili bir meclis soru önergesini yanıtlayan Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, mahallenin, Osmanlı mimarisiyle yeniden şekilleneceğini ve bu yapı tiplerinin üniversite öğretim üyesi olan proje tasarımcıları tarafından belirlendiğini açıkladı.
Bakanın bu açıklamalarının kafalardaki sorulara bir cevap olmadığını, tam tersine daha büyük endişelere mahal verecek sözler olduğunu belirtmek istiyoruz.
TARİH
1. Dünyada binlerce yıllık kent olarak adlandırılabilecek iki yerleşim
alanından biri olan İstanbul'un merkezinde, Tarihi Yarımada'da sürdürülen yenileme projelerinin her biri mimarlık skandalı niteliğinde.
Örneğin Süleymaniye'de, Kiptaş tarafından insanlardan arındırılan ve yeni sahiplerinin yatırım ihtiyacını karşılamak için yıktırılan sapasağlam tescilli binalar, İstanbul gibi bir kentin nasıl bir inşaatçı mantığına teslim edildiğini ortaya koyuyor. Süleymaniye Projesini onaylayan Koruma Kurulu bile, bu yıkımar konusunda suç duyurusunda bulundu, ama ne yazik ki, iş işten geçtikten sonra!... Ya suça daha fazla iştirak etmemek icin, ya da tarihi bina katliamı gercekten onların bile yüreğini sızlattığı için. Çünkü malum, kurullar, “koruma”dan çok, “yıkıp yenileme” amacına hizmet ediyorlar...
Bölgelerde tescilli binaların bile yıkılarak yerine, UNESCO’nun uyarılarına aldırış edilmeden taklit Osmanlı evleri yapılması, konutların yeni sahipler için yapıldığının göstergesi. Çünkü, buraların değerleneceği bilgisini “içeriden” alıp yatırım yapan “müşteriler” eski binaları tercih etmiyor.
Nitekim Sulukule projesinde de, tescilli sivil mimari örneği sayısının düşük gösterilmesi, tıpatıp aynı nitelikte onlarca başka evin es geçilmesi de bunu gösteriyor.
Kültürle ilgili en üst düzeydeki kamu görevlisi olan Sayın Bakan, neden kültürü yok sayan bir inşaatçı mantığı ile yalnızca fiziksel mekanı dönüştürmeyi hedefleyen bu ilkel mimarlık uygulamasını destekliyor?
2. Sultanahmet otel inşaatında yaşanan skandal bu kez de Sulukule’de tekrarlanmak üzere. Projede, evlerin altı bütünüyle otopark olarak öngörülmüş. Oysa, mahallenin, Bizans ve Osmanlı zamanlarında çok önemli bir yerleşim alanı olduğu biliniyor. Türkiye'nin 1982'de imzalamış olduğu UNESCO Konvansiyonu, yer
altındaki arkeoljik varlıklar araştırılmadan yeni inşaat yapılamaz diyor.
Ayrıca surların bulunduğu bölgede yapılacak inşaat faaliyetlerinin de bu konvansiyona göre DKMK ile haberleşerek yürütülmesi
gerekiyor. Dahası, TC yasaları uluslararası normların dikkate alınmasını
gerektiriyor.
Oysa, bölgedeki kalıntılar hic bir zaman araştırılmadı. Bazı kaynaklara gore, 569-570 yıllarında inşa edilen Deuteron sarayının, Sulukule'de olması yüksek bir olasılık.
Sulukule'ye tarihi adını veren "su" yun, yani bir zamanlar Bayrampaşa sırtlarından kopup gelen Lycos deresinin suyunu toplayan Bizans sarnıcının üzerine, iki yıl kadar önce inşa edilen yüzme havuzu kompleksi ise başka bir skandal... Bu kompleksin inşası ne tesadüftür ki, Sulukule'nin yenileme alanı ilan edildiği günlere rastlamıstır!... Yatırımcıların ilgisini cekmek, bölgenin değerini artırmak ve proje sayesinde yerlerinden edilecek Romanların yerine mahalleye yeni yerleşecek olanlara bir cazibe merkezi olusturmak icin... Yanina bir de alisveris merkezi ve otel insa ettiniz mi, işte kültür, işte "çağdaş" yenileme!... Üstelik de “sosyal”!...
Fatih Belediyesine ve tabii ortaya çıkan projeye göre, arkeolojik kazıya şimdilik gerek yok. Ama, inşaat kazıları sırasında, dozerlere, ekskavatörlere tarihi birşeyler takılırsa, ne yapılması gerektiğine o zaman karar verilecek!
Yoksa, aynı Sultanahmet örneğinde olduğu gibi, bölgenin etrafı perdelerle çevrilip, kalıntılar rahat rahat yok mu edilecek?
SOSYAL, EKONOMİK, KÜLTÜREL SORUNLAR
3. Yüzlerce yıldır Sulukule’de yaşayan insanları zararlı yaratıklar gibi gösteren:
-Onları, “siyah ve esmer vatandaşlar” olarak niteleyen ve hem savcı hem yargıçmış gibi “kötü şeyler yapıyorlar” yargısında bulunan zihniyetle (TOKİ Baskanı Erdoğan Bayraktar, bkz. Ekonomist Dergisi 12 Kasım 2007) ;
-Projenin mahalle sakinlerinin ve sivil toplum kuruluslarinin katılımıyla, mahallelilerin ihtiyaçları doğrultusunda gerçeklesmesi için mücadele veren STK’ları, “daha fazla istifade etmek isteyen provokatör ve kışkırtıcılar” olarak tanımlayan anlayışla (AKP Milletvekili Mehmet Müezzinoğlu ve Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir’in basın toplantısı, bkz. Yeni Şafak 27 Aralık 2007);
-Yine STK’ların yenileme projelerine muhalefetini, “uyuşturucu ve kadın satıcılarının” kendi çıkarlarını korumak için harekete geçmesi olarak kamuoyuna sunmaya çalışan kamu şirketi yoneticisiyle (yine TOKİ başkanı, bkz. Milliyet 18 Kasım 2007)
- Sulukule’nin, Osmanlı orta ve üst tabakasının ikamet ettiği bir mahalle olduğunu, bütün tarihi verilere rağmen ıspatlamaya çalışarak sürgün ve yıkımları doğrulama uğraşına giren; mahallelinin Sulukule adıyla anılmaktan “aşırı derecede rahatsiz” olduğunu iddia ederek hem tarihten gelen bu adı, hem de orada yaşayanları aşağıladığının ayırdına bile varmayan Fatih Belediyesi’yle (bkz. http://www.fatih.bel.tr/kate_detay.asp?id=46&tur=387)
ve daha saymakla bitmez gaflarla, bilgisizlik veya çarpıtmayla oluşturulan “sosyal” projenin, insanlari sürmesinden, yaşam biçim ve çevrelerini değiştirmeye zorlamasından ve oradaki kültürü yok etmeye çalışmasından başka bir şey beklenebilir mi?
4. Bölgede yaşam ekonomisi de altüst ediliyor, orada bir arada yaşamaktan doğan iş kaynaklarının yanısıra, kültürlerini yeniden üretme yolları da kesiliyor. İnsanların evlerini satmaya, kiracıların yer değiştirmeye zorlanması yaşama, barınma ve insan haklarına aykırıdır. İnsanların yaşam biçimlerine müdahale eden, birlikte ve dayanışma içinde yaşamaları sayesinde sürdürebildikleri Roman kültürünü, bölünerek ve dağıtılarak uzun süre sürdüremeyecekleri açıktır. Bu uygulama açıkça ayrımcılık ve asimilasyondur.
Bir kültür bakanı, bu ayırımcılığı ve en az bin yıl öncesine dayanan bir kültürün yok edilmesini nasıl destekleyebilir?
5. Öte yandan, bölgeyi yenileme alanı ilan edenler de, projeyle ilgili karar organlarında yer alanlar da , bölgeye yatırım yapanlar da, ya aynı kişiler ya da onların yakınları olan partililerdir. Hatta aralarında rant için kavgalar bile çıkmıştır (bkz. http://www.haberfatih.com/detay.asp?hid=1213).
Bir kültür bakanı, sokaklardan saraylara koca bir imparatorluğu nağmeleriyle dolduran, uluslarası kabul görmüş müziğiyle dünyada tek olan, dünyaca ünlü müzisyenler yetiştiren bu mahallenin , nasıl olur da rant için yok edilmesine göz yumabilir?
Buranın, insanlarıyla birlikte yaşaması ve yaşatılması için, bir kültür ve turizm merkezi haline getirilip sakinleriyle birlikte kalkınması için nasıl olur da fikir beyan etmez, kavgasını vermez?
Yenilemek veya “nezihleştirmek” için değil de “iyileştirmek” için bir proje yapılmasını talep etmez?
MİMARİ
6. Bakan, kurul çalışmalarında surların gabari olarak dikkate alındığını
söylüyor. Böyle bir yaklaşım kültürle ilgili bir konuda yeterli olabilir mi?
Surlara bir yönetim alanı olarak bakılması gerekli. İstanbul'un Kara
Surları, dünyada tarihsel topografyasını, bostanları, anıtları, mahalleleri
ile koruyabilmiş tek örnek.
Tarihi mirasa , basit bir toplu konut şirketi yöntemi ile, iş merkezi, tatil köyü, rezidanslar, gibi, tek tip yani homojenleştirici bir mimarlık ve şehircilik mantığı ile yaklaşılamaz. Oysa, Sulukule projesi, buraya yama gibi bir toplu konut sitesini sığdırmayı öngörüyor.
7. Bakanın açıklamasında yer alan Osmanlı mimarisi tarzı ne demektir?
Sulukule için hangi dönemin Osmanlı tarzı esas alınmaktadır? Bir kültür
bakanı mimarlık ve kentsel tasarımla ilgili bir fikri bu şekilde
sorgulamadan, kamusal işlevini yok sayacak bir biçimde kullanabilir mi?
"Surlara uyumlu konutlar" başlığı altında mimari düşünce ve sorgulama alanını kapatan, “ben yaptım oldu” mantığıyla üretilen projelerin nasıl bir sonuç vereceği ortada. İstanbul gibi bir kentin böylesine dar bir perspektiften, homojenleştirici inşaatçı mantığı ile yönetim planı olmadan, uluslararası normları, yasaları çiğneyerek, katılımcılığı kale almadan, yaratıcı fikirlere açılmadan dönüştürülmeye çalışılması, geçmişteki tepeden inmeci uygulamalarda olduğu gibi yalnızca küçük bir azınlığı zengin etmekten başka bir sonuç yaratmayacak.
Oysa gelişmiş dünya, sonuçların hep aynı olduğunu görerek bu yöntemleri çoktan geride bıraktı.
Projelerin insanlar için yapılması dileğiyle
Sulukule Platformu
Bakanın bu açıklamalarının kafalardaki sorulara bir cevap olmadığını, tam tersine daha büyük endişelere mahal verecek sözler olduğunu belirtmek istiyoruz.
TARİH
1. Dünyada binlerce yıllık kent olarak adlandırılabilecek iki yerleşim
alanından biri olan İstanbul'un merkezinde, Tarihi Yarımada'da sürdürülen yenileme projelerinin her biri mimarlık skandalı niteliğinde.
Örneğin Süleymaniye'de, Kiptaş tarafından insanlardan arındırılan ve yeni sahiplerinin yatırım ihtiyacını karşılamak için yıktırılan sapasağlam tescilli binalar, İstanbul gibi bir kentin nasıl bir inşaatçı mantığına teslim edildiğini ortaya koyuyor. Süleymaniye Projesini onaylayan Koruma Kurulu bile, bu yıkımar konusunda suç duyurusunda bulundu, ama ne yazik ki, iş işten geçtikten sonra!... Ya suça daha fazla iştirak etmemek icin, ya da tarihi bina katliamı gercekten onların bile yüreğini sızlattığı için. Çünkü malum, kurullar, “koruma”dan çok, “yıkıp yenileme” amacına hizmet ediyorlar...
Bölgelerde tescilli binaların bile yıkılarak yerine, UNESCO’nun uyarılarına aldırış edilmeden taklit Osmanlı evleri yapılması, konutların yeni sahipler için yapıldığının göstergesi. Çünkü, buraların değerleneceği bilgisini “içeriden” alıp yatırım yapan “müşteriler” eski binaları tercih etmiyor.
Nitekim Sulukule projesinde de, tescilli sivil mimari örneği sayısının düşük gösterilmesi, tıpatıp aynı nitelikte onlarca başka evin es geçilmesi de bunu gösteriyor.
Kültürle ilgili en üst düzeydeki kamu görevlisi olan Sayın Bakan, neden kültürü yok sayan bir inşaatçı mantığı ile yalnızca fiziksel mekanı dönüştürmeyi hedefleyen bu ilkel mimarlık uygulamasını destekliyor?
2. Sultanahmet otel inşaatında yaşanan skandal bu kez de Sulukule’de tekrarlanmak üzere. Projede, evlerin altı bütünüyle otopark olarak öngörülmüş. Oysa, mahallenin, Bizans ve Osmanlı zamanlarında çok önemli bir yerleşim alanı olduğu biliniyor. Türkiye'nin 1982'de imzalamış olduğu UNESCO Konvansiyonu, yer
altındaki arkeoljik varlıklar araştırılmadan yeni inşaat yapılamaz diyor.
Ayrıca surların bulunduğu bölgede yapılacak inşaat faaliyetlerinin de bu konvansiyona göre DKMK ile haberleşerek yürütülmesi
gerekiyor. Dahası, TC yasaları uluslararası normların dikkate alınmasını
gerektiriyor.
Oysa, bölgedeki kalıntılar hic bir zaman araştırılmadı. Bazı kaynaklara gore, 569-570 yıllarında inşa edilen Deuteron sarayının, Sulukule'de olması yüksek bir olasılık.
Sulukule'ye tarihi adını veren "su" yun, yani bir zamanlar Bayrampaşa sırtlarından kopup gelen Lycos deresinin suyunu toplayan Bizans sarnıcının üzerine, iki yıl kadar önce inşa edilen yüzme havuzu kompleksi ise başka bir skandal... Bu kompleksin inşası ne tesadüftür ki, Sulukule'nin yenileme alanı ilan edildiği günlere rastlamıstır!... Yatırımcıların ilgisini cekmek, bölgenin değerini artırmak ve proje sayesinde yerlerinden edilecek Romanların yerine mahalleye yeni yerleşecek olanlara bir cazibe merkezi olusturmak icin... Yanina bir de alisveris merkezi ve otel insa ettiniz mi, işte kültür, işte "çağdaş" yenileme!... Üstelik de “sosyal”!...
Fatih Belediyesine ve tabii ortaya çıkan projeye göre, arkeolojik kazıya şimdilik gerek yok. Ama, inşaat kazıları sırasında, dozerlere, ekskavatörlere tarihi birşeyler takılırsa, ne yapılması gerektiğine o zaman karar verilecek!
Yoksa, aynı Sultanahmet örneğinde olduğu gibi, bölgenin etrafı perdelerle çevrilip, kalıntılar rahat rahat yok mu edilecek?
SOSYAL, EKONOMİK, KÜLTÜREL SORUNLAR
3. Yüzlerce yıldır Sulukule’de yaşayan insanları zararlı yaratıklar gibi gösteren:
-Onları, “siyah ve esmer vatandaşlar” olarak niteleyen ve hem savcı hem yargıçmış gibi “kötü şeyler yapıyorlar” yargısında bulunan zihniyetle (TOKİ Baskanı Erdoğan Bayraktar, bkz. Ekonomist Dergisi 12 Kasım 2007) ;
-Projenin mahalle sakinlerinin ve sivil toplum kuruluslarinin katılımıyla, mahallelilerin ihtiyaçları doğrultusunda gerçeklesmesi için mücadele veren STK’ları, “daha fazla istifade etmek isteyen provokatör ve kışkırtıcılar” olarak tanımlayan anlayışla (AKP Milletvekili Mehmet Müezzinoğlu ve Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir’in basın toplantısı, bkz. Yeni Şafak 27 Aralık 2007);
-Yine STK’ların yenileme projelerine muhalefetini, “uyuşturucu ve kadın satıcılarının” kendi çıkarlarını korumak için harekete geçmesi olarak kamuoyuna sunmaya çalışan kamu şirketi yoneticisiyle (yine TOKİ başkanı, bkz. Milliyet 18 Kasım 2007)
- Sulukule’nin, Osmanlı orta ve üst tabakasının ikamet ettiği bir mahalle olduğunu, bütün tarihi verilere rağmen ıspatlamaya çalışarak sürgün ve yıkımları doğrulama uğraşına giren; mahallelinin Sulukule adıyla anılmaktan “aşırı derecede rahatsiz” olduğunu iddia ederek hem tarihten gelen bu adı, hem de orada yaşayanları aşağıladığının ayırdına bile varmayan Fatih Belediyesi’yle (bkz. http://www.fatih.bel.tr/kate_detay.asp?id=46&tur=387)
ve daha saymakla bitmez gaflarla, bilgisizlik veya çarpıtmayla oluşturulan “sosyal” projenin, insanlari sürmesinden, yaşam biçim ve çevrelerini değiştirmeye zorlamasından ve oradaki kültürü yok etmeye çalışmasından başka bir şey beklenebilir mi?
4. Bölgede yaşam ekonomisi de altüst ediliyor, orada bir arada yaşamaktan doğan iş kaynaklarının yanısıra, kültürlerini yeniden üretme yolları da kesiliyor. İnsanların evlerini satmaya, kiracıların yer değiştirmeye zorlanması yaşama, barınma ve insan haklarına aykırıdır. İnsanların yaşam biçimlerine müdahale eden, birlikte ve dayanışma içinde yaşamaları sayesinde sürdürebildikleri Roman kültürünü, bölünerek ve dağıtılarak uzun süre sürdüremeyecekleri açıktır. Bu uygulama açıkça ayrımcılık ve asimilasyondur.
Bir kültür bakanı, bu ayırımcılığı ve en az bin yıl öncesine dayanan bir kültürün yok edilmesini nasıl destekleyebilir?
5. Öte yandan, bölgeyi yenileme alanı ilan edenler de, projeyle ilgili karar organlarında yer alanlar da , bölgeye yatırım yapanlar da, ya aynı kişiler ya da onların yakınları olan partililerdir. Hatta aralarında rant için kavgalar bile çıkmıştır (bkz. http://www.haberfatih.com/detay.asp?hid=1213).
Bir kültür bakanı, sokaklardan saraylara koca bir imparatorluğu nağmeleriyle dolduran, uluslarası kabul görmüş müziğiyle dünyada tek olan, dünyaca ünlü müzisyenler yetiştiren bu mahallenin , nasıl olur da rant için yok edilmesine göz yumabilir?
Buranın, insanlarıyla birlikte yaşaması ve yaşatılması için, bir kültür ve turizm merkezi haline getirilip sakinleriyle birlikte kalkınması için nasıl olur da fikir beyan etmez, kavgasını vermez?
Yenilemek veya “nezihleştirmek” için değil de “iyileştirmek” için bir proje yapılmasını talep etmez?
MİMARİ
6. Bakan, kurul çalışmalarında surların gabari olarak dikkate alındığını
söylüyor. Böyle bir yaklaşım kültürle ilgili bir konuda yeterli olabilir mi?
Surlara bir yönetim alanı olarak bakılması gerekli. İstanbul'un Kara
Surları, dünyada tarihsel topografyasını, bostanları, anıtları, mahalleleri
ile koruyabilmiş tek örnek.
Tarihi mirasa , basit bir toplu konut şirketi yöntemi ile, iş merkezi, tatil köyü, rezidanslar, gibi, tek tip yani homojenleştirici bir mimarlık ve şehircilik mantığı ile yaklaşılamaz. Oysa, Sulukule projesi, buraya yama gibi bir toplu konut sitesini sığdırmayı öngörüyor.
7. Bakanın açıklamasında yer alan Osmanlı mimarisi tarzı ne demektir?
Sulukule için hangi dönemin Osmanlı tarzı esas alınmaktadır? Bir kültür
bakanı mimarlık ve kentsel tasarımla ilgili bir fikri bu şekilde
sorgulamadan, kamusal işlevini yok sayacak bir biçimde kullanabilir mi?
"Surlara uyumlu konutlar" başlığı altında mimari düşünce ve sorgulama alanını kapatan, “ben yaptım oldu” mantığıyla üretilen projelerin nasıl bir sonuç vereceği ortada. İstanbul gibi bir kentin böylesine dar bir perspektiften, homojenleştirici inşaatçı mantığı ile yönetim planı olmadan, uluslararası normları, yasaları çiğneyerek, katılımcılığı kale almadan, yaratıcı fikirlere açılmadan dönüştürülmeye çalışılması, geçmişteki tepeden inmeci uygulamalarda olduğu gibi yalnızca küçük bir azınlığı zengin etmekten başka bir sonuç yaratmayacak.
Oysa gelişmiş dünya, sonuçların hep aynı olduğunu görerek bu yöntemleri çoktan geride bıraktı.
Projelerin insanlar için yapılması dileğiyle
Sulukule Platformu
SULUKULE : ‘’BATSIN BU DÜNYA’’ (?)
Prof. Dr. İsmet Okyay
Yeni Mimar Gazetesi, Aralık 2007
‘’B en burada 200 gr kıyma etini,bir Sana yağının yarısını bakkaldan isteyebiliyorum.Üstelik bunu da borç defterine yazdırabiliyorum.Biz burada böyle yaşıyoruz.Beni buradan kanun marifetiyle kapı dışarı ederlerse ben 200gr kıymayı,yarım Sana yağını istanbul’un neresinde,hangi bakkaldan isteyebilirim,nasıl ayakta kalabilirim bu bebelerle ?’’
‘’Bize lüks konutlar vereceklermiş.Bu bize Hammer cip hediye etmeye benziyor. Benzinini alamadıktan,sigortasını yaptıramadıktan sora ben ne yapayım Hammer cipi.’’
‘’Asıl olan ayrımcılık.Bizi dağıtarak asimile etmek istiyorlar.’’
‘’Hayatımızı onlar çizmek istiyorlar. Ferman onların elinde.Belki evimizi kamulaştırabilirler,ama ruhumuzu asla ! ‘’
‘’Oğluma keman almıştım,pek hevesliydi. Sonra düşündüm.Müzisyen olmasını istemedim.İlerse horlanmasını,ezilmesini istemedim.Kemanı kırdım attım.’’
Bu haykırışlar karşısında hiçbir şehir planlama kuramının, hiçbir ‘’şehir yenileme ,dönüşüm ‘’ modelinin hükmü yoktur. Her şeyi durdurmalı,yeniden düşünülmelidir. Akl_ı hikmet, vicdan , modellerin oluşturulmasında başat ilkeler olmalıdır.
Sulukule. Bin yıllık anıtsal tarihi eserlerle aç içe bir mahalle. Dünyanın en güzel müziklerinden birinin yaratıldığı yer. Koca koca belediye başkanlarında.TOKİ’li yöneticilerden,dev inşaat sektörü patronlarından,en ciddi danışmanlardan,mimarlardan, şehir plancılarından hiçbiri ‘’ben roman müziğini sevmem., yoğun bir işgünü sonunda eve gittiğimde Bach.,Mozart dinlerim diyebileceğini sanmıyorum.Bu ülkede her düğün,dernek tango ile başlar, gecenin ilerleyişiyle roman müziği ile biter.
Sulu kule, 5366 sayılı yasa marifetiyle kentin içinden tıraşlanıp,yerine lüks konutlar yapılmak isteniyor.Zira bu alan pazarlama piyasası rayiçlerine göre çok kıymetli.Bunun faturasını bu müzik yaratıcıları ödesin,nereye giderlerse gitsinler,İşte Taşoluk’a gitsinler,birkaç saatte ulaşılabilen bir diyar.Tesbih taneleri gibi saçılsınlar.Kentsel rantın altın kuralları böyle : Altını olan kuralı koyar !
Sulukule halkının Taşoluk’a sevkiyatı ,aslında bir tür ‘’tehcir’’dir.
Sulukule’li ‘’beni dönüştürme,ben böyle varolabiliyorum,müziğimi dansımı böyle mekanlarla özdeşleşerek yaratabiliyorum’’ diyor.Büyün dünyada böyle.Yüzlerce yılın ezilmişliğine,horlanmışlığına karşı böyle bir müzikal uslûpla ,kendilerine özgü mekanlar kurarak direnebilmişler. ‘’batsın bu dünya ‘’dememişler.Coşku dolu müzikleri ile cevap vermişler.Huyları böyle. Onlara en konforlu müzik salonlarını verseniz,aynı aynı uslup ve muhtevada şimdiki müzikleri gibi müziği ,dansı yaratamazlar.
Bu romanlar bizde olmayan gizi güçlere sahipler.
Ülkenin bütünlüğü salt terörle mi ihlal ediliyor sanıyorsunuz ? Kapalı kapılar ardında yapılan kentsel rant hesaplarıyla,sırasında ‘’kentsel yenileme ‘’ formülasyonları ile yerinden yurdundan etmelerle,orada, burada,şurada ,yer yer ve ruhlarda...
Kentsel yenileme (renovation urbaine) Batı Avrupa kökenli planlama modelidir.Başlarda,1950’li yıllarda çok masum ve iyi niyetli idi. 2.Dünya Savaşı sonrası yıkılmış,yıpranmış Avrupa’da büyük bir mesken yetmezliği sorunu baş gösterdi.Hükümetler bir yandan hızla yeni konut inşasına yönelirken ,diğer yandan mevcut konut stokunun iyileştirilmesini,sıhhileştirilmesini amaçladı ve uyguladı.Bu konuda gelişme sağlayabilecek kurumların,örgütleşmelerin gerçekleşmesini teşvik etti.Örneğin Fransa’nın ünlü ANAH (Agence national de l’Amelioration de l’Habitat) kuruluşu bunlardan biridir.Ne var ki, 1970’lerden sonra kendini toparlayan Batı’da yüzlerce idarecisi,mühendisi,kalifiye işgücü ile dev inşaat şirketleri ülke içine yeterli pazar bulunamaması nedeniyle ülke dışındaki pazarlara yöneldiler,devlet de bu girişimleri teşvik etti.Arap ülkeleri de bu önemli pazarlardan biriydi.1973’te petrol üreten arap ülkeleri ile Batı arasında petrol fiyatları anlaşmazlığı büyük gerilimlere neden oldu ve arap ülkeleri kendileri ile iş yapan büyük inşaat şirketlerinin işine son verdi (Zeki Yamanî olayı). Yeni iş alanı bulamayan dağılma tehlikesi ile karşılaşan yüzlerce dev inşaat şirketleri devletlerinden
yeni iş alanları bulunmasını talep ettiler. Zira, şirketlerin dağılması çok büyük bir işsizliğe ,dolayısı ile ekonomik ve sosyal (hatta siyasal) krize neden olabilecekti.Hükümetler çözümü,ülke içinde inşaat alanlarının açılmasında gördüler.Ama parsel bazında,yapı adası bazında değil , mahalle büyüklüğünde alanların ‘’şehir yenileme’’ yasaları çerçevesinde toptan yıkılarak,kent dokusunun tıraşlanarak ...
Kuşkusuz bu büyük yıkımlardan tarihi şehir dokuları da nasibini aldı.Harika güzellikteki 19.yüzyıl mimarisi ile oluşmuş kent dokuları buldozer kepçeleri altında yok oldu.Günümüz Batı’sı bu yıkımlardan hâlâ utanç duyar. Zira böyle bir ‘’kentsel yenileme’’ çok mahzurlu idi.Tarihi kent dokuları yok edilerek,yerine kentleri estetiği ile uyuşmayan gökdelenler gelmişti ,yok olan fiziki çevre ile sosyal doku da,komşuluk ilişkileri de.küçük esnafın müşteri çevresi de yok edilmişti, üstelik nüfus yoğunluğu artışı ile yetersiz kalan altyapı ve kentsel donatının. (okul,kreş,hastane,güvenlik güçleri personel sayısının artması gibi) maliyetini kamu ödemişti.Günümüzde bu modelden vazgeçilmiştir. İşte Batı Avrupa’da ki 1070’ler öncesi ve sonrası ‘kentsel yenileme’’ modeli anlam ve içerik bakımından böyle farklılıklar gösteriri. Şimdi bizdeki idareler Batı’daki 1970’ler sonrası , büyük kent dokularının fiziki ve sosyal yıkımı modelini sahiplenmiş görünüyorlar. “Adalet ve kalkınma “ sözcüklerini şiar edinenler, ya yukarıda değindiğimiz süreçteki incelikleri bilmiyorlar,ya da bu “yok edici” modeli bile bile benimsiyorlar.
Funda Oral Sulukule konulu yazısında (Radikal Gazetesi,25 kasım 2007) 5215 Sayılı Belediye Kanunu’nun 3.Maddesini tam zamanında ve yerinde gündeme getiriyor: “ .... Belediye belde sakinlerinin mahallî müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan idarî ve malî özerkliğe sahip kamu tüzel kişisini; mahalle, Belediye sınırları içerisinde yer alan, ortak ihtiyaç ve öncelikleri benzer özellikler gösteren ve sakinleri arasında komşuluk ilişkisi bulunan insanların yaşadığı idarî birimi’ni ifade eder. Sulukule örneğinde belediye,vatandaşlara değil inşaat şirketlerine hizmet sunan ve satan bir kuruma dönüşmüş olarak karşımıza çıkıyor” diyor.
Özetle durum budur.Öyleyse biz de sözümüzü Bertolt Brecht ustanın hatırlatması ile bitirelim.
“Bulanık sularda avda
Ne kavgalar edilir
Sonra dostça hep birlikte
Yoksulun hakkı yenir”
Yeni Mimar Gazetesi, Aralık 2007
‘’B en burada 200 gr kıyma etini,bir Sana yağının yarısını bakkaldan isteyebiliyorum.Üstelik bunu da borç defterine yazdırabiliyorum.Biz burada böyle yaşıyoruz.Beni buradan kanun marifetiyle kapı dışarı ederlerse ben 200gr kıymayı,yarım Sana yağını istanbul’un neresinde,hangi bakkaldan isteyebilirim,nasıl ayakta kalabilirim bu bebelerle ?’’
‘’Bize lüks konutlar vereceklermiş.Bu bize Hammer cip hediye etmeye benziyor. Benzinini alamadıktan,sigortasını yaptıramadıktan sora ben ne yapayım Hammer cipi.’’
‘’Asıl olan ayrımcılık.Bizi dağıtarak asimile etmek istiyorlar.’’
‘’Hayatımızı onlar çizmek istiyorlar. Ferman onların elinde.Belki evimizi kamulaştırabilirler,ama ruhumuzu asla ! ‘’
‘’Oğluma keman almıştım,pek hevesliydi. Sonra düşündüm.Müzisyen olmasını istemedim.İlerse horlanmasını,ezilmesini istemedim.Kemanı kırdım attım.’’
Bu haykırışlar karşısında hiçbir şehir planlama kuramının, hiçbir ‘’şehir yenileme ,dönüşüm ‘’ modelinin hükmü yoktur. Her şeyi durdurmalı,yeniden düşünülmelidir. Akl_ı hikmet, vicdan , modellerin oluşturulmasında başat ilkeler olmalıdır.
Sulukule. Bin yıllık anıtsal tarihi eserlerle aç içe bir mahalle. Dünyanın en güzel müziklerinden birinin yaratıldığı yer. Koca koca belediye başkanlarında.TOKİ’li yöneticilerden,dev inşaat sektörü patronlarından,en ciddi danışmanlardan,mimarlardan, şehir plancılarından hiçbiri ‘’ben roman müziğini sevmem., yoğun bir işgünü sonunda eve gittiğimde Bach.,Mozart dinlerim diyebileceğini sanmıyorum.Bu ülkede her düğün,dernek tango ile başlar, gecenin ilerleyişiyle roman müziği ile biter.
Sulu kule, 5366 sayılı yasa marifetiyle kentin içinden tıraşlanıp,yerine lüks konutlar yapılmak isteniyor.Zira bu alan pazarlama piyasası rayiçlerine göre çok kıymetli.Bunun faturasını bu müzik yaratıcıları ödesin,nereye giderlerse gitsinler,İşte Taşoluk’a gitsinler,birkaç saatte ulaşılabilen bir diyar.Tesbih taneleri gibi saçılsınlar.Kentsel rantın altın kuralları böyle : Altını olan kuralı koyar !
Sulukule halkının Taşoluk’a sevkiyatı ,aslında bir tür ‘’tehcir’’dir.
Sulukule’li ‘’beni dönüştürme,ben böyle varolabiliyorum,müziğimi dansımı böyle mekanlarla özdeşleşerek yaratabiliyorum’’ diyor.Büyün dünyada böyle.Yüzlerce yılın ezilmişliğine,horlanmışlığına karşı böyle bir müzikal uslûpla ,kendilerine özgü mekanlar kurarak direnebilmişler. ‘’batsın bu dünya ‘’dememişler.Coşku dolu müzikleri ile cevap vermişler.Huyları böyle. Onlara en konforlu müzik salonlarını verseniz,aynı aynı uslup ve muhtevada şimdiki müzikleri gibi müziği ,dansı yaratamazlar.
Bu romanlar bizde olmayan gizi güçlere sahipler.
Ülkenin bütünlüğü salt terörle mi ihlal ediliyor sanıyorsunuz ? Kapalı kapılar ardında yapılan kentsel rant hesaplarıyla,sırasında ‘’kentsel yenileme ‘’ formülasyonları ile yerinden yurdundan etmelerle,orada, burada,şurada ,yer yer ve ruhlarda...
Kentsel yenileme (renovation urbaine) Batı Avrupa kökenli planlama modelidir.Başlarda,1950’li yıllarda çok masum ve iyi niyetli idi. 2.Dünya Savaşı sonrası yıkılmış,yıpranmış Avrupa’da büyük bir mesken yetmezliği sorunu baş gösterdi.Hükümetler bir yandan hızla yeni konut inşasına yönelirken ,diğer yandan mevcut konut stokunun iyileştirilmesini,sıhhileştirilmesini amaçladı ve uyguladı.Bu konuda gelişme sağlayabilecek kurumların,örgütleşmelerin gerçekleşmesini teşvik etti.Örneğin Fransa’nın ünlü ANAH (Agence national de l’Amelioration de l’Habitat) kuruluşu bunlardan biridir.Ne var ki, 1970’lerden sonra kendini toparlayan Batı’da yüzlerce idarecisi,mühendisi,kalifiye işgücü ile dev inşaat şirketleri ülke içine yeterli pazar bulunamaması nedeniyle ülke dışındaki pazarlara yöneldiler,devlet de bu girişimleri teşvik etti.Arap ülkeleri de bu önemli pazarlardan biriydi.1973’te petrol üreten arap ülkeleri ile Batı arasında petrol fiyatları anlaşmazlığı büyük gerilimlere neden oldu ve arap ülkeleri kendileri ile iş yapan büyük inşaat şirketlerinin işine son verdi (Zeki Yamanî olayı). Yeni iş alanı bulamayan dağılma tehlikesi ile karşılaşan yüzlerce dev inşaat şirketleri devletlerinden
yeni iş alanları bulunmasını talep ettiler. Zira, şirketlerin dağılması çok büyük bir işsizliğe ,dolayısı ile ekonomik ve sosyal (hatta siyasal) krize neden olabilecekti.Hükümetler çözümü,ülke içinde inşaat alanlarının açılmasında gördüler.Ama parsel bazında,yapı adası bazında değil , mahalle büyüklüğünde alanların ‘’şehir yenileme’’ yasaları çerçevesinde toptan yıkılarak,kent dokusunun tıraşlanarak ...
Kuşkusuz bu büyük yıkımlardan tarihi şehir dokuları da nasibini aldı.Harika güzellikteki 19.yüzyıl mimarisi ile oluşmuş kent dokuları buldozer kepçeleri altında yok oldu.Günümüz Batı’sı bu yıkımlardan hâlâ utanç duyar. Zira böyle bir ‘’kentsel yenileme’’ çok mahzurlu idi.Tarihi kent dokuları yok edilerek,yerine kentleri estetiği ile uyuşmayan gökdelenler gelmişti ,yok olan fiziki çevre ile sosyal doku da,komşuluk ilişkileri de.küçük esnafın müşteri çevresi de yok edilmişti, üstelik nüfus yoğunluğu artışı ile yetersiz kalan altyapı ve kentsel donatının. (okul,kreş,hastane,güvenlik güçleri personel sayısının artması gibi) maliyetini kamu ödemişti.Günümüzde bu modelden vazgeçilmiştir. İşte Batı Avrupa’da ki 1070’ler öncesi ve sonrası ‘kentsel yenileme’’ modeli anlam ve içerik bakımından böyle farklılıklar gösteriri. Şimdi bizdeki idareler Batı’daki 1970’ler sonrası , büyük kent dokularının fiziki ve sosyal yıkımı modelini sahiplenmiş görünüyorlar. “Adalet ve kalkınma “ sözcüklerini şiar edinenler, ya yukarıda değindiğimiz süreçteki incelikleri bilmiyorlar,ya da bu “yok edici” modeli bile bile benimsiyorlar.
Funda Oral Sulukule konulu yazısında (Radikal Gazetesi,25 kasım 2007) 5215 Sayılı Belediye Kanunu’nun 3.Maddesini tam zamanında ve yerinde gündeme getiriyor: “ .... Belediye belde sakinlerinin mahallî müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan idarî ve malî özerkliğe sahip kamu tüzel kişisini; mahalle, Belediye sınırları içerisinde yer alan, ortak ihtiyaç ve öncelikleri benzer özellikler gösteren ve sakinleri arasında komşuluk ilişkisi bulunan insanların yaşadığı idarî birimi’ni ifade eder. Sulukule örneğinde belediye,vatandaşlara değil inşaat şirketlerine hizmet sunan ve satan bir kuruma dönüşmüş olarak karşımıza çıkıyor” diyor.
Özetle durum budur.Öyleyse biz de sözümüzü Bertolt Brecht ustanın hatırlatması ile bitirelim.
“Bulanık sularda avda
Ne kavgalar edilir
Sonra dostça hep birlikte
Yoksulun hakkı yenir”
5 Ocak 2008 Cumartesi
İnsan Hakları Komisyonu'nda Romanlara Suçlamalar
Romanlara İnsan Hakları Komisyonu'nda da Ayrımcılık ve Aşağılama
Meclis'in İnsan Hakları Komisyonu’nda geçen hafta yapılan oturumda Romanların şikayetlerinden çok, Romanlardan şikayet vardı. Kültürsüz, içkici, uyuşturucu ve kadın taciri ilan edilen Romanlar Komisyon’dan hayal kırıklığı içinde ayrıldı.
BİA Haber Merkezi - İstanbul
05 Ocak 2008, Cumartesi
Neşe OZAN
Sulukuleliler, Fatih Belediyesi’nin “kentsel yenileme” uygulamalarına karşı bir ay önce Meclis İnsan Hakları Komisyonu’na başvurmuşlardı. Geçtiğimiz hafta Sulukule Roman Kültürünü Geliştirme ve Dayanışma Derneği ile Sulukule Platformu, şikayetçiler adına oturuma davet edildi.
Komisyon kapısında bekleyen davetliler arasında Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir ve mahalle muhtarının yanı sıra, bir ay önce kurulan Neslişah Derneği de vardı. Sulukule’deki yaygın kanıya göre, bu yeni derneğin arkasında Belediye var. Sulukule Platformu’nun durmak bilmeyen sıkıştırmalarından bunalan Başkan, çareyi kendine “sivil” müttefikler kazanmakta bulmuş olmalı.
AKP’nin sosyal demokrat transferi Başkan Zafer Üskül ilk sözü Neslişah Derneği’nden Oktay Hallaç’a verdiğinde anlıyoruz ki, Komisyon’un toplanma sebebi Sulukulelilerin şikayet dilekçelerini görüşmekten çok, Sulukulelilerden yana şikayetleri dinlemekmiş.
Belediye’nin projesini kendisi için kurtuluş sayan Oktay Hallaç, Sulukuleliler yüzünden çocuklarına medrese eğitimi veremediğinden yakınıyor. "Sulukuleliler zannedildiği gibi çalgıcı değildir" diyor. Bir bir şikayetlerini sayıyor:
"Bunlar içkicidir, çocukları uyuşturucuya alıştırır, bu mahallede kültür denen şey, kız çocuklarına fuhuş yaptırmaktır…"
Sessizce dinleyen Zafer Üskül’e bakıyorum. Nasıl oluyor da, bir mahallenin bütün insanlarını aşağılayan ve peşinen suçlu ilan eden bu sözlere izin verebiliyor?
"Oğlum, senin annen çalgıcı"
Oturumda Sulukule Roman Derneği’ni ve mahalleliyi Asım Hallaç temsil ediyor. Kaderin cilvesi şu ki, Oktay ile Asım amca çocukları. Asım Hallaç, Oktay’a annesi dahil bütün akrabalarının hem Sulukuleli hem de müzisyen olduğunu hatırlatır hatırlatmaz, dernekçiler ve AKP’li vekiller "Oktay’ın bireysel hayatına ihlal var" diye ayaklanıyor.
Asım Hallaç devam ediyor: “Belediye ya evini satarsın, ya da bana devredersin, dedi.” Kamulaştırma tehdidi yüzünden mahallenin yarısının evini üçüncü şahıslara sattığını anlatıyor.
Zafer Üskül anlamıyor: "Bir vatandaş evini kendi isteğiyle başka bir vatandaşa sattıysa, bunda ne var ki?"Asım Hallaç’a, böyle alakasız mevzuları değil, insan hakları ihlali anlamına gelen konuları söylemesini hatırlatıyor.
Hatice Sultan’ın 20 yıllık muhtarı İsmail Altıntoprak, başta semtin “Sulukule” diye anılmasından rahatsız: “Semtin adı Neslişah Mahallesi. Sulukule deyince, sanki burada sulu, cıvık insanlar yaşıyor gibi anlaşılıyor”. Semt halkının içkici olduğunu, adam soyduğunu, evlerin mezbelelik olduğunu anlatıyor. Üstelik “ne elektrik, ne su öderler”.
Hakkı var; Sulukule’de birçok yoksul evin suyu, faturalar ödenemediğinden kesiktir. Roman kadınlar bütün gün mahalle çeşmesinden su taşırlar. Gözlerim Zafer Üskül’e dönüyor yine. Sorar mı, acaba neden ödemezler?
Derken, Amasya Ormanönü Köyü Derneği adına Şaban Demirci isimli bir zat mikrofona çağrılıyor. Şaşırıyoruz; bu dernek de nereden çıktı? Açıklıyor: “Bizim derneğin mahallede oturan 40-50 üyesi var da…”
Şaban Demir’e göre de mahallede kültür diye bir şey yok: “Hatta bir gün namaza giderken yolumu kestiler; gel, seni önce eğlendirelim, öyle git, diye. İnanın, mahalleye misafir getirmeye utanıyorum.” Komisyon başkanı bu komediye bir şey söylemiyor.
Protokol neden açıklanmıyor?
Sulukule Platformu adına Hacer Foggo, bir kültürü ve insanlarını İnsan Hakları Komisyonu önünde bu şekilde aşağılamanın bir insan hakkı ihlali olduğunu vurgulayarak başlıyor.
Zafer Üskül hemen dikiliyor yerinde: “Bir dakika” diyor, “burası İnsan Hakları Komisyonu’dur. Burada herkesin ifade özgürlüğü vardır, hiç kimsenin bu özgürlüğü engellenemez.”
Hacer yutkunuyor ve daha önce sayısız kez anlattıklarını çaresizce bir daha sıralıyor. Fatih Belediyesi’nin, TOKİ ile 2006’da imzaladığı Sulukule protokolünü, defalarca talep etmelerine rağmen, neden açıklamadığını soruyor. Yerel halktan kaç kişinin projeden ev alabildiğinin açıklanmasını istiyor. Evlerin çoğunlukla rantçılar tarafından kapatıldığını söylüyor.
Kendine göre “dünyanın en sosyal” projesini yapan Başkan Mustafa Demir, mahallenin sosyal durumu hakkında, karalamaya yönelik bilgiler dışında hiçbir bilgi vermeyerek, projenin ayrıntılarına geçiyor.
Sahi, bu mahallede hanelerin gelir düzeyi ne kadardır? Düzenli bir işe sahip kaç kişi vardır? Belediye kiracılara Taşoluk’taki evleri, mülk sahiplerine ise Sulukule’de yeni yapılacak konutları bedavaya vermeyeceğine göre, insan hiç mi merak etmez, acaba mahallelinin alım gücü ne kadardır?
Mustafa Demir, Belediye ile uzlaşmayı reddeden mülk sahiplerine yakında kamulaştırma tebligatlarını göndereceklerini açıklıyor. Bu, Sulukule’nin defterinin dürüldüğü anlamına geliyor. Komisyon’a şimdi bunu kayda geçirmek kaldı. Mahalleli, haklarının korunması için müracaat ettiği komisyonda, “temizlenmesi gereken bir ur” olduğunu öğrendi.
Sulukule temsilcileri hayal kırıklığı içinde Meclis’ten ayrılıyor. Her yerde itilip kakılmak neyse de, Meclis İnsan Hakları Komisyonu önünde aşağılanmak, üstüne bir de kamulaştırma haberini almak doğrusu fazla gelmişti. (NO/EZÖ)
Meclis'in İnsan Hakları Komisyonu’nda geçen hafta yapılan oturumda Romanların şikayetlerinden çok, Romanlardan şikayet vardı. Kültürsüz, içkici, uyuşturucu ve kadın taciri ilan edilen Romanlar Komisyon’dan hayal kırıklığı içinde ayrıldı.
BİA Haber Merkezi - İstanbul
05 Ocak 2008, Cumartesi
Neşe OZAN
Sulukuleliler, Fatih Belediyesi’nin “kentsel yenileme” uygulamalarına karşı bir ay önce Meclis İnsan Hakları Komisyonu’na başvurmuşlardı. Geçtiğimiz hafta Sulukule Roman Kültürünü Geliştirme ve Dayanışma Derneği ile Sulukule Platformu, şikayetçiler adına oturuma davet edildi.
Komisyon kapısında bekleyen davetliler arasında Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir ve mahalle muhtarının yanı sıra, bir ay önce kurulan Neslişah Derneği de vardı. Sulukule’deki yaygın kanıya göre, bu yeni derneğin arkasında Belediye var. Sulukule Platformu’nun durmak bilmeyen sıkıştırmalarından bunalan Başkan, çareyi kendine “sivil” müttefikler kazanmakta bulmuş olmalı.
AKP’nin sosyal demokrat transferi Başkan Zafer Üskül ilk sözü Neslişah Derneği’nden Oktay Hallaç’a verdiğinde anlıyoruz ki, Komisyon’un toplanma sebebi Sulukulelilerin şikayet dilekçelerini görüşmekten çok, Sulukulelilerden yana şikayetleri dinlemekmiş.
Belediye’nin projesini kendisi için kurtuluş sayan Oktay Hallaç, Sulukuleliler yüzünden çocuklarına medrese eğitimi veremediğinden yakınıyor. "Sulukuleliler zannedildiği gibi çalgıcı değildir" diyor. Bir bir şikayetlerini sayıyor:
"Bunlar içkicidir, çocukları uyuşturucuya alıştırır, bu mahallede kültür denen şey, kız çocuklarına fuhuş yaptırmaktır…"
Sessizce dinleyen Zafer Üskül’e bakıyorum. Nasıl oluyor da, bir mahallenin bütün insanlarını aşağılayan ve peşinen suçlu ilan eden bu sözlere izin verebiliyor?
"Oğlum, senin annen çalgıcı"
Oturumda Sulukule Roman Derneği’ni ve mahalleliyi Asım Hallaç temsil ediyor. Kaderin cilvesi şu ki, Oktay ile Asım amca çocukları. Asım Hallaç, Oktay’a annesi dahil bütün akrabalarının hem Sulukuleli hem de müzisyen olduğunu hatırlatır hatırlatmaz, dernekçiler ve AKP’li vekiller "Oktay’ın bireysel hayatına ihlal var" diye ayaklanıyor.
Asım Hallaç devam ediyor: “Belediye ya evini satarsın, ya da bana devredersin, dedi.” Kamulaştırma tehdidi yüzünden mahallenin yarısının evini üçüncü şahıslara sattığını anlatıyor.
Zafer Üskül anlamıyor: "Bir vatandaş evini kendi isteğiyle başka bir vatandaşa sattıysa, bunda ne var ki?"Asım Hallaç’a, böyle alakasız mevzuları değil, insan hakları ihlali anlamına gelen konuları söylemesini hatırlatıyor.
Hatice Sultan’ın 20 yıllık muhtarı İsmail Altıntoprak, başta semtin “Sulukule” diye anılmasından rahatsız: “Semtin adı Neslişah Mahallesi. Sulukule deyince, sanki burada sulu, cıvık insanlar yaşıyor gibi anlaşılıyor”. Semt halkının içkici olduğunu, adam soyduğunu, evlerin mezbelelik olduğunu anlatıyor. Üstelik “ne elektrik, ne su öderler”.
Hakkı var; Sulukule’de birçok yoksul evin suyu, faturalar ödenemediğinden kesiktir. Roman kadınlar bütün gün mahalle çeşmesinden su taşırlar. Gözlerim Zafer Üskül’e dönüyor yine. Sorar mı, acaba neden ödemezler?
Derken, Amasya Ormanönü Köyü Derneği adına Şaban Demirci isimli bir zat mikrofona çağrılıyor. Şaşırıyoruz; bu dernek de nereden çıktı? Açıklıyor: “Bizim derneğin mahallede oturan 40-50 üyesi var da…”
Şaban Demir’e göre de mahallede kültür diye bir şey yok: “Hatta bir gün namaza giderken yolumu kestiler; gel, seni önce eğlendirelim, öyle git, diye. İnanın, mahalleye misafir getirmeye utanıyorum.” Komisyon başkanı bu komediye bir şey söylemiyor.
Protokol neden açıklanmıyor?
Sulukule Platformu adına Hacer Foggo, bir kültürü ve insanlarını İnsan Hakları Komisyonu önünde bu şekilde aşağılamanın bir insan hakkı ihlali olduğunu vurgulayarak başlıyor.
Zafer Üskül hemen dikiliyor yerinde: “Bir dakika” diyor, “burası İnsan Hakları Komisyonu’dur. Burada herkesin ifade özgürlüğü vardır, hiç kimsenin bu özgürlüğü engellenemez.”
Hacer yutkunuyor ve daha önce sayısız kez anlattıklarını çaresizce bir daha sıralıyor. Fatih Belediyesi’nin, TOKİ ile 2006’da imzaladığı Sulukule protokolünü, defalarca talep etmelerine rağmen, neden açıklamadığını soruyor. Yerel halktan kaç kişinin projeden ev alabildiğinin açıklanmasını istiyor. Evlerin çoğunlukla rantçılar tarafından kapatıldığını söylüyor.
Kendine göre “dünyanın en sosyal” projesini yapan Başkan Mustafa Demir, mahallenin sosyal durumu hakkında, karalamaya yönelik bilgiler dışında hiçbir bilgi vermeyerek, projenin ayrıntılarına geçiyor.
Sahi, bu mahallede hanelerin gelir düzeyi ne kadardır? Düzenli bir işe sahip kaç kişi vardır? Belediye kiracılara Taşoluk’taki evleri, mülk sahiplerine ise Sulukule’de yeni yapılacak konutları bedavaya vermeyeceğine göre, insan hiç mi merak etmez, acaba mahallelinin alım gücü ne kadardır?
Mustafa Demir, Belediye ile uzlaşmayı reddeden mülk sahiplerine yakında kamulaştırma tebligatlarını göndereceklerini açıklıyor. Bu, Sulukule’nin defterinin dürüldüğü anlamına geliyor. Komisyon’a şimdi bunu kayda geçirmek kaldı. Mahalleli, haklarının korunması için müracaat ettiği komisyonda, “temizlenmesi gereken bir ur” olduğunu öğrendi.
Sulukule temsilcileri hayal kırıklığı içinde Meclis’ten ayrılıyor. Her yerde itilip kakılmak neyse de, Meclis İnsan Hakları Komisyonu önünde aşağılanmak, üstüne bir de kamulaştırma haberini almak doğrusu fazla gelmişti. (NO/EZÖ)
29 Aralık 2007 Cumartesi
Sulukule Deprem Riski sebebiyle değil Rant sebebiyle yok olma tehlikesi içinde
"Sulukule'yi Deprem Değil Rant Yok Edecek
Sulukule'de yenileme ve acele kamulaştırma kararının Belediye yetkililerince sık sık dile getirilen gerekçelerinden bir tanesi de "afet riski"ydi. Jeoloji Mühendisleri Odası raporuysa bölgede "deprem riski yoktur" diyor.
http://www.bianet.org/bianet/kategori/bianet/103761/sulukuleyi-deprem-degil-rant-yok-edecek
BİA Haber Merkezi - İstanbul
24 Aralık 2007, Pazartesi
Neşe OZAN
Fatih Belediyesi'nin hazırladığı kentsel yenileme projesiyle adım adım bin yıllık ömrünün sonuna yaklaşan Sulukule'nin jeolojik zemin özellikleri açısından İstanbul'un güvenli bölgelerinden birisi olduğu ortaya çıktı.
Sulukule Roman Kültürünü Geliştirme ve Dayanışma Derneği'nin başvurusuyla Jeoloji Mühendisleri Odası'nın hazırladığı rapor, Sulukule'de "Deprem riski bakımından elverişsiz bir zemin yapısı bulunmamaktadır" diyor.
Belediye neye dayanarak "afet riski" var diyor?
Tarihi semt Sulukule'ye ilişkin "kentsel yenileme projesi", Bakanlar Kurulu'nun onayının ardından, 2005 yılının Kasım ayında Fatih Belediyesi tarafından kamuoyuna duyurulmuştu.
Mahallesiyle ilgili haberleri medyadan duyarak bilgilenen ve ne yapacağını şaşıran semt halkı, bir sene sonra ikinci şoku yaşadı: 2006 yılının Aralık ayında Belediye, Bakanlar Kurulu'ndan Sulukule için acele kamulaştırma kararı çıkarttı.
Sulukule'de "yenileme" ve "acele kamulaştırma kararı"nın Belediye yetkililerince sık sık dile getirilen gerekçelerinden bir tanesi de "afet riski", yani deprem tehlikesi. Aynı gerekçe Hükümetin Sulukule konusunda Birleşmiş Milletler (BM) ile yürüttüğü yazışmalarda da ön plana çıkıyor.
BM'nin barınma hakkı konusundaki özel raportörü Miloon Kothari'nin İnsan Hakları Konseyi'nin 18 Haziran 2007 tarihli oturumunda sunduğu raporda aktardığına göre, Türkiye hükümeti, yerel yönetimin 1999 depreminin olumsuz etkileri karşısında, deprem kuşağında olan bu bölge için gerekli önlemleri almaya karar verdiğini belirtiyor.
Oysa Jeoloji Mühendisleri Odası'nın 18 Aralık 2007 tarihli raporu semt zemininin İstanbul'un güvenli bölgelerinden olduğunu belirtiyor. Jeoeloji yüksek mühendisi Tahir Öngür ve jeoloji mühendisi Hadiye Yücel İnceoğlu tarafından hazırlanan rapor "bölgedeki zemin özelliklerinin herhangi bir risk içermediği, önlem alınmasını gerektirir bir ortam bulunmadığını" vurguluyor.
Fatih Belediyesi Sulukule'de kentsel yenileme ile yeni villaların yapılmasına karar verirken, deprem riskine işaret ediyordu. Oysa anlaşılıyor ki, Sulukule Romanlarını depremden çok, Belediye'nin kentin bu merkezi bölgesini rant kapısı haline getirerek, zenginlere peşkeş çekmek istemesi yerinden edecek.
Belediye proje bağlamında şimdiye dek üç yüzün üzerinde hak sahibi ile anlaştığını söylüyor, ne var ki, bunların yüzde 80'i yerel halktan değil, Romanların evlerini düşük fiyata kapatan üçüncü şahıslar.
"Osmanlı tarzı" villalar Sulukule'de hiç yaşamamış, Romanlarla yaşayan o özgün kültürel dokuyla hiçbir ilgisi olmayan kesimler için yapılıyor. Nitekim bu villaların gelecekteki sahiplerinden AKP Fatih ilçesi Yönetim Kurulu eski üyesi Recep Karaoğlu, Sulukule'den ev "kapattığı" için AKP yönetimi tarafından geçtiğimiz günlerde istifaya zorlanmış ve sonunda istifa ettirilmişti.
Açıklamasında AKP Fatih İlçe Başkanı Ahmet Baha'nın aynı kararlılıkla yenileme alanlarında yer alan parti üyelerini istifa ettirmesini temenni eden Karaoğlu, projenin derdinin, Romanları depreme karşı güvenli konutlara kavuşturmak değil, rantçıları kollamak olduğunu ortaya koyuyordu. (NO/EZÖ)
Sulukule'de yenileme ve acele kamulaştırma kararının Belediye yetkililerince sık sık dile getirilen gerekçelerinden bir tanesi de "afet riski"ydi. Jeoloji Mühendisleri Odası raporuysa bölgede "deprem riski yoktur" diyor.
http://www.bianet.org/bianet/kategori/bianet/103761/sulukuleyi-deprem-degil-rant-yok-edecek
BİA Haber Merkezi - İstanbul
24 Aralık 2007, Pazartesi
Neşe OZAN
Fatih Belediyesi'nin hazırladığı kentsel yenileme projesiyle adım adım bin yıllık ömrünün sonuna yaklaşan Sulukule'nin jeolojik zemin özellikleri açısından İstanbul'un güvenli bölgelerinden birisi olduğu ortaya çıktı.
Sulukule Roman Kültürünü Geliştirme ve Dayanışma Derneği'nin başvurusuyla Jeoloji Mühendisleri Odası'nın hazırladığı rapor, Sulukule'de "Deprem riski bakımından elverişsiz bir zemin yapısı bulunmamaktadır" diyor.
Belediye neye dayanarak "afet riski" var diyor?
Tarihi semt Sulukule'ye ilişkin "kentsel yenileme projesi", Bakanlar Kurulu'nun onayının ardından, 2005 yılının Kasım ayında Fatih Belediyesi tarafından kamuoyuna duyurulmuştu.
Mahallesiyle ilgili haberleri medyadan duyarak bilgilenen ve ne yapacağını şaşıran semt halkı, bir sene sonra ikinci şoku yaşadı: 2006 yılının Aralık ayında Belediye, Bakanlar Kurulu'ndan Sulukule için acele kamulaştırma kararı çıkarttı.
Sulukule'de "yenileme" ve "acele kamulaştırma kararı"nın Belediye yetkililerince sık sık dile getirilen gerekçelerinden bir tanesi de "afet riski", yani deprem tehlikesi. Aynı gerekçe Hükümetin Sulukule konusunda Birleşmiş Milletler (BM) ile yürüttüğü yazışmalarda da ön plana çıkıyor.
BM'nin barınma hakkı konusundaki özel raportörü Miloon Kothari'nin İnsan Hakları Konseyi'nin 18 Haziran 2007 tarihli oturumunda sunduğu raporda aktardığına göre, Türkiye hükümeti, yerel yönetimin 1999 depreminin olumsuz etkileri karşısında, deprem kuşağında olan bu bölge için gerekli önlemleri almaya karar verdiğini belirtiyor.
Oysa Jeoloji Mühendisleri Odası'nın 18 Aralık 2007 tarihli raporu semt zemininin İstanbul'un güvenli bölgelerinden olduğunu belirtiyor. Jeoeloji yüksek mühendisi Tahir Öngür ve jeoloji mühendisi Hadiye Yücel İnceoğlu tarafından hazırlanan rapor "bölgedeki zemin özelliklerinin herhangi bir risk içermediği, önlem alınmasını gerektirir bir ortam bulunmadığını" vurguluyor.
Fatih Belediyesi Sulukule'de kentsel yenileme ile yeni villaların yapılmasına karar verirken, deprem riskine işaret ediyordu. Oysa anlaşılıyor ki, Sulukule Romanlarını depremden çok, Belediye'nin kentin bu merkezi bölgesini rant kapısı haline getirerek, zenginlere peşkeş çekmek istemesi yerinden edecek.
Belediye proje bağlamında şimdiye dek üç yüzün üzerinde hak sahibi ile anlaştığını söylüyor, ne var ki, bunların yüzde 80'i yerel halktan değil, Romanların evlerini düşük fiyata kapatan üçüncü şahıslar.
"Osmanlı tarzı" villalar Sulukule'de hiç yaşamamış, Romanlarla yaşayan o özgün kültürel dokuyla hiçbir ilgisi olmayan kesimler için yapılıyor. Nitekim bu villaların gelecekteki sahiplerinden AKP Fatih ilçesi Yönetim Kurulu eski üyesi Recep Karaoğlu, Sulukule'den ev "kapattığı" için AKP yönetimi tarafından geçtiğimiz günlerde istifaya zorlanmış ve sonunda istifa ettirilmişti.
Açıklamasında AKP Fatih İlçe Başkanı Ahmet Baha'nın aynı kararlılıkla yenileme alanlarında yer alan parti üyelerini istifa ettirmesini temenni eden Karaoğlu, projenin derdinin, Romanları depreme karşı güvenli konutlara kavuşturmak değil, rantçıları kollamak olduğunu ortaya koyuyordu. (NO/EZÖ)
16 Aralık 2007 Pazar
"Sulukule Örneğinde Kentsel Dönüşüm Gerçekleri" konulu toplantı

Editör: Gizem ERDOĞAN
Planlama.Org
10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası Kapsamında yapılan "Sulukule Örneğinde Kentsel Dönüşüm Gerçekleri" konulu toplantı; İnsan Yerleşimleri Derneği Başkanı Mimar Korhan Gümüş, Sulukule Platformu'ndan; Hacer Foggo ve Neşe Ozan; Sulukule Roman Kültürünü Geliştirme ve Dayanışma Derneği Başkan Şükrü Punduk Konuşmacı olarak iştiraki ile Tarih ve Toplum Bilimleri Enstitüsünde yapıldı.
Neşe Ozan ;sosyal yapıya değindiği konuşmasında; evlerin tapu tahsis belgeli olduğunu karşılaştığı evlerin 2-3 tanesinin tapusuz olduğunu söyledi. Hacer Foggo'nun 25 ev yıkıldı demesine atıfla evlerin el değiştiren evler olduğu; bunun sebebinin kamulaştırma korkusu, nedeninin ise " biz ciddiyiz imajı" olduğunu belirtti.
Mahallelinin %83'ü 10 seneden fazla bir süredir burada oturuyor olduğunu yarıya yakınının ise 40 seneden fazadır mahallede oturduğunu, bazılarının ise Osmanlı tapularına sahip olduğunu söyledi. Mahallede herkesin bir şekilde birbirleriyle akraba olduğunu; içlerine kapalı yaşadıklarını; bunun nedeninin de "dış dünyada" maruz kaldıkları ayrımcılık olduğunu sözlerine ekledi.
Sulukulelilerin yarısına yakınının 500 YTL'nin altında gelir sahibi olduklarını, açlık sınırının 600 YTL olmasına rağmen; Sulukule'de açlıktan ölen kimsenin olmadığını söyledi. Bunun nedenini mahalle içindeki ekonomi olduğuna bağlayan Ozan; bunu bakkaldan alabildikleri 1 YTL lik peynir, komşuların getirdiği bir tas çorba ya da evde pişirilip mahalle kahvesinde satılan aşure gibi örneklerle açıkladı. Dışarıda iş sahibi olmanın mahallede çok nadir olduğu; ancak Sulukule projesine muhalefet arttıkça belediyede işe mahallelinin alımının başladığını belirtti. Mahalleli kadınların ise etraftaki konfeksiyon atölyelerinde çalıştığını söyledi.
Korhan Gümüş konuşmasında; BM özel raportörünün projeye dair olan;
· Halkın görüşünün alınmamış olması.
· Yaşam ekonomisini alt üst etmiş olması. tespitlerine değindi.
UNESCO'nun tarihi kentler listesinden silinmesi tehdidine karşılık belediyenin; dış kaynakların baskısı nedeniyle böyle projeler üretmek durumunda kalıyoruz savunmasının ve bu savunmanın deprem riski ile desteklendirilip, projelerin koruma yaklaşımına uyduğunu söyleyen savunmalarını eleştirdi.
Belediyenin yaptığı anketler sonucunda %73 oranında yaşayanların yerlerini terk etmek istemediklerinin ortaya konduğuna dikkati Çeken Gümüş; yapılmak istenen projede "Osmanlı Mahallesi yansıtacağım" iddiasının olduğunu oysa bahsedilen Osmanlı'nın hangi dönem olduğunun problem olduğunu, bahsedilenin bir tarih ütopyası olarak adlandırılabilineceğini, bunun 19.yy historist mimari anlayışı olduğunu söyledi. Bunun İslami devlet inşasına yönelik fundamantalist yaklaşımlara bağlı ve tuhaf bir durum olarak gördüğünü söyledi. Ayrıca projede bahsedilen "surlara uyumlu konut" kavramının ortaya atıldığının ve bunun ne demek olduğunun anlaşılamadığını belirtti.
Projede mevcut yaşayanların ihtiyaçlarını düşünmediğini; tüm Sulukulenin altının projede otopark haline getirildiğini söyledi.
Bu projede sadece aç gözlü rant kavgacılarının yada ekonomik aktörleri himaye altına alan politikacıların değil kendilerini gizleyen tasarım gruplarının var olduğuna değinerek, yatırımcının karar verici değil, pasif olması gerektiğini söyledi. "insanlar da bağımlı birer seçmen haline gelmiştir." diyerek konuşmasını bitirdi. Ayazmalı ve Gülsuyu`nda yaşayanlarında katıldığı toplantıda ortak sorunların ve belediyenin ortak yaklaşımın olup olmadığı tartışıldı.
Planlama.Org
10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası Kapsamında yapılan "Sulukule Örneğinde Kentsel Dönüşüm Gerçekleri" konulu toplantı; İnsan Yerleşimleri Derneği Başkanı Mimar Korhan Gümüş, Sulukule Platformu'ndan; Hacer Foggo ve Neşe Ozan; Sulukule Roman Kültürünü Geliştirme ve Dayanışma Derneği Başkan Şükrü Punduk Konuşmacı olarak iştiraki ile Tarih ve Toplum Bilimleri Enstitüsünde yapıldı.
Neşe Ozan ;sosyal yapıya değindiği konuşmasında; evlerin tapu tahsis belgeli olduğunu karşılaştığı evlerin 2-3 tanesinin tapusuz olduğunu söyledi. Hacer Foggo'nun 25 ev yıkıldı demesine atıfla evlerin el değiştiren evler olduğu; bunun sebebinin kamulaştırma korkusu, nedeninin ise " biz ciddiyiz imajı" olduğunu belirtti.
Mahallelinin %83'ü 10 seneden fazla bir süredir burada oturuyor olduğunu yarıya yakınının ise 40 seneden fazadır mahallede oturduğunu, bazılarının ise Osmanlı tapularına sahip olduğunu söyledi. Mahallede herkesin bir şekilde birbirleriyle akraba olduğunu; içlerine kapalı yaşadıklarını; bunun nedeninin de "dış dünyada" maruz kaldıkları ayrımcılık olduğunu sözlerine ekledi.
Sulukulelilerin yarısına yakınının 500 YTL'nin altında gelir sahibi olduklarını, açlık sınırının 600 YTL olmasına rağmen; Sulukule'de açlıktan ölen kimsenin olmadığını söyledi. Bunun nedenini mahalle içindeki ekonomi olduğuna bağlayan Ozan; bunu bakkaldan alabildikleri 1 YTL lik peynir, komşuların getirdiği bir tas çorba ya da evde pişirilip mahalle kahvesinde satılan aşure gibi örneklerle açıkladı. Dışarıda iş sahibi olmanın mahallede çok nadir olduğu; ancak Sulukule projesine muhalefet arttıkça belediyede işe mahallelinin alımının başladığını belirtti. Mahalleli kadınların ise etraftaki konfeksiyon atölyelerinde çalıştığını söyledi.
Korhan Gümüş konuşmasında; BM özel raportörünün projeye dair olan;
· Halkın görüşünün alınmamış olması.
· Yaşam ekonomisini alt üst etmiş olması. tespitlerine değindi.
UNESCO'nun tarihi kentler listesinden silinmesi tehdidine karşılık belediyenin; dış kaynakların baskısı nedeniyle böyle projeler üretmek durumunda kalıyoruz savunmasının ve bu savunmanın deprem riski ile desteklendirilip, projelerin koruma yaklaşımına uyduğunu söyleyen savunmalarını eleştirdi.
Belediyenin yaptığı anketler sonucunda %73 oranında yaşayanların yerlerini terk etmek istemediklerinin ortaya konduğuna dikkati Çeken Gümüş; yapılmak istenen projede "Osmanlı Mahallesi yansıtacağım" iddiasının olduğunu oysa bahsedilen Osmanlı'nın hangi dönem olduğunun problem olduğunu, bahsedilenin bir tarih ütopyası olarak adlandırılabilineceğini, bunun 19.yy historist mimari anlayışı olduğunu söyledi. Bunun İslami devlet inşasına yönelik fundamantalist yaklaşımlara bağlı ve tuhaf bir durum olarak gördüğünü söyledi. Ayrıca projede bahsedilen "surlara uyumlu konut" kavramının ortaya atıldığının ve bunun ne demek olduğunun anlaşılamadığını belirtti.
Projede mevcut yaşayanların ihtiyaçlarını düşünmediğini; tüm Sulukulenin altının projede otopark haline getirildiğini söyledi.
Bu projede sadece aç gözlü rant kavgacılarının yada ekonomik aktörleri himaye altına alan politikacıların değil kendilerini gizleyen tasarım gruplarının var olduğuna değinerek, yatırımcının karar verici değil, pasif olması gerektiğini söyledi. "insanlar da bağımlı birer seçmen haline gelmiştir." diyerek konuşmasını bitirdi. Ayazmalı ve Gülsuyu`nda yaşayanlarında katıldığı toplantıda ortak sorunların ve belediyenin ortak yaklaşımın olup olmadığı tartışıldı.
14 Aralık 2007 Cuma
Mustafa Demir MSGSÜ’de Sulukule projesini anlattı
Derya Nüket Özer
12 Aralık günü Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir MSGSÜ Mimarlık Fakültesi’nde Sulukule kentsel yenileme projesi hakkında bilgi verdi. Günün izlenimleri kısaca şöyle:
- Mustafa Demir, genel olarak Fatih’teki kentsel yenileme projelerini sıralayarak başladı sunumuna. Fener-Balat, Ayvansaray, Sulukule .. Kentsel yenileme projelerinin amaçlarını anlattığı bu genel girişte, bir cümlesi çok dikkat çekici idi. İster istemez altını çizme gereği duyuyor insan. “Bir zamanlar beyefendilerin yaşadığı bu yerlerde şimdi işgalciler yaşıyor.”
Yani, Sayın Demir galiba şunu demek istedi: “Biz burada yaşayan herkesi buraya yakışmayan insanlar olarak görüyoruz, beyefendileri yeniden buralara çekmeye çalışacağız.”
- Sayın Demir o çok tartışmalı 5366 sayılı yasanın önemini özellikle vurguladı. “5366 yasaya ihtiyacımız vardı. Yasa oluşturulurken Fatih Belediyesi'nin büyük katkıları oldu. 5366 sayılı yasa elimizi güçlendiriyor” dedi. Hizmet alanındaki halka hizmeti amaçlayan bir belediye başkanının ağzından duyulunca kulağa tuhaf gelen bir cümle idi bu. “Kime, neye karşı?” diye sormadan edemiyor insan. Demek ki yürütülen yenileme projeleri halkla ortak gerçekleştirilen işler değil, birilerine karşı yürütülen bir mücadele.
- Bir başka veciz söz, “Mülk sizin ama şehir hepimizin”di.
- Sunum, proje alanındaki evlerin içler acısı durumunu yansıtmaya odaklanmıştı. Nedense, iyi durumdaki evler, tescilli yapılar sunumda yoktu.
- Yine sunumda bölgede daha önce belediye tarafından yaptırılan anketin bazı verileri yer alıyordu. Aktarılan veriler sınırlıydı. Nedense “mesleki kurs almak ister misiniz” sorusuna “hayır” diyenlerin oranının yüzde 50’yi aşkın olduğu vurgulanarak gösteriliyor ama nedense yine aynı ankette yer alan “semtten ayrılmak istemeyenlerin” oranının yüzde 79 olduğundan hiç bahsedilmiyordu.
- Sayın Demir, Sulukule Kentsel Yenileme avan projesinin 2 Kasim’da Yenileme Kurulu’nda onaylandığını, belediye meclisi ve Büyükşehir Belediye Başkanı’nın da onaylaması ile kesinlik kazanacağını, en geç Şubat ayında da uygulamaya başlanacağını söyledi. Bu arada, projenin bugüne kadar 17 kez tadil edildiğini de vurguladı.
- İzleyiciler projeyi çeşitli yönleriyle eleştirdiler. Bir izleyici belediye başkanına “bari iyi bir şey söyleyin, mesela projede değişiklik yapılabilir mi?” diye sordu. Başkanın verdiği cevap şöyleydi: “Hayır, değiştirilemez. Kiracılar kuralarını çektiler. Onlara haksızlık olur”.
Yani bir kez daha ortaya çıktı ki, Fatih Belediyesi’nin 30 Kasım tarihindeki Çok Ortaklı Komisyon toplantısını 7 Aralık’a ertelemesi ve aradaki zamanda alelacele kura çekimi düzenlemesi hiç de tesadüf değil. Ve belediyenin gözünde Çok Ortaklı Komisyon yalnızca bir oyalama aracı.
- Mustafa Demir sunumunda Sulukule halkı, Sulukule Platformu katılımcıları, milletvekilleri Ufuk Uras ve Zafer Üskül’le yapılan görüşmelerin, Avrupa Parlamentosu toplantısının fotoğraflarını gösterdi. Bütün bu görüşmelerin ve toplantıların Sulukuleliler tarafından ısrarla talep edilerek gerçekleştirildiğini vurgulamayı nedense ihmal etti. Kim bilir belki MSGSÜ’deki toplantının fotoğrafları da bir gün yabancı misafirlere gösterilecek, “bakın üniversitelere de bilgi verdik, görüş aldık” diye. Oysa MSGSÜ’de Sayın Demir’in sunduğu projeyi olumlu bulan tek bir öğrenci, tek bir hoca yoktu. “Bari iyi bir şey söyleyin, projeyi değiştirilebilir mi?” sorusu bütün toplantıyı özetliyordu.
12 Aralık günü Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir MSGSÜ Mimarlık Fakültesi’nde Sulukule kentsel yenileme projesi hakkında bilgi verdi. Günün izlenimleri kısaca şöyle:
- Mustafa Demir, genel olarak Fatih’teki kentsel yenileme projelerini sıralayarak başladı sunumuna. Fener-Balat, Ayvansaray, Sulukule .. Kentsel yenileme projelerinin amaçlarını anlattığı bu genel girişte, bir cümlesi çok dikkat çekici idi. İster istemez altını çizme gereği duyuyor insan. “Bir zamanlar beyefendilerin yaşadığı bu yerlerde şimdi işgalciler yaşıyor.”
Yani, Sayın Demir galiba şunu demek istedi: “Biz burada yaşayan herkesi buraya yakışmayan insanlar olarak görüyoruz, beyefendileri yeniden buralara çekmeye çalışacağız.”
- Sayın Demir o çok tartışmalı 5366 sayılı yasanın önemini özellikle vurguladı. “5366 yasaya ihtiyacımız vardı. Yasa oluşturulurken Fatih Belediyesi'nin büyük katkıları oldu. 5366 sayılı yasa elimizi güçlendiriyor” dedi. Hizmet alanındaki halka hizmeti amaçlayan bir belediye başkanının ağzından duyulunca kulağa tuhaf gelen bir cümle idi bu. “Kime, neye karşı?” diye sormadan edemiyor insan. Demek ki yürütülen yenileme projeleri halkla ortak gerçekleştirilen işler değil, birilerine karşı yürütülen bir mücadele.
- Bir başka veciz söz, “Mülk sizin ama şehir hepimizin”di.
- Sunum, proje alanındaki evlerin içler acısı durumunu yansıtmaya odaklanmıştı. Nedense, iyi durumdaki evler, tescilli yapılar sunumda yoktu.
- Yine sunumda bölgede daha önce belediye tarafından yaptırılan anketin bazı verileri yer alıyordu. Aktarılan veriler sınırlıydı. Nedense “mesleki kurs almak ister misiniz” sorusuna “hayır” diyenlerin oranının yüzde 50’yi aşkın olduğu vurgulanarak gösteriliyor ama nedense yine aynı ankette yer alan “semtten ayrılmak istemeyenlerin” oranının yüzde 79 olduğundan hiç bahsedilmiyordu.
- Sayın Demir, Sulukule Kentsel Yenileme avan projesinin 2 Kasim’da Yenileme Kurulu’nda onaylandığını, belediye meclisi ve Büyükşehir Belediye Başkanı’nın da onaylaması ile kesinlik kazanacağını, en geç Şubat ayında da uygulamaya başlanacağını söyledi. Bu arada, projenin bugüne kadar 17 kez tadil edildiğini de vurguladı.
- İzleyiciler projeyi çeşitli yönleriyle eleştirdiler. Bir izleyici belediye başkanına “bari iyi bir şey söyleyin, mesela projede değişiklik yapılabilir mi?” diye sordu. Başkanın verdiği cevap şöyleydi: “Hayır, değiştirilemez. Kiracılar kuralarını çektiler. Onlara haksızlık olur”.
Yani bir kez daha ortaya çıktı ki, Fatih Belediyesi’nin 30 Kasım tarihindeki Çok Ortaklı Komisyon toplantısını 7 Aralık’a ertelemesi ve aradaki zamanda alelacele kura çekimi düzenlemesi hiç de tesadüf değil. Ve belediyenin gözünde Çok Ortaklı Komisyon yalnızca bir oyalama aracı.
- Mustafa Demir sunumunda Sulukule halkı, Sulukule Platformu katılımcıları, milletvekilleri Ufuk Uras ve Zafer Üskül’le yapılan görüşmelerin, Avrupa Parlamentosu toplantısının fotoğraflarını gösterdi. Bütün bu görüşmelerin ve toplantıların Sulukuleliler tarafından ısrarla talep edilerek gerçekleştirildiğini vurgulamayı nedense ihmal etti. Kim bilir belki MSGSÜ’deki toplantının fotoğrafları da bir gün yabancı misafirlere gösterilecek, “bakın üniversitelere de bilgi verdik, görüş aldık” diye. Oysa MSGSÜ’de Sayın Demir’in sunduğu projeyi olumlu bulan tek bir öğrenci, tek bir hoca yoktu. “Bari iyi bir şey söyleyin, projeyi değiştirilebilir mi?” sorusu bütün toplantıyı özetliyordu.
12 Aralık 2007 Çarşamba
Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir MSGSÜ'de
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin düzenlediği, geleneksel hale gelen, her hafta kentle ilgili konular hakkında fikir paylaşımlarına sahne olan, “Çarşamba Seminerleri” isimli toplantılarında bu hafta, Sulukule’de yapılan projeyi anlatmak üzere Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir vardı. Demir, sunuşuna, Fatih Belediyesi’nin yapmakta olduğu tüm kentsel yenileme projelerini kısaca tanıtarak başladı. Anemos zindanları, Tekfur Sarayı, Zeyrek Sarnıcı gibi alanların restorasyonunu yapma işine giriştiklerini açıklayan Demir, 5366 sayılı yasanın oluşumuna Fatih Belediyesi’nin yapmış olduğu katkıları vurguladı. Fatih’teki kentsel yenileme alanlarını 5 grupta incelediklerini belirten Demir, bu 5 grubun oluşturulabilmesine dair kriterlerini belirtti.
Bu kriterler şu şekildeydi:
1) Ekonomik ömrü tamamlanmamış,
2) İç göçe maruz kalmış,
3) Çarpık kentleşmenin görüldüğü,
4) Deprem açısından riskli,
5) Eski eserlerin yok olmasına sebebiyet veren,
6) Yoğunluğu az bölgeler.
Sulukule Mahallesi
Yaptığı uzun giriş konuşmasının ardından Neslişah ve Hatice Sultan Mahalleleri özelinde konuşmaya başlayan Belediye Başkanı, bölgenin 90 000 metrekare büyüklüğünde toplam alana ve 12 adaya sahip olduğunu belirtti. Bölgede nerelerin yenileme alanı ilan edilmesi gerektiğini düşünürken herhangi bir eleştiriye maruz kalmamak için belirli kriterler belirlediklerini söyleyen Demir, “Bir önceki dönemde sur koruma bandı olarak belirlenen bölgenin iç tarafını yenileme alanı olarak ilan ettik.” diye konuştu. Bu şekilde, vatandaşlardan “neden benim evim yenileme alanında da diğerinin evi o alanda değil.” gibi bir eleştiri geldiğinde söyleyeceklerinin belli olacağını söyledi.
Sulukule’de Uygulanacak Olan Yenileme Projesi
Belediye Başkanı, projenin, orada yapılabilecek en sosyal içerikli proje olduğunu iddia etmesinin yanı sıra, kiracılara ve hatta kendi deyimiyle, ‘işgalcilere’ dahi kimi haklar tanıdıklarını vurguladı. Ayrıca Demir, Türkiye’deki ekonomik koşullar içerisinde, kendi belirledikleri 15 yıla yayılmış taksitlendirme koşullarından daha iyi koşulların sunulmasının imkânsız olduğu iddiasında da bulundu.
Selim Velioğlu ve Mehmet Ali Yücel’in müellifi olduğu projenin hedefinin ‘bölge halkının yaşam koşullarının iyileştirilmesi’, aktörlerinin ise, ‘mülk sahipleri ve kiracılar’ olduğunu belirten Demir, kendi deyimiyle ‘işgalcilere’ dahi kimi haklar tanıyacaklarını açıkladı.
TOKİ ve Belediye ortaklığı ile geliştirilecek proje ile ilgili olarak “TOKİ bizim müteahhidimiz.” açıklamasını yapan Demir, TOKİ’nin başka yerlerde uygulamakta olduğu Kentsel Yenileme Projelerindeki konut edindirme şartlarının yanında Sulukule’ye ayrıcalın sağlandığını, en fazla 10 yıllık taksitlendirmenin bu bölgeye özel olarak 15 yıla çıkarıldığını belirtti. Projenin ilk ortaya çıkışından itibaren kendisine gelen eleştirilere önceden cevap vermeyi uygun gören Demir, Sulukule’deki evlerin arsalarının metrekaresine neden 500 YTL gibi düşük bir fiyat verdiklerini şu şekilde açıkladı: “TOKİ, konut yaparken arsa fiyatlarını da göz önünde bulundurarak, bitmiş evlere bir fiyat biçiyor. Bu fiyatı en alt seviyeye çekebilmek, oradaki halkı mağdur etmemek için optimum bir fiyat belirlememiz gerekiyordu, yaptığımız çalışmalar sonucu en iyi fiyat buydu.”
Projenin Karşısında Akademisyen ve Öğrenciler
Mustafa Demir’in sunumunu bitirmesinden hemen sonra, bir tür soru yağmuru başladı. Bir anlamda, toplantının en hararetli ve ufuk açıcı kısmı bu yorumlar bölümüydü.
Öncelikle Prof. Dr. İsmet Okyay, Sulukule’de bugün yaşayan halkın oradan başka bir yere taşınmak zorunda bırakılmasının en büyük sorun olduğunu ifade ederek şu şekilde konuştu:“Burada yapılan proje hızla yürüyor, ancak kamuoyuna yeni yansıdı. Bir tarafta Bizans Surları, diğer tarafta da önemli bir ulaşım aksı bulunuyor. Uzun yıllardır yerleşimin olduğu bu bölgede şu anda oldukça kötü şartlarda oturuluyor. Bu sağlıksız koşulların düzeltilmesi, bölgenin sıhhileştirilmesi kesinlikle gerekiyor. Bunun karşısında duran kimse olamaz. Ancak, yapılmaya çalışılan proje ile ilgili en büyk sorun, burada yaşamakta olan halkın 40 kilometre ötedeki bir yere taşınacak olmasıdır. Bu halk 100 yıllardır bu bölgede yaşıyor, kendilerine özgü bir yaşam biçimleri, müzikleri var. Roman müziği, Türk müziğinin en önemli renklerinden birini oluşturuyor. Bunca yıldır oluşturdukları mekân organizasyonları da kendi kültürlerine ve müzik yaratıcılıklarını ortaya çıkarabilmelerine elverişli tarza biçimlenmiş. Bu proje tüm bu anlatılanlara cevap veremeyecektir. O bölgeye varlıklı kesimin taşınmasının sağlanması kabul edilemez. Belediye bu bölgedeki projeyi yaparken maddi külfet altına girecek ve büyük miktarı sübvanse etmek pahasına o insanları orada tutacaktı, ancak bu tercih edilmedi.”
“Mekân toplumsal pratiklerin ürünüdür”
Bu yoruma Doç. Dr. Murat Cemal Yalçıntan ise şöyle bir eklemede bulundu: “Her mekân, o mekânı yaratanların kültürel ve toplumsal pratikleriyle şekil alır. Organik biçimde oluşan her yerde bu şekillenmeyi görebiliriz. Buna en iyi örnekler arasında gecekondu mahalleleri sayılabilir. Şu ana kadar hiçbir kamu otoritesi bu pratikleri göz önünde bulunduran bir planlama sistemine girişmedi.”
Bu iki yoruma cevap olarak Mustafa Demir, “Yaşam tiplerine dair çalışmalar yapıldı ve projede yaşanacak mekânlar avlulu, iki katlı evler şeklinde tasarlandı. Burada o insanlar oturacak.” şeklinde konuştu. Kiracıları buraya yerleştiremeyeceklerinden, bunun için yeterli mekânın bulunmadığından dem vuran Demir, kiracıların durumuyla ilgili olarak TOKİ’nin yaptığı Taşoluk’taki evlerin kurayla dağıtımı dışında herhangi bir seçenek olmadığını açıkladı. Bununla birlikte, “Her isteyen yaşadığı bölgede kalmaya devam edebilecek mi?” sorusuna, “Kendi paşa gönülleri bilir.” Şeklinde karşılık verdi. Ancak, Sulukule’de yaşamakta olan halkın çok yoksul olduğuna vurgu yapılsa da, hala şu anki Sulukule bölgesinde yapılmakta olan evlerin fiyatlarıyla ilgili bir bilgi bulunmuyor.
Kullanım Değeri / Değişim Değeri
Ardından, Doç. Dr. Erbatur Çavuşoğlu, çok önemli eleştirileri büyük bir açıklıkla dile getirdi. Çavuşoğlu, 5366 sayılı yasanın, oldukça büyük eksikliklere ve hatta yanlışlıklara sahip olmasına karşılık, neden Fatih ve Beyoğlu Belediyeleri arasında bir türlü paylaşılamadığını anlayamadığını belirtti. Özellikle şehircilik alanında, hak sahipliği gibi meselelere, kullanım değeri ve değişim değeri olarak iki ayrı kavram üzerinden bakıldığını vurgulayarak, Fatih’te yapılmakta olan bu projenin yalnızca değişim değeri üzerinden yapılan analizlerle geliştirildiğini, bu bakış açısının, yapılan araştırmalardaki yalnızca rakamlara dayalı verilerden de anlaşıldığını belirtti. Konuşmasına, TOKİ başkanının kentsel yenileme bölgelerinden ‘suç odakları’ olarak bahsetmesini hatırlatarak devam eden Çavuşoğlu, Demir’e bu görüşe katılıp katılmadığını sormasına karşılık Başkan’dan herhangi bir yanıt gelmedi. Özellikle milletvekillerinin de bu bölgeden ev almasının büyük bir skandal yarattığını, bu yüzden de yapılan projenin, her ne kadar “iyi niyetli” olsa da, bu gibi sıkıntılar sonucu kirlendiğini dile getirdi.
Sonuç olarak yapılan projeleri “çok şirin projeler” olarak niteleyen Çavuşoğlu, bu mahalledeki yaşamı göz önünde bulundurmadıklarının, tam anlamıyla o yaşam pratiklerini yok ettiklerinin altını çizdi. Son olarak, siyasilerin her konuyu bilmek zorunda olmadığını, ancak danışmanları sayesinde daha iyi işler yapabileceğini Belediye Başkanına bu konularda daha bilgili, daha sosyal projeler yapabilecek danışmanlar bulması gerektiğini, belirtti.
Proje değişebilir mi?
Doç. Dr. Murat Cemal Yalçıntan, bütün üniversitelerin görevinin bu gibi projelerde danışmanlık yapmak olduğunu, hatta bunun illa ki maddi bir karşılığının olması gerekmediğini belirtmesinin ardından Belediye’nin proje komisyonuna gittiğinde karşılaştığı durumu herkese anlattı. Yalçıntan, komisyon toplantısına katıldığında gündemin, konuşulacak konuların, hatta oturum yöneticisinin bile önceden belirlenmiş olmasının hiç de demokratik olmadığını belirtti.
Bunun üzerine, “Bunca katkının ardından projenin değişme imkânı var mı?” sorusuna ise, Belediye Başkanının verdiği, “Proje artık onaylandı, bundan sonra değişemez.” şeklindeki cevap tepkiyle karşılandı.
fotoğraflar ve haber:mimdap
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)














